Oluşturulan forum yanıtları
- YazarYazılar
-
dilaraKatılımcı[size=small]Dön diyemedim
Başta kolay değildi çekindim çok zor oldu söyleyemedim
Sonra unuttum neden yaptığım hataları döndüremedim
Kırgın değilim kendim seçtim aslında yalnızlığımı
Sevdim ben olmayı seninle sensizliğimle
Dargın değilim kaldığım uzak diyarların kıyılarında
Sevdim ben olmayı seninle sensizliğimle
Sebepsiz tuttum kendimi senden
İnkar ettim sarıldım yalnızlığıma
Sonra yıkıldım neden ben sana dön diyemedim[/size]
dilaraKatılımcı[size=small]Cennet:icon6:
Banane gelecekse dünyanın sonu
Bitecekse bitsin artık hayat yolu
Korkum yok içim rahat huzurla dolu
Aşkı yaşadım senle bir ömür boyuYüzümdeki çizgilerin bile adı sen
Aldığım her nefesin sebebi senDünyaya birdaha gelsem sevgilim
Arar bulurum yine seni severim
Cenneti değişmem saçının teline
Ömrümün yettiği kadar seni severim[/size]
dilaraKatılımcı[size=small]http://www.belgeseller.net
dini belgesel izlemek isteyenler için:laugh:[/size]
dilaraKatılımcıhttp://www.showtvnet.com/belgesel
belgeseller ilginizi çekebilir:icon12:
dilaraKatılımcı[size=small]http://www.populerbilgi.com
süper bir site :laugh: :laugh:[/size]
dilaraKatılımcı[size=small]f. Hikâye ve roman türünde teknik kuvvetlenmiş (mesela, süs için yazılan gereksiz tasvirler ve konu dışı bilgi vermeleri vak’anın yürüyüşü durdurulmamış, serde yazarın kişiliği gizlenmiştir) ; Fransız realist ve natüralist yazarlarının eserleri örnek tutulmuş; bunun sonucu olarak, hep hayatta görülen ya da görülmesi olanağı bulunan olay ve kişiler anlatılmıştır; vak’alar çok defa İstanbul’da geçirilmiştir. (Abdülhamit devrinde memlekette gezi özgürlüğü olmadığı için, yazarlar memleketin İstanbul dışındaki yerlerini tanımıyorlardı).
Türk Edebiyatı’nın bu devrine Servet-i Fünun Devri denilmesi bu edebi hareketin Servet-i Fünun Dergisinde gerçekleşmesi ile ilgilidir.Divan edebiyatına karşı kurulmasına karşı çalışılan Avrupai Türk edebiyatını ifade için kullanılmasına Tanzimat devrinde başlanmış olan Edebiyat-ı Cedide teriminin de bu harekete ad olması ise hareketin bu terimi tamamiyle benimseyip kendi hakkında da pek sık kullanmasındadır.
Edebiyat-ı Cedide’yi meydana getirenler:Şair olarak,Tevfik Fikret,Cenap Şahabettin,Hüseyin Suat,Ali Ekrem,Ahmet Reşit,Süleyman Nazif,Celal Sahir. Hikayeci ve romancı olarak:Halit Ziya,Mehmet Rauf,Hüseyin Cahit,Ahmet Hikmet.
17 Mart 1891’de İstanbul’da Ahmet İhsan tarafından çıkarılmasına başlanılan Servet-i Fünun, isminden de anlaşılacağı gibi başlangıçta daha çok fenni yazılara yer veren bir dergiydi. Tevfik Fikret’in yazı işleri müdürlüğüne gelmesinden sonra tam bir edebiyat ve sanat dergisi olmaya başladı. Bu dönemde her türlü yayın büyük bir kontrol,basın sıkı bir sansür altında idi.
Dergi kısa zamanda gerek şekilce ve gerekse duyuş ve hayaller bakımından tamamıyla Avrupai şiirler,hikayeler,romanlarla dolmaya başladı.Türk şiirine Fransız şiirinden birçok yeni hayaller getirildi.Bunları ifade için yeni tamlamalar kullanıldı.Sözlüklerden yeni yeni Farsça ve Arapça kelimeler çıkarıldı.Böylece konuşma dilinden iyice uzaklaşıldı.1898 Yılının sonlarında Servet-i Fünuncular eski edebiyatı tutanlara karşı mücadeleyi kazanmıştır.
Yazarların kendi aralarında bazı anlaşmazlıklar ortaya çıktı.Zaten sanat anlayışında esaslar bakımından birleşmekle beraber bunların uygulanmasında öteden beri aralarında bazı görüş ayrılıkları vardı.1901 Yılının başlarında idari bir mesele yüzünden Ahmet İhsan ile Tevfik Fikret’in arasıda anlaşmazlıklar çıktı.Tevfik Fikret’in dergiden ayrılması üzerine Servet-i Fünun ciddi bir bulanımın içine düştü.Dergi II. Abdülhamit tarafından kapatıldı ve sorumluları mahkemeye verildi.Mahkeme tarafından şuçsuz bulundan Servet-i Fünun 5 Aralık 1901’de tekrar yayınlanmaya başladı.Ama kısa bir süre sonra tekrar dağıldı.Servet-i Fünuncular II.Meşrutiyet’e kadar pek az şey yayınladılar. Bu tarihten sonra tekrar ortaya çıktılarsa da şartlar değişmiş ve yeni bir nesil yetişmişti. Servet-i Fünuncular çalışmalarına ayrı ayrı dergilerde ve dağınık bir şekilde sürdürdüler ise de hiçbir zaman tekrar bir araya gelemediler.
Edebiyat-ı Cedide’nin başlıca sanatçıları şunlardır:
Şairler: Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Hüseyin Siret Özsever, Hüseyin Suat Yalçın, A. Nadir (Ali Ekrem Bolayir), Süleyman Nesip (Süleyman Paşa-zâde Sami), İbrahim Cehdi (Süleyman Nazif), H..Nâzım (Ahmet Reşit Rey), Faik Ali Ozansoy, Celâl Sahir Erozan, v.b…
Nesirciler: Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Müftüoğlu Ahmet Hikmet, Safvet Ziya. v.b.[/size]
dilaraKatılımcı[size=small][color=#ç. Tanzimat sanatçılarının tersine olarak, halka seslenmek düşünülmemiş, havasa mahsus bir edebiyat meydana getirilmiştir ; kendilerinin de söylediği gibi ; “Servet-i Fünun edebiyatı umuma avâma mahsus değildir”.
d.Bu düşünüşün bir sonucu olarak, dil konusunda da Tanzimat sanatçılarından daha geri bir anlayışla, konuşma dilinden büsbütün uzaklaşılmış yazı dilinde o zamana kadar kullanılanlardan başka, Arap ve Farsça sözcükleri karıştırarak Türkçe’de kullanılmayan birtakım yeni sözcükler (nahcir [av], şegaf [çılgınca sevgi], tirâje [alâimisema, gökkuşağı] v,b.) bulunup çıkarılmış; Batı edebiyatından alınan yeni kavramlar Fars dilinin kurallarıyla kurulmuş birtakım yeni isim ve sıfat tamlamaları (sâât-ı semen-fâm [yasemin renkli saatler], lerziş-i bârid [soğuk titreme], v.b…) ve yeni bileşik sıfatlar (tehi-baht [boş talihli], şikeste-reng [kırık renkli], v.b…) ile karşılanmış: aynen Fransızca’da görülen birtakım yeni deyim ve söyleyişler de (el sıkmak, dest-i izdivacını talep etmek v.b.) Türkçe’ye aktarılmış, nesirde Fransızca’nın sözdizimi Türk diline uydurulmaya çalışılmıştır.
e. Benzetmelerle yüklü olan süslü bir dille yazmak, yerli yersiz ah!, oh! gibi ünlemlere fazla yer vermek., ve bağlacını sık sık kullanmak, bir düşünceyi kuvvetlendirmek veya ondan dönmek maksadıyla söz arasına evet evt!, hayır hayır! gibi sözcükler sıkıştırmak, ikide bir güzelim!, meleğim! gibi hitaplarda bulunmak Edebiyat-ı Cedide üslubunun başlıca zayıf, yapmacıklı yanıdır.[/color][/size]
dilaraKatılımcı[size=small]Tiyatro alanındaki verim, hikâye ve roman kadar başarılı sayılamaz. Gerçi, Meşrutiyetin ilânıyla birlikte birçok tiyatro topluluğu ortaya çıkmış; hattâ bir de tiyatro okulu açılıp ilk resmî tiyatro (Dârülbedayi-i Osmanî) kurulmuş; bunlar eser yetiştirmek için pek çok yazar o alanda birtakım denemelere girişmiş ise de, bunların çoğu başarı çizgisinin çok altındadır. çeviri ve uyarlama arasında bir tek çevirmenin (İbnürrefik Ahmet Nuri) uyarlamaları belli bir değer çizgisinin üstüne çıkmıştır.
Bu devrin başlıca yazar ve sanatçıları şunlardır:
Bilim yolunda: Ziya Gökalp. Fuat Köprülü. v.b.
Şiir alanında : (Aruz vezniyle) Mehmet Akif, Ahmet Haşim, Yahya Kemal Beyatlı, v.s.
(Hece vezniyle) Mehmet Emin Yurdakul, Rıza Tevfik Bölükbaşı, Halit Fahri Ozansoy, Enis Behiç Koryürek, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel, v.b.(Bunlardan Ahmet Haşim fıkra ve gezi notları; Yahya Kemal makale; Halit Fahri, Yusuf Ziya, Faruk Nafiz manzum oyun da yazmışlardır.)
Hikaye ve roman alanında: Ebubekir Hâzım Tepeyran, Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay, Ercüment Ekrem Talu, Selâhattin Enis, F. Cemâlettin, Osman Cemal Kaygılı, Reşat Nuri Güntekin, Peyami Safa, Memduh Şevket Esendal, Halikarnas Balıkçısı, Sermet Muhtar Alus, Abdülhak Şinasi Hisar, Mahmut Yesari. v.b.
(Bunlardan Ömer Seyfettin, Yakup Kadri, Refik Halit, Reşat Nuri, Sermet Muhtar, Mahmut Yesari oyun da yazmışlardır. İçlerinde anı yazanlar da vardır: Ebubekir Hâzım, Ömer Seyfettin, Halide Edip, Yakup Kadri, Refik Halit, Memduh Şevket, Halikarnas Balıkçısı. Bir çoğu fıkra ve makale de yazılmıştır.)
Tiyatro alanında: Musahip-zâde Celâl, İbnürrefik Ahmet Nuri, v.b.
Gezi ve röportaj alanında: Ahmet Şerif.
Röportaj – Mülâkat alanında: Ruşen Eşref Ünaydın.
Gezi, anı, deneme, fıkra, makale alanlarında: Falih Rıfkı Atay, v.b.[/size]
dilaraKatılımcı[size=small]Hikâye ve roman alanında, bir bölüğü “Fecr-i Âti” topluluğundan gelen “Yakup Kadri, Refik Halit), bir bölüğü bu topluluk dışında kalan (Ebubekir Hâzım, Ömer Seyfettin, Halide Edip, v.b.) sanatçılar, aralarındaki sanat anlayışı ve dünya görüşü ayrılıklarına rağmen, yerli, hayatı yansıtma konusunda birleşmiş görünüyorlar. Tanzimat ve Edebiyat-ı Cedide hikâye ve romanlarında vakaların İstanbul sınırları içinde kapalı durmasına karşılık, bu devirde, hikâye ve roman yurdun her köşesine açık tutulmuş, her tabakadan halkın yaşayışı konu olarak ele alınmıştır. Özellikle köy ve taşra hayatını anlatan başarılı ilk örnekler (Ebubekir Hâzım: Küçük Paşa; Refik Halit: Memleket Hikâyeleri; Reşat Nuri: Çalıkuşu, v.b.) bu devirde verilmiştir. Kimi kitapların adları dahi (Refik Halit: Memleket Hikâyeleri: Ömer Seyfettin: Yalnız Efe – Anadolu romanı; Yakup Kadri: yarım kalan Ateşten Gömlek – Anadolu romanı) sonradan “memleket edebiyatı” diye adlandırılan bu çığırı açıkça belirtir. İlkin edebiyatdışı bir amaçla, “taşraların ne halde olduklarını, köylülerin ne yaptığını, ne istediğini, memleketin neye muhtaç olduğunu yerinde görüp incelemek” için Tanin gazetesinin Anadolu’ya gönderdiği bir yazarının Anadolu’daki şehir, kasaba ve köyleri dokuz ay (1909-1910) adım adım dolaşarak hazırladığı röportaj niteliğindeki gezi notları (Ahmet Şerif: Anadolu’da Tanin) ve aynı yıl içinde “Anadolu fatihaları” nı dile getirmek amacıyla yazılan, fakat yayınlandığı zaman hiç de ilgi uyandırmadığı halde, Cumhuriyet devrinde dikkati çeken bir roman (Ebubekir Hâzım: Küçük Paşa) ile açılan bu çığır; Refik Halit’in Anadolu sürgününden getirdiği hikâyeler “Memleket Hikâyeleri” ile geniş bir ilgi görmüş; Kurtuluş Savaşı yıllarında ise Anadolu insanının çetin alınyazısı üzerine eğilme hareketi (Halide Edip: Dağa Çıkan Kurt, Ateşten Gömlek / Yaban, Millî Savaş Hikâyeleri) artık zorunlu ve yaygın bir hal almıştır.
Gözleme dayanan bu yerli hayatı yansıtma isteğinin sonucu olarak, çoğu yazalar Realizm (Ömer Seyfettin, Yakup Kadri, Refik Halit, Reşat Nuri, Memduh Şevket, v.b), hatta kimileri Natüralizm (Bekir Fahri, Selâhattin Enis, kimi hikâyeleriyle F. Celâlettin, kimi romanlarıyla Osman Cemal, v.b.) ilkelerini benimsemişlerdir
Çoğu Fransız (Yakup Kadri, Refik Halit Reşat Nuri, Peyami Sata, Abdülhak Şinasi), kimisi İngiliz (Hailde Edip), kimisi Rus (Memduh Şevke) edebiyatlarının etkisi altında kalan bu devir sanatçılarının bir bölüğü de Hüseyin Rahmi ve Ahmet Rasim yolunu sürdürmüşlerdir (Ercüment Ekrem, Sermet Muhtar, Osman Cemal, kimi hikâyeleriyle F. Celâlettin).
Parti kavgalarının kızıştığı Meşrutiyet ve Mütareke devirlerinde okuyucunun mizaha ve toplumsal yergiye düşkünlük göstermesi, bir çok yazarın (Ömer Seyfettin, Refik Halit, Ercüment Ekrem, Sermet Muhtar, Osman Cemal, Reşat Nuri, F. Celalettin v.b) mizaha eğilim göstermesine yol açmıştır.[/size]
dilaraKatılımcı[size=small]ç. Şiir alanında, hece vezninin ilk ürünlerini veren şairlerin (Mehmet Emin’den başka) hemen hepsi bir yandan aruzla yazmışlar; bir yandan da, Türkçülük hareketinin ve Ziya Gökalp’in etkisiyle, hece veznine yönelmişlerdir. Ne var ki, bunların hece vezniyle ortaya koydukları ürünler, yalnız biçim (dil, vezin, nazım biçimi) kaygısıyla yetinilen, derinliği olmayan, yalınkat manzumelerdir.
Gerçek değer taşıyan şiirler, aruzun son üç ustasının “Mehmet Akif, Ahmet Haşim, Yahya Kemal” kaleminden çıkmıştır. Bunlardan Mehmet Akif, önce Tevfik Fikret’in uyguladığı “nazmı nesre yaklaştırma” hareketini sürdürüp geliştirmiş; Ahmet Haşim ile Yahya Kemal ise, bunun tam tersi bir tutumla, “şiir nesre çevrilme olanağı bulunmayan nazımdır; (…) musiki ile söz arasında, sözden çok musikiye yakın, ortalama bir dildir” (A.Haşim), ve “şiir, nesirden bambaşka bir hüviyettedir : musikiden başka türlü bir musikidir” (Y. Kemal) görüşünü savunmuş ve uygulamışlardır. Bu üç şair, bir yandan da, Türk şiirinde üç ayrı akımın temsilcisi olmuşlardır : Mehmet Akif, şiirde Tevfik Fikret’ten devir aldığı “Realizm” akımını geliştirmiş, “hayal ile alışverişi olmadığını, her ne demişse görüp de söylediğini, en beğendiği mesleğin hakikat olduğunu” bildirmiş, Fecr-i Âti topluluğundan gelen Ahmet Haşim, Batıdan gördüğü “Sembolizm” akımını benimsemiş, “dünyanın şekillerini hayal havuzunun sularında seyrettiğini; onun için, dünyanın taşlarını ve bitkilerini renkli bir akis gibi gördüğünü” belirtmiş; Yahya Kemal de, yine Batıda gördüğü “Romantizm” akımını benimsemiş ve bu anlayışla, Divan şiiri yolunda klasik şiir denemelerine girişmiş; sade dille ve yeni nazım biçimleriyle yazdığı şiirlerinde de yine biçim kusursuzluğuna, yapmacıksız ve sağlam anlatıma önem vermiştir.
Meşrutiyetten Mütareke sonuna kadar süren ve Trablusgarp Savaşı (1911), Balkan Savaşı (1912-1913), İkinci Dünya Savaşı (1914-1918), Mütareke yılları (1919-1922) gibi büyük olayları içine alan ve Osmanlı İmparatorluğunun parçalanıp yıkılmasıyla sonuçlanan bu dönemde, önemli sayılan yalnız iki şair (Mehmet Emin, Mehmet Akif) toplumsal konulara yönelmiş; ötekiler, ortalıkta sanki hiçbir şey yokmuşçasına, sadece aşk, özlem v.b. gibi, bireysel ve duygusal konular ve temalar üzerinde durmuşlardır.[/size]
dilaraKatılımcı[size=small][coFecr-i Ati Edebiyatının Genel Özellikleri:
·Örnek olarak Fransız edebiyatını aldılar.
·Eserlerinde aşk ve tabiat konusunu işler.
·Duygulu ve romantik bir aşkı dile getirdiler.
·Gerçekten uzak tabiat tasvirleri yaptılar.
·Fransız sembolistlerinden etkilendiler.
·Şiirlerinde aruz veznini kullandılar.
·Serbest müstezatı geliştirerek kullanmaya devam ettiler.
·Ağır bir dil kullandılar.dil Arapça,Farsça kelime ve tamlamalarla yüklüdür.
·Herhangi bir yenilik getirememişlerdir. Serveti Fünun edebiyatının devamından öteye gidememişlerdir.
·Fecr-i Ati topluluğu: Refik Halit Karay, Ali Canip Yöntem, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ahmet Haşim, Celal Sahir gibi sanatçılardan oluşur.[/color][/size]
dilaraKatılımcı[size=medium]Türkiye’de ilk kez sahnelenecek eserler:
“TAKSİMETRE” – Alper Pala
“İNSANIN BAŞINA GELEN ŞEYLER” – Berkun Oya
“FESLEĞEN ÇIKMAZI” – Meltem Yıldırım
“BEN ARTİST OLMAK İSTİYORUM” – Neil Simon
“PAPANIN KAÇIRILDIĞI GÜN” – Joao Bethencourt
“REBETİKO” – Kostas Ferris
“PROFESYONEL” – Duşan Kovaçeviç
“1984” – Gerge Orwel – Pavel Khout
“KRAL DAİRESİ” – Toby Wilsher
“KAFES” – Mario Fratti[/size]
dilaraKatılımcıDEVLET TİYATROLARI’NDA İLKLER!
İlk turda sahnelenecek olan 54 yeni eserden; 8’i Devlet Tiyatroları’nda ilk kez sahnelenirken, 10 eser Türkiye’de ilk kez Devlet Tiyatrosu sahnesinde prömiyer yapacak.
8,9,10 Ağustos 2007 tarihlerinde Genel Müdür Lemi Bilgin başkanlığında Ankara’da gerçekleştirilen Koordinasyon Kurulu Toplantısı sonucunda belirlenen 2007-2008 Tiyatro Sezonu ilk tur oyunları 15 Ağustos 2007 tarihinde açıklandı.
28 yerli 26 çeviri toplam 54 eserden oluşan 2007-2008 Tiyatro Sezonu ilk tur repertuvarında; Devlet Tiyatroları’nda ve Türkiye’de ilk kez sahnelenecek 18 eser yer alıyor.
dilaraKatılımcı[size=small]12. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali, 16 – 30 Kasım tarihleri gerçekleştirilecek. Festivale, 6’sı yurtdısından olmak üzere toplam 31 tiyatro topluluğu katılacak. Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf (TAK-SAV) tarafından düzenlenen festivali, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Tiyatroları ve birçok sivil toplum örgütü de destekliyor.
Sahne gösterilerinin yanı sıra sokak gösterileri, çeşitli panel ve söyleşiler ile atölye çalışmaları, belgesel film gösterimi de bu etkinliğin önemli faaliyetleri arasında yer alacak. Ayrıca, festivalde profesyonel grupların dışında amatör oyuncular ve topluluklar da becerilerini seyirci, tiyatro eleştirmenleri ve akademisyenlerle paylaşacak. Şimdiye kadar festivale katılmak için 6’sı yabancı toplam 31 tiyatro topluluğu başvurdu. Festivale katılmak isteyen toplulukların 14 Eylül’e kadar TAKSAV’a başvurmaları gerekiyor. Festival başvurularını gazeteci yazar Şefik Kahramankaptan, Atilla Karaçay, tiyatro eleştirmeni Atilla Sav ve Prof.Dr. Sevda Şener’in aralarında olduğu jüri değerlendirecek.
FERHAN ŞENSOY DA FESTİVALDE
Ferhan Şensoy’un kaleme aldığı 51’nci tiyatro oyunu olan “Fernâme” 19 Kasım’da 12.Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali kapsamında izleyicisiyle buluşacak. Şensoy, iki perdelik oyunda, sanat yaşamı geçmişini ve düzenden yana şikayetlerini, güncel dünya ile geçmiş arasında bağ kurarak anlatıyor. “Fernâme” , 21. yüzyıl teknolojisiyle mücadele eden, yozlaşan ilişkiler, değerlerin yitirilişi, şiddet, amaçsız kavgalar, terör, tırmanan yobazlığın konu alındığı bir oyun.[/size]
dilaraKatılımcı[size=small]İsmail Dümbüllü ödülleri belirlendi…
Üsküdar Belediyesi’nce ”19. Katibim Kültür ve Sanat Şenliği” kapsamında 2. kez düzenlenen ”İsmail Dümbüllü Ödülleri”ni kazanan yapımlar belirlendi. Üsküdar Belediyesi’nden yapılan yazılı açıklamaya göre, ”En İyi Film” ödülüne yönetmenliğini Yüksel Aksu’nun yaptığı ”Dondurmam Gaymak”, ”En İyi Tiyatro Oyunu” ödülüne Gazanfer Özcan-Gönül Ülkü Tiyatrosu’nca sahnelenen ”Öp Babanın Elini”, ”En İyi Dizi Film” ödülüne de ”Köprü” layık görüldü.
Ödüller, Altunizade Kültür Merkezi’nde yarın akşam gerçekleştirilecek törenle sahiplerine verilecek. Törende, tiyatro oyuncuları Suna Pekuysal ve Zihni Göktay’a da ”Yaşam Boyu Onur Ödülü” sunulacak. İsmail Dümbüllü’nün hayatından kesitler sunan fotoğraf sergisinin de açılacağı törende, Gazanfer Özcan, Zihni Göktay, Halit Akçatepe, Nejat Uygur ve Levent Kırca halkla söyleşi etkinliğine katılacak.[/color][/size]
- YazarYazılar
