Oluşturulan forum yanıtları
- YazarYazılar
-
FeeLinGKatılımcıTekkede, medresede, manastırda, kilisede,
Bir cennet cehennem kaygısıdır sürüp gitmede.
Oysa yüce varlığın sırlarına eren kişi
Bunların tohumunu uğratmaz düşüncesine
Girme şu alçakların hizmetine:
Konma sinek gibi pislik üstüne.
İki günde bir somun ye, ne olur!
Yüreğinin kanını iç de boyun eğme.
FeeLinGKatılımcıKim demiş haram nedir bilmez Hayyam?
Ben haramı helalı karıştırmam:
Seninle içilen şarap helaldir,
Sensiz içtiğim su bile haram.
FeeLinGKatılımcıCENNET CEHENNEM
Sevgiyle yoğurulmamışsa yüreğin,
Tekkede manastırda eremezsin.
Bir kez gerçekten sevdinmi bu dünyada,
Cennetin, Cehennemin üstündesin.ÖMER HAYYAM
GENÇLİK BİR KİTAPTI OKUDUKGençlik bir kitaptı, okuduk bitti;
Canım bahar geçti çoktan, kış şimdi.
Hani sevincin, o cıvıl cıvıl kuş?
Nasıl, ne zaman geldi, nasıl gitti?ÖMER HAYYAM
GEÇMİŞ OLAN DÜNgeçmiş olan dünden hiç yad etme
yarın da gelmemişken feryad etme
düşünme geleceği de geçmişi de
şimdi şen ol da yaşamı berbad etmeÖMER HAYYAM
CANIMIZTenden çıkagörsün hele bir kez canımız ,
Tuğlayla kapar üstümüzü, dostlarımız
Bir başkasının kabrini örtsün diyerek
Bir günde bizim, tuğla olur toprağımız .ÖMER HAYYAM
BOŞTUREy kör bu yer bu gök bu yıldızlar boştur boş
Bırak onu bunuda gönlünü hoş tut hoş
Durmadan kurulup dağılan bu evrende
Bir nefestir alacağın oda boşturÖMER HAYYAM
Uğrunda Dertlere DüştüğümUğrunda dertlere düştüğüm sevgili
Bir başkasına tutulmuş o da dertli
Derdimin dermanı kendi derdinde
Hekim hasta olunca kime gitmeli?
Arkadaş Dünya İçin Boş Yere Üzülmearkadaş dünya için boş yere üzülme
şu hurda dünya için gereksiz yere üzülme
var olan zaten geçti yok da ortada yok
şen ol da var için yok için üzülmeÖmer Hayyam
Niceleri GeldiNiceleri geldi neler istediler
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler
Sen; hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler
Bu dünya kimseye kalmaz bilesin
Ergeç kuyusunu kazar herkesin
Tut ki, Nuh kadar yaşadın zorbela
Sonunda yok olacak sen değil misin?Ömer Hayyam
GÜL BAHÇESİGece gül bahçesinde ararken seni
Gülden gelen kokun sarhoş etti beni
Seni anlatmaya başlayınca güle
Baktım kuşlar da dinliyor hikayemi.
FeeLinGKatılımcıVardı Büzüşüp Utanan
bu ne tehlikeli mürebbiye: bakınca ezberle
yeceğim bir hadis gibi yaz
geçecekti sonbahara doğru süratli bir otomobil;ah tabii o şimdi ölmüş
görünen çocuğun bir rehbere anlattığı son
aşk nedir biliyor musun seni üçüncü tekil şahıs
sayan seferde askerin sol üst cebindeki resim
de arkalarda durup başını öne eğen ilk adam;büyük bir gülümsemeyle geçecekti yaz
dığım bir hikayenin bütün kahramaları
kutsal bir viyolonselden porteye doğru
geçecekti sonbahara süratli bir otomobil
içersinde sarı saçlı iblis ve herhangi bir tanrı
ya inanmak mıydı çıplak modelin apışına yağan
kar, teni tutan boran, ağzı kitleyen zemheri;istikrarlı bir çekiliş yaşıyorduk sevişme
lerimizde memelerimiz vardı büzüşüp utanan
ların önünde hatim indirdim dudaklarımı
dudaklarınıza matem tülü üstünden
yazdı
FeeLinGKatılımcıÖlümü De Kusacağım
çınar ağaçları olum orucunda
haşarat ayaklarımla geldim geceye
bu şehir şimdilik surda unutulsun
uzun bir bıçak vardı ya avlucumda
kendi kendini kanatırdı sessizcesevdiğim adamın adi: sokak adları
sokak atları ve sokaksız yalnızlığım
içimde tuzlu bir magma taşırmışçasına
yüzüme geldim yüzümde kuru cam yaprakları
camlar dediysem inanmanız da gerekmez
pencerelerden sarkıtılan
kaçık erkek çorapları.. aaah!olum!
zulmettikçe hicvedeceğim seni
içeceğim anasını satayım
kusacağım da! her yere bakan gözlerimle…
tut elimden İstanbul!
tut elimden pis orospu!
tut ki elim sana bir mektup gibi kanasın
tut ki elim bir an olsun sıcak
bir an olsun bir sübyan ağlayışı gibi
imzasız kalsın!
FeeLinGKatılımcıOkul Arkadaşı
Aynı ranzada uyumuştuk seninle
yatılı okula benzeyen bir sevdada,
üstte kim yatabilirdi ki: Elbette yeryüzü!
altta kim yatabilirdi ki: Elbette gözlerimizdeki intihar süsü!
birbirimizi düşündüğümüz gizli saklı rüyalarla
kim mutlu olabilirdi ki: Elbette günah dürtüsü!Nasıl tabir edilir ki artık veda kabusları..
şimdi çift kişilik yataklardayız başka
başka insanlarla! Başka başka hayatlarda!ama hiçbir iyi geceler! ağlatmıyor beni
ağlatmıyor senin karanlığın içinden duyulan
küçük hıçkırıkların kadar hala!
FeeLinGKatılımcıYasasin Cumhuriyet
Golkoy Adinda Bir Yer Varmis Gelibolu’da
Televizyonda Gosterdiler Gecen Gun.
Gelenek Edinmis Koy Halki,
“ben Kendimi Bildim Bileli Bu Boyledir”
Diyor Muhtar:
29 Ekim’de Toptan Sunnet Ederlermis Cocuklarini…
Derken Ekranda Entarili Bir Cocuk Belirdi
Kirvesi Tutmus Kolundan
Yatirdilar Bir Kamp Yatagina,
Ardindan Sunnetci Olacak Zat Boy Gosterdi
Elinde Bicagiyla,
Cocuk Kaldirdi Basini, Bagirdi:
“yasasin Cumhuriyet” Diye
Bunun Uzerine De Ekran KarardiKorkarim Bu, Sade Golkoylulerin Degil, Umumuzun
Sade Kucuklerimizin Degil, Buyuklerimizin De
Dustugu Bir Tarihsel Yanilgi
Cunku Sunnet Degil, Farzdir Cumhuriyet
FeeLinGKatılımcıBelkim Bir Kertenkeleyim
Belkim bir kertenkeleydim
piç edilmis bir yagmurun serini
bir güzelin çirkiniydim
çirkinlerin en güzeli
yesil kossa güneslerin gölgesi
ben en hizli yesiliydim
kurbaga yarislarinda anneminçatal matal kaç çataldim kim bilir
bin dereden bir kendimi getirdim
haydan gelip huya giden bir huysuz
heyheyler içinde bir heydim
belkim yedi belkim sekiz belaydimdüdük çalar hirsizlanmis polisler
ben korkudan üstlerime iserdim
üç yildizli bir albaydi gökyüzü
karsisinda önüm açik gezerdim
agzi bozuk meymenetsiz bir ozan
rus cenginde çaganozdum bir zamaniki gözüm iki koltuk-eviydi
mavilerim bir miyobun koynunda
kendi düsen köyler kentler aglamaz
sur disinda ben oturur aglardim
ekmek diye bagrisirdi bebeler
elma derler ben ortaya çikardim
agitlarla kutlanirdi Isa-dogdu gecesi
fildisinden bir kuleydim yiktim kendimibilmem hangi keloglanin fesiydim
bir püskülsüz sümbülteber tohumu
feslegenler yaprak dökmüs serrimden
bir naraydim kimse bilmez nereden
ya yakindan ya uçmaktan gelirdim
belkim ince belkim kalin bir sestim
belkilerin kol gezdigi saatta
belkim belki bile degildim.Can Yücel
FeeLinGKatılımcıSENİNLE OLMANIN EN GÜZEL YANI
Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?
Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek
Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?
“Seni Seviyorum” sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boşyere saatlerce havadan sudan söz etmek
Seninle olmanın en heyacanlı yeri ne biliyor musun?
Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek
birlikte ağlamak gülmek.Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek…Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun ?
Seni hiç tanımadığım birsürü insanlarla paylaşmak.Senin yanında olan,seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.
Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?
Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek
yan yana…Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte.Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek..Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek..Seninle olmanın en romantik yönü ne biliyor musun?
Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak..Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak..
Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun ?
Seni kaybetmek korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek..Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak.Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yüzünde.Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime..
Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?
Nereden bileceksin?
Sen benimle hiç olmadın ki.Olsaydın avuçlarım terlemezdi..Isırmazdım dilimin ucunu.. Özlemezdim seni yanımdayken..Kıskanmazdım.
Korkmazdım yollarda yürümekten.Islanmazdım yağmurlarda..Yıldızlara aya dert yanmaz ,böyle her şarkıda sarhoş olmazdım.
Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan
denize..ve her kulaçta haykırırdım seni..Ama sen hiç benimle olmadın ki..
YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ,YA DA YÜREĞİN..Can Yücel
FeeLinGKatılımcıBunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..
Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..
”Sana ihtiyacım var, gel ! ” diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ”git” dediğimde anladım..
Biri sana ”git” dediğinde, ”kalmak istiyorum” diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil, ”affet beni” diye haykırmak istemekmiş pişman
olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş…Can YüceL
FeeLinGKatılımcıKEŞİF
Kadın denilen kayıp kıtayı keşfe çıkan milyonlarca erkek, çoğu zaman eli
boş döner açık denizlerdeki bu nafile seferlerinden…
Keşfettiğini sananlarsa bir süre sonra (belki birkaç sene, belki birkaç
saat) ayak bastıkları kıtayı bambaşka bir iklime bürünmüş bulunca,
Kolomb sendromuyla “Acaba yanlış kıtada mıyım ” telaşına kapılırlar.
Oysa genellikle kıta değildir yanlış olan; kâşifin kıtayı algılayış
biçimidir…
Asgari topografya bilgisinden yoksun oluşudur…
Kıta’nın bazen kaşife göre mevsim değiştirebilen, aynı anda birkaç iklimi
bir arada yaşayabilen potansiyelini algılayamayışıdır…
Güverteden karanın görünüşüyle, kıtadan kâşifin görünüşü arasındaki farkı
kavrayamayışıdır.
Bu pusula hatasından ötürü, kaç erkek olağanüstü bir keşfin kenarından
dönmüştür,
kaç kaşif, henüz keşfetmediği kıtaları yok sayarak gerçek yüzölçümünü
bilmeden yaşadığı bir kıtanın kıyısında tüketmiştir nihayetini kim bilir?Ve kim bilir kaç kıta uzaktan gülümseyerek izlemiştir, çevrede
kendisini arayan şaşkın kaşiflerin nafile turlarını…Can Yücel’den
FeeLinGKatılımcıBAHARLA ÖLÜM KONUŞMALARI
I
Memelerim koparıyor
Yüzyıl süren bir yalnızlık
dile gelmişçesine
Nasıl nasıl bir sevinç yarabbi!
Ve ağrıya
ağrıya tabi,
ağraya
ağraya ağbi…
Nakkaş Tepe de ancak
bezmimize böyle gelmiştir
Gelincikleri ve Nazım Hikmet’leriyle
Yerbilimsel bir hapisten sonraII
İçimdeki karanlığı patlatacağım
Zifiri bir su akacak
kamışımdan toprağa
Bir kedi yavrulayacak
köpek dişli bir kedi
Ve böğürtlenler köpürecek ağzından
Yedikçe
kendi
kendini
mayhoş
Ya da Posta Nazırı dedemden kalma
Mors’un en morundan bir karga
Konacak karşıki direğin doruğuna
Düşmanlarım öyle doldurmuşlar ki onu
Ne kadar taşlasan boş
oynamıyor yerinden
Ben kargadan korkmam ama
bunun gözleri baykuş
Ve tüyleri güngörmedik deniz dipleri kadar ıslak
Ve ötüyor
ötüyor
ötecek
Beni ışığa bağlayan
(Bağlayın beni ışığa!
Gerin telleri gerin!)
beni ışığa bağlayan
o gelin telleri
o gelin telleri
kopuncaya dek…
Akpembe bahar yelkenleriyle
Güneşin rüzgarına gerilmiş
bir badem ağacı gibi…
İçimdeki karanlığı patlatacağım
Ve beynimin en ölümcül yaşlarıyla
ağlaya
ağlaya
Yepyeni bir insan
pırıl pırıl bir can
bitecek toprağa…III
İki çöpçü geliyordu karşıdan.
Biri
(Aynen Selahattin-i Eyyubi Haçlılar
Seferinden, sanırsın, pos bıyıklarıyla
Tarihin, süpürmeye gelmiş Prens Adalarını )
Öbürüne
(Marmara’yı bizim Yaşar Küklopsunun o
Anavavza gözüyle dünyanın en güzel
atlarının neredeyse ineceği e biraz
genişçe bir çakır su gibi görüyordu,
eminim)
Eyitti kim:
Halk Partisi’nin solunda bir parti olsa
Hiç dinlemez oyumu ona veririmIV
Sevda Tepesinde geçen gün
Karşıki masanın altında
İki tane tavuk gördüm
Toprakla yıkanıyorlardı
Eşeledikleri çukurda
İnsanlar için de belki ölüm
Toprakla bi tür
Yıkanmaktır diye düşündümV
Üşüyor mu deniz
üstüne boşandıkça yağmur?
Ondan mı dersin
tüyleri böyle ürperiyor?
Ben de gidersem bi gün bu biçim bi sağnakta
Alı al moru mor bir sandal gibi acaba
Yıllar sonra yılmayıp yine
Çarpar mı yüreğim yurdumun sahillerine?VI
Buket diye bahçeli bir meyhane vardı Yenişehir’de
Yıkıldı çoktan GİMA var şimdi yerinde
Kenarı küpelerle çevrili o küçücük havuzun
Yamacında bir masa
Cahit Ağ’beyle otururduk yaz gecelerinde
Fıskiyenin serpintisiyle sırılsıklamdı muşamba
Zaten Cahit’in gözleri daim yaşlı
“Şunu siliver!” derdi garsona
“Şu muşambayı siliver, mirim!”
Ne Cahit kaldı, ne Buket, ne fıskiye
Yine de bu bahar öğlesinde
Fıskiyenin üstündeki o kırmızı top gibi
-İsterse kalpten olsun, isterse-
Hop hop ediyor ya yüreğim bi düziyeVII
Ruhum sıkıldıkça, ruhum,
Mızrapsız bir tambur gibi
Apayrı bir hava çalıyor vücudum
Ruhum sıkıldıkça ruhum,
Senden ayrı, kendimden ve kentten ayrı
Apayrı bir hava çalıyor vücudum
Kalk gidelim, kalk gidelim başka yere!
Başka yere, başka yere, başka yere!
Ruhum sıkıldıkça, ruhum,
Cemil Beysiz bir tambur gibi
Kendi kendini çalıyor vücudumVIII
Yalıların surları boyunca giderken Kanlıca’da
Duvarda bir gedik ilişti gözüme
Uydurdum gözümü deliğe:
Bir bahçe
Bahçe değil bir havuz
Havuz değil bir bahçe
Üstü nilüfer kesmiş silme
O nefti yapraklarıyla gelmiş
O aksarı çiçeğiyle
Ne hevesle gelmiş kim bilir bu güzelliğe!
İnsanoğlu beni görsün diye mi?
Bahçede oysa
Bahçedeki bir havuz
Bir havuz ki bir bahçe
Ne in var ne cin ne bey ne ağa
Surları da çekmişler dört bir yanına
Bizler de varmayalım diye bu uçmağa
Sade bir garibim yavru kurbağa
Serilmiş o ortası çukur
O sal gibi yaprağa
Yarı suyun içinde
Yarı yansımış ışığa
Pırıla pırıl yeşile yeşil
Rezil mi rezil
Başladı birden haykırmağa
Başladı inin cinin ağanın beyin
Ne kendi görüp ne kimseye gösterdiği
Çevresine bizler görmeyelim diye
Surlar çektiği
O kimsesiz güzele türkü yakmağa
Şairim ben
Benim işte o kurbağaIX
Hep ölümü çalacak değil a Zangoç
Bu da
Sema’yla Asaf’ın kızına
Hoşgeldin demek için
Oysa
Ne kadar
Ne kadar
Ne kadar yalnız
Sanıyordum kendimi deminX
Atkestanelerini geçen süvari ışıklar
Er-erken kaldırmış hanımellerini
tühallah üşüyecekler!
Ve zeytinler eski Rum tenteneleriyle
Esen yel!
Esen yel!
Kim gördü böyle gül yiyen horoz
Tanyeri kokuyor sesi…
Yuvarlandıkça sanki bayırdan aşağı
hapiste dolmuş bir şarap şişesi
Öbür horozlar da ayaklanıyor
merdiven nakışlı ibikleriyle
Ve balkonlardan sarkarken
düşleri bebelerin
bir albayrak yarışı gibi
Horozlar nev-icad ediyorlar denizi
Hırsızlar!
Hırsızlar!
Ve deniz
levent gölgeleriyle Turgut Reis’in
Bütün bu dizelerden alınıyor
Bir ala
bir mora kesiyor yüzü
Esen yel!
Esen yel!
Bu sabah
bir firardır
kan-davasından bir çocuk
Kuşluk vaktine kalmadan önce
Güneşin kurşunlarıyla vurulacak
Ve akşamladı mıydı çamlar
ve karadı mıydı
Tepelerde
Tepelerde
Öyle güzel ki esen yel
Esen yel!
Esen yel!
Bu sabah
ve bu bahar
bir firardır
Baruta koşan bir fitil
İfil
İfil
Öyle güzel ki esen yel!
Esen yel!
Esen yel!
Öyle güzel
Öyle güzel ki
Esmese de
Esmese de
GüzelXI
İçimden bir his bırakmıyor beni ölmeceye.
İçimden bir his.
Bir his ki
Çapraz oturmuş denizin kıyısına
Taş
Taş
Taş
Derken bir GÜNEŞ!
Tıpkı Üsküdarda’ki
Şemsi Paşa Camisi gibi.
Sen iskeletlerle değil diyor bana
Sen iskelelerle kuracaksın cesedini
Ve öyle köpeksin ki sen
Öldükten sonra bile
Yılmaz’ın UMUDundaki
Paytonların ardından
Koşacaksın hep
Geleceğe
Çın
Çın
Çın
Ve karnımın gevşemesine karşın
Taş..larımdaki tarçın
Bırakmıyor beni ölmeceye
Evet diyemiyorum
Diyemiyorum ki evet
O hayırlı
O hayırlı geceyeXII
Ben de
Boğaziçi de bu bahar
Mavi sakalına erguvanlar takmış
Sarhoş bir İskele Babası kadar
Hem delikanlı
hem deliler gibi ihtiyar
FeeLinGKatılımcıAslandan Al Haberi!
Romalılar aslanlara atarlarmış Hıristiyanları.
O Hıristiyanlar ki
Romalılardan daha dürüst, daha düzgün, daha uygar bir
düzene
inanmaktan başka suçları yoktu…
Romalılar oyalamak için işsiz yığınlarını
O zamanın gazetesi
Ve Hürriyet’i olan Coliseum stadyomunda
Aslanlara atarlarmış sen gibi ben gibi
Mehmet Turgut gibi insanları
O Mehmet Turgut ki
İşsiz olmaktan başka suçu yoktu
İşsiz parasız evsiz-barksız
Ve aslanın kafesine girdiğini farketmeyecek
kadar uykusuz…
O Mehmet Turgut ki
Libya’ya gitmek için sıra bekleyen bir
Kunuri Aslanıydı
Adana’nın Girne yolunda bir lunaparkta
Buldular parçalanmış vücudunu…
Sade Adana’nın Girne yolunda değil
Roma’da da böyle
Oyalamak için işsiz yığınlarını
Ve belki de azalsın diye işsizlerin sayısı
O zamanın gazetesi
Ve Hürriyet’i olan Coliseum stadyomunda
Aslanlara atarlardı sen gibi ben gibi
Mehmet Turgut gibi insanları…
Ama Ali adındaki
O kendi de müebbete mahkum aslan
Aslanlar akıllanıyorlar mı nedir
Yemedi kardeşim yemedi
Kore Gazisi Mehmet Turgut’un göğsündeki
Silver Star nişanını!
FeeLinGKatılımcıAKİS
Sen çaldıkça Teodorakis
Bir mor yağıyor üstüme…
Dudaklarım öpüşmekten mosmor…
Bir putum sanki ilahilerle
denize fırlatılmış
Ve bir deniz yağıyor üstüme
Bakma sen sevgili Teodorakis
Açgözlü güvercinlerin didiştiklerine!
Avluların o en çakırkeyiflisine
Mısır daneleri gibi serpilmişler ama
Mısır danesi değil ki bu adalar
Ne de biz güverciniz…Sekerek o güneş güzeli çakılların üzerinden
Çıplak ayaklarımızın su sesleriyle
Birbirimize
Ve kendimize
BilakisSen çaldıkça Teodorakis
Bir mor yağıyor üstüme
Al Bir Uzun HavaÇekirgeydi Raşko’nun elindeki güvercin
Raşko’da mengeneydi, bu beynimizde kalsın!
Çekmişler ıstor diye muhribin dumanını
Böyle aşk, böyle barış, Allah belamı versin!Bugün kitabım verdim tek pedal matbaaya
Bu yol beni götürür sağlam Selimiye’ye
Ağlıyorsam gözyaşım iki gözüme dursun
Vermişim ben canımı al-uzun bir havaya
ALTIGeçen gün görüşe gelenlerin isimleri okunurken hoparlörde,
Otobüs Terminalleri düştü aklıma;
Aynı çatlak ses, aynı nalça ağız:
Adana’dan İstanbul istikametine gitmekte olan
Gazanfer Bilge Turizm Otobüsü Yolcuları
Otobüsünüz hareket etmek üzeredir…
A, baktım, şaka maka derken, daldırıp gidiyorum
İstanbul istikametine!..
Tıp! Tıh! Tıh! Tıh! Tıh!
S…mışım ben böyle 1930 model ranzayla çıkılan
İstanbul seyahatinin içine!
FeeLinGKatılımcıAKDENİZ YARAŞIYOR SANA
Akdeniz yaraşıyor sana
Yıldızlar terler ya sen de terliyorsun
Aynı ıslak pırıltı burun kanatlarında
Hiç dinmiyor motorların gürültüsü
Köpekler havlıyor uzaktan
Demin bir çocuk havladı
Fatmanım cumbadan çarşaf silkiyor yine
Ali dumdum anasına sövüyor saatlerdir
Denizi tokmaklıyor balıkçılar
Bu sesler işte sessizliğini büyüten toprak
O sesinin sardunyalar gibi konuşkan sessizliği
Hayatta yattık dün gece
Üstümüzde meltem
Kekik kokuyor ellerim hala
Senle yatmadım sanki
Dağları dolaştım
Ben senden öğrendim deniz yazmayı
Elimden düşmüyor mavi kalem
Bir tirandil çıkar gibi sefere
Okula gidiyor öğretmenim
Ben de ardından açılıyorum
Bir poyraz çizip deftere
Bir ada var sırf ebabil
Dönüyor dönüyor başımda
Senle yaşadığım günler
Gümüş bir çevre oldu ömrüm
Değince güneşine
Neden sonra buldum o kaçakçı mağarasını
Gözlerim kamaşınca senden
Ölüm belki sularından kaçırdığım
O loş suda yıkanmaktır
Durdukça yosundan yeşil
Kulaç attıkça mavi
Ben düzde sanırdım yıkıntım
Örenim alkolik asarım
Mutun doruğundaymışım meğer
Senle çıkınca anladım
Eski Yunan atları var hani
Yeleleri bükümlü
Gün inerken de öyle
Ağaçtan izdüşümleriyle
Yürüyor Balan tepeleri
Yürüyor bölük bölük can
Toplu bir güzelliğe doğru
Kadınım Yaraşıyorsun sen Akdenize - YazarYazılar
