Giriş Yap

Oluşturulan forum yanıtları

15 yazı görüntüleniyor - 2,236 ile 2,250 arası (toplam 2,970)
  • Yazar
    Yazılar
  • yanıtla: Süt Sığırlarında Verimlilik #48333
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    25398.jpg

    fanaticka.jpg

    [img]http://www.suissegfeller.ch/images/talamitsimon1.JPG[/img]

    ırk adı: RED HOLSTEİN

    AYVAN YEMİNİN ÖNEMİ

    Hayvanların normal yaşamlarını sürdürebilmeleri ve kendilerinden beklenen verimi tam olarak verebilmeleri için ihtiyaç duydukları besin maddelerini çeşitli yemlerle almalarını sağlamak, yemlemenin ana prensibini oluşturur.

    Bir hayvancılık işletmesinde ekonomik yem sağlamada ilk başvurulacak kaynak, yem bitkisi üretimi olmalıdır. Bunun bilincinde olan işletmeler yem bitkilerine gereken önemi vermekte ve tarla alanları içinde yeterli yeri ayırmaktadırlar.

    Ekonomik çalışması istenen hayvancılık işletmelerinde en azından hayvanların yaşama payları için gereksindikleri yem, işletme içersinde yem bitkileri tarafından elde olunmalıdır. Bu ilke ne yazık ki İlimizde henüz pek geçerli kılınamamıştır Bunun sonucunda da hayvanlarımızın üretim kapasiteleri alt düzeylerde kalmaktadır.

    Hayvansal üretimi etkileyen ıslah, pazarlama, araştırma, bakım ve idare, besleme vb. etmenler vardır. Ancak bunların en önemlisini yem üretimi oluşturmaktadır. Diğer koşullar nedenli iyi olursa olsun, yetersiz beslenme sonucunda hayvansal üretim kesinlikle istenen düzeye ulaştırılamaz.

    Süt ve et maliyetinde, tek başına % 56-70 masrafı tutan, yem girdisinin maliyetteki oranının % 27 ye modern karlı işletmeler vardır. Bunun yanında aldığı süt parasının % 65-70 ini sadece konsantre yem için ödeyen silaj ve kaba yemlerin önemeni bilmeyen ve bu nedenle de para kazanamayan yetiştiricilerde bulunmaktadır.

    Türkiye ve İlimiz hayvancılığının en önemli sorununun kaba yem sorunu olduğunu görerek yarım asırdır hiçbir ilerleme sağlanamayan silaj konusunda son 3-5 yıl içersinde önemli ilerlemeler sağlanmıştır.

    Kaba yemler içersinde en çok öneme sahip yemler silajlardır.
    Silajın Faydaları :

    -Bu yemler diğer yemlere göre lezzetli sulu ve besleyicidir.

    -Çok ucuza hazırlanabilmektedir.

    -Et ve süt maliyetlerindeki yem girdisinin payının % 70’lerden % 28’lere kadar düşürür.

    -Silaj sindirimi kolay, besin değeri yüksek bir yemdir.

    -Silaj hayvanın yediği her türlü ot, yem bitkileri ve gıda sanayi yan ürünlerinden yapılabilir.

    -Tarlada silaj hasadı yapılırken zararlı otlarda hasat edileceği için tarla temizliğine yardımcı olur.

    -Küf ve Zaralılar çoğalarak zararlı etki yapamazlar.

    -Silaj yemi kaba yem görevini yaptığı gibi kesif yem görevini de yapar.

    -Lezzetli oluşu iştah açtığı için hayvanların dengeli beslenmesine yardımcı olur.

    -Depolamada diğer yemlere göre az yer kaplar.

    -Silaj ile beslenen hayvanlar sağlıklı olur, tüyleri daha parlak olduğundan Pazar değeri artar.

    -Yemleme sırasında meydana gelen yem kayıpları çok azdır.

    -Protein ve karbonhidratlar, kuru otlara göre silajda daha çoktur.

    -Yıl boyunca yedirilen silaj en az 7-8 ay önceden stoklandığı için üreticiyi enflasyon baskısından korur.Kısacası silaj; ekonomik kriz dönemlerinde çiftçinin sigortasıdır.

    Hayvansal ürün maliyetlerini azaltmak için, işletme içinde yapılabilecek işler eksiksiz yapılmalı ve kaliteli kaba yemler işletmede üretilmelidir.

    Hayvancılığımızın günümüzdeki kötü gidişine son vermek istiyorsak yem bitkileri tarımına, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, gereken genişliği ve önemi vermeliyiz.

    yani slaj olmazsa olmaz :)

    selamlar

    yanıtla: Biri bana açıklaya bilirmi ? #48332
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    a) Newcastle (Nevkastıl ) Hastalığı

    İşte çok bulaşıcı ve öldürücü bir hastalık Newcastle…! Diğer adı Yalancı Tavuk Vebası. Yurdumuzun her yerinde ve dünyada da çok yaygın bir hastalık.

    Bulaşma yolları solunum ve sindirim sistemleri. Hastalık mikrobu ile bulaşmış yem, su, malzemeler ve ekipmanlar ile hayvandan hayvana geçer.

    En sevdiği şey pislik…

    Hastalık pis ve bakımsız kümeslerde kolayca çıkar. Hayvanlarda stres varsa, kümes sıkışık ise hastalığın çıkışı daha çok görülür. % 90′ a varan ölümlere yol açar.

    Aniden ölümler başlar.

    Sürüde birden bire ölümler başlayıverir. Hayvanlar bitkindir, hızlı ve hırıltılı solurlar, öksürük görülür. Kanat bacak, boyun felçleri meydana gelir. Genç hayvanlar daha şiddetli hastalanır. Yem yiyemezler, yumurta verimi düşer, kalitesiz, kabuksuz yumurtalar atar.

    Teşhis

    Buna benzer başka hastalıklarda var. Acaba hangi hastalık diye, laboratuvara hasta ve ölü hayvan yollanır. Orada teşhis konur.

    Resim 2: Newcastle’da klinik bulgular

    Bu hastalığı kümese sokmayalım

    Çok bulaşıcı. Çok öldürücü. Bu hastalığı kümesimize uğratmamak lazım. Ne yapalım?

    Önce temiz bir kümes:

    Temizlik ve dezenfeksiyon hakkınca yapılmalı.

    Sürüye dışarıdan olur- olmaz hayvan getirip katmamalı.

    Dışarıdan gelen viyolleri, çuvalları kümese sokmamalı.

    Her isteyen kümesimize girmemeli.

    Yumurta ve civciv alınacak işletmeler iyi tanınmalı, rasgele yerlerden alınmamalıdır.

    Her önlemin başı : AŞI

    Aşı hastalığın en önemli tedbiridir. Bütün bir sürüde hastalığa karşı bağışıklık sağlar.

    Kullandığımız iki aşı var. HB1 ve Lasota . HB1 aşısı 30 günlüğe kadar hayvanlara iki defa yapılır. Lasota aşısı 24 günlükten büyük hayvanlara ikinci veya daha sonraki aşılarda içme suyu, sprey veya adaleden olarak uygulama yapılır.

    Aşı temiz şartlarda yapılmalıdır. Tarifine göre uygulanmalıdır. Aşılamadan 15 gün sonra kan muayenesi yaptırılarak bağışıklık durumu kontrol edilmelidir.

    Gumboro Hastalığı

    Bulaşıcı öldürücü bir hastalık daha! Hem de hayvanların yüzde 80-90’ı yakalanabiliyor. Yüzde 10-15 kadar olan ölüm oranı genç hayvanlarda, stres de varsa , yüzde 30’ lara çıkabilir. Genellikle 4-12 haftalık hayvanlarda görülür.

    Nasıl bir hastalık?

    Tavukların hastalığı. Tavuklarda titreme halsizlik, zayıflama ve ishal olur. Hasta piliçler gelişemezler.

    Bir kümeste hastalık varsa, buraya konan bütün tavuklarda hastalık çıkar. Bulaşma ağız yolundan olur.

    Dışarıdan getirilen hasta hayvanlar, hastalığı kümese sokar.

    Hastalık taşıyan araç, gereç, yem hastalığı kümese taşır.

    Etçi tavuklar hastalıktan çok etkilenirler. Hasta hayvanlar daha fazla yem tüketirler, maliyet yükselir.

    Hastaların durumu

    Önce durgunluk vardır. Kıç etrafındaki tüyler dışkı ve toprakla kirlenmiştir. Beyaz ve sulu bir ishal görülür. Bitkinlik, titreme, tüylerin kabarması ve oturma isteği ortaya çıkar.

    Teşhis

    Başka hastalıklara benzediği için, onlarla karıştırılabilir. En iyisi laboratuvara materyal götürerek kesin teşhisi yaptırmaktır.

    Maalesef tedavisi yok

    Hiçbir ilaç hastalığı tedavi edemez. Hastalar ayrılır, bulaşmadan şüpheli olanlar yok edilir. Yemlere vitamin ve mineral takviyesi yaptırılır.

    Dezenfeksiyon nasıl olmalı

    Kümeslerde çok iyi bir dezenfeksiyon yapmalıdır. Hastalık etkeni dış şartlara çok dayanıklı olduğu için mücadelede en kritik nokta çok etkin ve dikkatli bir devre arası temizlik ve dezenfeksiyonun yapılması gerekir.

    Aşı uygulamalarını nasıl yapacağız ?

    Gumboro hastalığı ile mücadele diğer önlemlerin yanında etkin bir aşılama ile olmaktadır. Ancak bu hastalığa karşı tek bir aşılama programı önermek mümkün değildir. Aşılama programları düzenlenirken çevredeki hastalık riski, civcivlerdeki anadan geçme koruyucu maddelerin durumu, hayvanların yetiştirme yönü, aşılanacak hayvanların sağlıklı olmaları, kümesin temizlik durumu dikkate alınmalıdır.

    yanıtla: kene için ne yapmalıyım #48331
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    Advantix® Damlatma Çözeltisi

    Damlatma Çözeltisi
    İnsektisit – Akarisit
    Advantix
    advantix.jpg
    BİLEŞİMİ
    100 ml’de 10 gr imidakloprit ve 50 gr permethrin içerir.

    FARMAKOLOJİK ÖZELLİKLERİ
    Advantix® kloronikotinil gruptan olan imidakloprit ve sentetik pretroit sınıfına giren permethrin içerir ve köpeklerde ektoparaziter mücadele için deri üzerine damlatılarak kullanılır. Bu kombinasyon insektisit, akarisit ve repellent (kovucu) olarak etki eder.
    İmidakloprit; kloronikotinil grubuna dahil bir ektoparaziter olup pirelerin ergin ve larva formlarına etki eder. İmidakloprit insektlerin merkezi sinir sisteminin post sinaptik bölgelerindeki nikotinerjik asetilkolin reseptörlerine yüksek derecede affinite gösterir. İnsektlerdeki kolinerjik iletimlerin inhibisyonu sonucunda insektler felç olur ve ölürler.

    Permethrin; birinci jenerasyon sentetik piretroit sınıfına giren bir insektisittir. Piretroitler vertebralıların ve vertebrasızların sodyum sinir iletim kanallarını etkiler. Piretroitler açık-kanal bloke ediciler olarak bilinirler ve sodyum kanallarını etkileyerek aktivasyon ve inaktivasyon özelliklerini yavaşlatırlar. Bu da parazitlerde sürekli olarak aşırı uyarılma durumu oluşturarak tüm vücut boyunca tremorların gelişimi, inkoordinasyon, dorsal kaslarda ani titremeler, aşırı uyarılma ve ölüm ile sonuçlanır.
    Sinerji; Laboratuar koşullarında, her iki aktif madde kombinasyonu arasında sinerji tespit edilmiştir. Permethrinin etkisi, nöronları eş zamanlı olarak uyaran diğer uyarıcılar ile artmaktadır. İmidakloprit bundan dolayı permethrinin etkisini artropot gangliyonlarının aktivatörü olarak arttırmaktadır.
    Advantix® dermal olarak köpeklere damlatıldıktan sonra çözelti hızlı bir şekilde vücut yüzeyine dağılır. Her iki aktif madde de, uygulanan hayvanın deri ve tüylerinde 4 hafta boyunca aktif olarak kalır. Fare ve köpeklerdeki akut dermal araştırmalar, yüksek dozlardaki uygulamalar ve serum farmakokinetik araştırmaları, her iki aktif maddenin sistemik absorpsiyonunun az ve geçiçi olduğunu, klinik etkinlik açısından önemsiz olduğunu göstermiştir.

    ENDİKASYONLARI
    Advantix® köpeklerde kene, pire, sivri sinek (moskito) ve tatarcık gibi dış parazitlere karşı kullanılır .
    Etkili olduğu dış parazitler şunlardır:
    advantix_kene.jpg
    Keneler: Ixodes ricinus, Rhipicephalus sanguineus, Dermacentor spp. gibi kenelere karşı tedavi ve koruyucu amaçlı kullanılır. Köpekler üzerinde keneler mevcutken uygulandığında keneleri öldürür, fakat bu keneler yapışık olarak deride kalabilirler. Hayvanların üzerine atlayacak kenelere karşı da kovucu (repellant) ve öldürücü etkisi vardır. Bir tedavi kenelere karşı 4 hafta boyunca etkinlik sağlar.

    Pireler: Ctenocephalides spp. gibi pire enfestasyonlarına karşı 4 hafta boyunca etkilidir ve tüm pireleri uygulamadan sonra 12 saat içinde öldürür.

    Sinekler: Moskito ve Phelotomus papatasi (tatarcık, yakarca) gibi sinek türlerine karşı kovucu etkiye sahiptir. Bir uygulama 4 hafta boyunca etkinlik sağlar.

    UYGULAMA ŞEKLİ VE DOZU
    Veteriner hekim tarafından başka şekilde tavsiye edilmediği taktirde;
    Tavsiye edilen doz 10 mg/kg canlı ağırlığa imidakloprit ve 50 mg/kg canlı ağırlığa permethrindir.
    40 kg üstü köpekler için uygun pipetler kombine edilmelidir.
    Doz şeması aşağıdaki tabloda verilmiştir.

    Uygulama öncesi: Paketten bir pipet alınır ve dik pozisyonda tutulur, kapak bükülerek çekilip alınır. Kapak ters yönde çevrilerek tekrar pipet ucuna takılır. Kapak bükülerek mühür kısmı kırılır ve kapak pipetten uzaklaştırılır.

    advantage_uygulama.jpg

    ygulama şekli: Dik şekilde duran köpeğin omuzları arasındaki tüyleri deri görülecek şekilde her iki tarafa ayırınız. Pipetin ucunu tam deriye gelecek şekilde tutunuz ve pipeti birkaç kez sıkarak tamamen omuzdan kuyruk sokumuna kadar 4 ayrı yere eşit olarak deri üzerine boşaltınız. Yalnızca sağlıklı deri kısmına dökünüz (uygulama şekli aşağıda figür olarak gösterilmiştir).

    10 kg’den hafif köpekler için, tüyler deri görülecek şekilde iyice açıldıktan sonra omuza tek uygulama yapmak yeterlidir.
    kopek.jpg

    LAÇ KALINTI ARINMA SÜRESİ
    Gıda değeri olan hayvanlara uygulanmaz.

    GEBELİKTE KULLANIM
    Gebe ve laktasyondaki köpeklerde kullanımı uygundur.

    TİCARİ TAKDİM ŞEKLİ
    Özel paketler içinde 4 adet 1 ml, 2.5 ml ve 4 ml tüpler bulunan blisterlerde satışa sunulmuştur.

    KEDİLERDE KULLANILMAZ !!!!!!

    yanıtla: melez #48330
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    selamlar..
    arkadaşım öncelikle hayvanlarda melezlik istenen bir özellik değildir..

    eğer elinde holştayn bir hayvan varsa buna en iyi holştayn tohumu kullanıp en iyi holştayn ı elde etmeye bakmalısın…

    ikizlik konusuna gelince…
    sığırlar da da ikizlik istenen bir özellik değil çünkü ikizlikte buzağılarda gelişememe yavru atam ve kısırlık önemli engellerdir..
    hem ineği yorar hemde yavrulardan pek verim alınamaz..

    koyunlarda ise hormonal olarak ikizlik ve üçüzlük oranı artırılabilir..
    Koyunlarda hormon uygulamasının amaçları şöyle özetlenebilir:

    1. Kızgınlık döngüsü ve yumurtlamayı denetleyerek, doğal aşım yada yapay tohumlama izleneceklerini düzenleme,
    2. Çiftleştirmenin toplulaştırılması ile yapay tohumlama teknisyeninde yoğun bir şekilde yararlanma ve kuzulamanın kısa bir sürede gerçekleşmesini sağlama.
    3. Başarılı ve toplulaştırılmış çiftleşmeyi izleyen dönemde sütten kesim, besi ve pazarlama için bir örnek (yaş, canlı ağırlık) kuzu özdeği sağlama.
    4. Normal çiftleştirme mevsiminde ikizlik oranının arttırılması yanında mevsim dışı kuzulatmanın oluşturulması.
    5. Bakım, besleme, işgücü, bina ve diğer kaynakların kullanılmasında verimliliği yükseltme
    6. Aşım mevsiminin dolayısıyla kuzulatmanın işletme yada işletmeler arası düzenlenmesiyle kuzu ve süt verimini bütün yıla yayma.
    7. Embriyo aktarımı tekniğini daha kolay uygulama.
    8. Bilimsel çalışmalar için aynı zaman kesitinde doğmuş öz yada üvey kardeş elde etme.

    selamlar…

    yanıtla: klonlama #48328
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    Genetik Çalışmalar ve Hayvan Klonlama

    Gürbüz Aksoy

    Prof. Dr.

    Genetik, canlılığın her an yaratılışındaki sonsuz ilim, kudret, irade, hesap, plan ve programa işaret etmekle, kâinatı bu yönüyle anlamamızı berraklaştıran bir bilimdir. Kalıtsal özelliklerin nesilden nesile nasıl aktarıldıklarını ve canlıların tipini belirleyen genlere ait özellikler (genotip) ile çevreye ait özellikler (fenotip) bu bilimin esas konularıdır.1

    Canlılığın tarifi ve mahiyeti hususunda biyoloji ilmi aciz kalmaktadır. Bir canlının tarifi onun morfolojik, anatomik, psikolojik, fizyolojik ve fiziksel olan binlerce özelliğiyle yapılmaktadır. Kısacası, canlılık özellikleri oldukça kompleks bir yapı arzetmektedir. Canlıların bu özelliklerinin her birisi, canlıya ait kalıtsal yapıya ve ilişkide bulunduğu çevreye göre şekil alır. Bediüzzaman’a2 göre canlı bir varlık tüm kâinatla alakalıdır ve küçük bir kâinat hükmündedir.

    Canlılar ister bitki ister hayvan olsun, ister tek hücreli isterse çok hücreli olsun temel yapıları birbirine benzer. Her bir canlının -özellikle- kalıtsal yapısı, vücudunu oluşturan tüm hücrelerinde aynıdır. Yani o canlının her bir hücresine neslini devam ettirme kabiliyeti dercedilmiştir. Bu kalıtsal yapının esasını DNA (Deoksiribonükleik Asit) adı verilen büyük moleküller oluşturmaktadır. Bütün canlılarda bulunan bu molekül, o canlının yapı ve özellikleriyle ilgili farklı bilgileri taşır. Bu bilgiler aslında DNA’yı oluşturan ve “nükleotid” denilen birimlerdeki A, T, G, C harfleriyle ifade edilen 4 temel bazın farklı farklı dizilişlerinden ibarettir. Bazların bu diziliş düzeni genetik şifreyi meydana getirmektedir. Bu şifreye, canlının hücre çekirdeğindeki kimyasal dille yazılmış formül de diyebiliriz. İnsanın tek bir hücresinde 3 milyar adet bu harflerden bulunmaktadır. Bir insan hücresindeki genetik bilgi toplamı en az 800 000 sayfa (yani 1000 sayfalık 800 ciltlik bir kütüphane) tutmaktadır. Her canlı türünün genotipi (kalıtsal yapısı) kendine hastır. DNA miktarı beslenme, çevre şartları ve metabolik olaylara göre azalıp çoğalmaz. Farklı türlerin DNA’ları miktar ve diziliş bakımından birbirine benzemez. Buna uygun olarak Bediüzzaman3 da, Cenab-ı Hakk’ın her ferde ve nev’e has ve müstakil bir vücut verdiğini; her bir türün müstakil olarak yaratıldığını, farklı türlerin silsile halinde birbirinden hasıl olmadıklarını, her nev’in doğrudan yaratılan ilk bir babası bulunduğunu ve bunun başka nev’in babası olamayacağını vurgular.

    DNA’nın belirli fonksiyonel bölgelerine gen adı verilmektedir. Bu genler kendilerine has özelliklerin oluşmasında görevlidirler ve sanki o canlının özelliklerine ait birer program paketidirler.

    Günümüzde genetik çalışmalar sonucu hedeflenen, bir genin bir başka canlıya nakli ve orada o genin ürünü olan proteinin elde edilmesiyle, canlıların biyopotansiyelleri değiştirilebilmektedir. Bunun sonucunda biyoteknoloji denilen yeni bir yatırım ve üretim alanı doğmuştur. Tıp, farmakoloji, enerji, kozmetik v.b. alanlarda olduğu gibi tarım ve hayvancılık alanlarında da dikkat çekici biyoteknolojik çalışmalar yapılmaktadır.4 Aslında tarım ve hayvancılık alanlarında insanların kâinata müdahaleleri yeni değildir. Yüzlerce yıldır insanlar çeşitli tarım ürünleri, ağaçlar, çiftlik hayvanları ve balıklarda verim artırıcı ıslah çalışmaları yapmaktadırlar. Hatta günümüzde geleneksel ıslah yöntemlerinin verim artırmadaki katkısı biyoteknolojiden çok daha fazladır. Bugünkü biyoteknoloji az sayıdaki özellik ve az sayıdaki türle sınırlıdır. Genetik çeşitlilik; biyolojik güvenlilik, çiftçilerin elde ettikleri gelir ve tüketici sağlığı açısından değerlendirildiğinde, günümüz gen teknolojisinin kullanıldığı tarım ve hayvancılığın, çevre koruma ve beslenme açısından çevreyle uyumlu ve tür çeşitliliğine dayalı tarım ve hayvancılıktan daha üstün olmadığı görülmüştür.5 Ancak geçmişte olduğu gibi gelecekte de ve özellikle 21. yüzyıl insanlığının gıda ihtiyacını karşılamak için teknolojinin çözüm üreten potansiyelinden faydalanmak mümkündür. Bununla birlikte şu da unutulmamalıdır ki, kâinatta her şey en mükemmel şekliyle yaratılmıştır; ancak insanoğlunun eli değdiğinde kalite/kalitesizlik ve verim/verimsizlik kavramları gündeme gelmektedir. Nitekim zikredilen biyoteknolojik çalışmalarda elde edilen ürünlerin olumsuzlukları ve araştırmaların ahlaki boyutları günümüz bilim adamlarının en başta gelen tartışma konularındandır.6

    Hayvanlarda Klonlama ve Dolly Örneği

    Klonlama, vericinin genetik materyalinin çoğaltılması veya kopyalanmasıdır. İlk klonlama denemeleri 1952’de kurbağalarda, 1979’da farelerde, 1984’de koyun embriyolarında ve 1986’da sığırlarda yapılmıştır. En son 1997’de Dolly adı verilen koyun doğmuş ve bu gelişme klonlamada bir kilometre taşı olarak kabul edilmiştir.7

    İskoçya’nın Roslin Enstitüsü’nde Dr. I. Wilmut ve arkadaşları, yetişkin bir dişi koyunun bedeninden aldıkları bir hücrenin (somatik hücre) çekirdeğini, micron birimi inceliğindeki bir enjektör iğnesi yardımıyla vakumlayıp, başka bir koyuna ait, çekirdeği çıkarılmış bir yumurtaya enjekte etmişler ve bu yumurtayı da üçüncü bir koyunun rahmine yerleştirerek 5 ay sonra genetik annesinin ikizi olarak Dolly’nin doğduğunu bildirmişlerdir.8
    083_01.gif
    Şekil 1: Bir Hayvanda Klonlama Aşamaları

    Bu konuda biraz daha ayrıntıya girersek klonlama olayında 3 kademe olduğunu görürüz (Şekil 1). Birinci kademede döllenmemiş yumurta hücresinin çekirdeği, yani genetik materyali özel bir teknikle çıkarılmakta, fakat uygun başka genetik materyal bulduğunda onu kabul edebilecek sitoplazma ortamı hazır olarak kalmaktadır. İkinci kademede ise kopyası istenen hayvanın bazı vücut hücrelerinin (örneğin meme bezi hücresi) çekirdeği çıkarılmakta ve bu çekirdek daha önce çekirdeği çıkarılmış olan yumurta hücresine aktarılmaktadır. Bu hücre üçüncü ve son aşamada dişi bir hayvanın rahmine konulup tekrar normal yavru gelişimi safhasına geçilmektedir. Böylece ergin bir koyundan 5 ay sonunda biyolojik babası olmayan veya eşeyli üreme olmaksızın bir kuzunun dünyaya gelmesi gerçekleşmiştir.

    Yukarıdaki araştırmayla ilgili pek çok soru işareti de bulunmaktadır. Bir kısım bilim adamı, yayınlanan bu araştırmada 277 yumurta hücresine yapılan çekirdek aktarımından 276’sının başarısızlıkla sonuçlanmasını ve sadece birinde başarıya ulaşılmış olmasını ve ayrıca benzer araştırmalarda başarı elde edilememesini gerekçe göstererek Dolly ile ilgili araştırmayı şüpheyle karşılamaktadırlar ve bu düşük düzeydeki verim oranı (% 0.36) karşısında bu tür klonlamanın olabilirliğini sorgulamaktadırlar. Ayrıca, sağlıklı bir kuzu olarak doğan Dolly’nin zigot gelişiminde harici bir müdahale söz konusu olduğundan bu hayvanın sağlıksız olarak hızla yaşlandığı tespit edilmiştir. Böylesi doğumlarda anomaliler, iri yavruya bağlı güç doğumlar ve genetik çeşitlilikteki azalmalar gibi hususlar söz konusudur. Kısacası, hayvan klonlama olayı henüz başarıya ulaşmış bir uygulama olmaktan çok uzaktadır.9

    Hayvan klonlama olayı rutin olarak başarıyla yapılsa dahi bu kopyalama olayında canlının yeniden yaratılması değil, yalnızca çoğalma yönteminin değişmesi söz konusudur. Bir organizmadan diğerine sadece çekirdek transferinin yapıldığı bir olayı “yaratma” olarak anlamak çok komiktir. Bir evden diğerine ev eşyası taşıyan nakliyecilere evi yapan mühendis veya evin sahibi denilemeyeceği gibi, gen transferi yapan uzmana da yaratıcı denilemez. Veya bir CD’den diğer boş bir CD’ye kayıt yapan kişi nasıl ki bilgisayarı ve içindeki programı yaptığını iddia edemez, aynen onun gibi bir atomu dahi yapmaktan aciz bir uzman, canlı yarattığı iddiasında bulunamaz. Klonlama veya kopyalama olayı, Allah’ın (c.c) yarattığı hücre, DNA, gen v.s.’yi kullanarak ve yine yaratılış kanunları içinde kalınarak yapılan, ancak normal çoğalma yöntemine bir müdahale ve normalden sapmayı inceleme çabasıdır. Bu gibi çalışmalar bizlere semavi dinlerdeki Hz. Havva ve Hz. İsa’nın dünyaya gelişlerindeki özelliği de hatırlatmaktadır.

    Klonlamada verici ve klonun aynı olacağı hatta kaderlerinin de aynı olacağı gibi ifadeler çok yanlıştır ve bilimsel değildir. Bir canlının genetik annesinden çoğu yönden farklı olacağı kaçınılmazdır. Aynı yumurta ikizlerinde bile çok belirgin farklılıklar bulunmaktadır. Bilim adamlarına göre, genetik kopyalama farklı ortamlarda ve farklı zamanlarda gerçekleştiğinden, tümüyle aynı şartlarda bir hamilelik süreci geçirilmemiş olacağından ve ayrıca doğum sonrası çevre de farklı olacağından klon ile klonlanan arasındaki farklılıklar daha da fazla olacaktır. Kaldı ki, aynı kaderi paylaşmayacakları da kesindir. En azından Dolly genetik annesinden farklı yaşta ve akciğer yetmezliğinden ölmüştür: “O Allah ki, göklerin ve yerin mülkü O’nundur. O evlat edinmemiştir. Mülkünde bir ortağı da yoktur. Her şeyi O yaratmış ve her yarattığına bir ölçü ve nizam vererek onun kaderini tayin etmiştir.”10

    Sonuç

    Hayvan klonlamayla gelecekte, bir örnek ve yüksek verimli hayvanların elde edilmesi, tedavi amaçlı olarak hayvanlardan ilaç üretimi, organ nakilleri, nesli tükenmekte olan hayvanların genlerinin korunup çoğaltılması, hastalıklara dirençli genlerin üretilmesi ve böylece daha az ilaç tüketimi vs. konularında gelişmeler beklenmektedir. Kısacası, her teknolojik gelişmede olduğu gibi, hayvan klonlama da iyiye kullanılırsa insanlığa hizmet edebilir.

    Dipnotlar

    1. Demirsoy, A., Yaşamın Temel Kuralları, Meteksan Matbaacılık, 1991.

    2. Nursi, Bediüzzaman Said, Lem’alar, Yeni Asya Neşriyat, İst. 2000, s. 310.

    3. Nursi, Bediüzzaman Said, İşaratü’l-İcaz, Yeni Asya Neşriyat, İst. 2000, s. 144-145.

    4. Karagüzel, A., Kalay, E., Kutlu, N. ve Şahin, N., Genetik Mühendislik ve Tıbbi Uygulamalar, Sendrom, Ocak-2000, s. 93-95; Faber, D.C., Molina, J.A., Ohlrichs, C.L., Vander Zwaag, D.F. and Ferre, L.B. Commercialization of Animal Biotechnology, Theriogenology, 59 (2003), s. 125-138.

    5. Zülal, A., Gen Aktarımlı Tarım Ürünleri, Tübitak Bilim ve Teknik Dergisi, 426, Mayıs 2003, s. 38-43.

    6. Deutschland, Nisan-Mayıs 2001.

    7. Hochedlinger, K. and Jaenisch, R., Nuclear Transplantation: Lessons from Frogs and Mice, Current Opinion in Cell Biology 2002, 14:741-748; Westhusin, M.E., Long, C.R., Shin, T., Hill, J.R., Looney, C.R., Pryor, J.H. and Piedrahita, J.A., Cloning to Reproduce Desired Genotypes, Theriogenology 55 (2001), s. 35-49; Wilmut, I., Schnieke, A.E., Whir, J., Kind, A.J. and Campbell, K.H.S. Viable Offspring Derived From Fetal and Adult Mammalian Cells, Nature 385 (1997), s. 810-813; Yanagimachi, R., Cloning: Experience from the Mouse and other Animals, Moleculer and Cellular Endocrinology 187 (2002), s. 241-248.

    8. Wilmut, I., Schnieke, A.E., Whir, J., Kind, A.J. and Campbell, K.H.S. Viable Offspring Derived From Fetal and Adult Mammalian Cells, Nature 385 (1997), s. 810-813.

    9. Westhusin, M.E., Long, C.R., Shin, T., Hill, J.R., Looney, C.R., Pryor, J.H. and Piedrahita, J.A., Cloning to Reproduce Desired Genotypes, Theriogenology 55 (2001), s. 35-49; Yanagimachi, R., Cloning: Experience from the Mouse and other Animals, Moleculer and Cellular Endocrinology 187 (2002), s. 241-248.

    10. Furkan Sûresi(25), Ayet: 2.

    bunlarda faydalı olabilir

    http://www.tagem.gov.tr/biyo_web/documents/pdf/Hayvan%20Biyoteknolojisi.pdf

    http://www.baskent.edu.tr/~mustafak/BME-201/dokumanlar/KLONLAMAdoc.pdf dosyasının html sürümüdür.
    G o o g l e taradığı belgelerin otomatik olarak html sürümlerini oluşturur.
    Bu sayfayı sık kullanılanlara eklemek veya bağlantı vermek için bu adresi kullanın: http://www.google.com/search?q=cache:Edfxyb9Y1NMJ:www.baskent.edu.tr/~mustafak/BME-201/dokumanlar/KLONLAMAdoc.pdf+hayvan+klonlama&hl=tr&ct=clnk&cd=7&gl=tr&client=firefox-a

    Google’ın bu sayfaların yazarlarıyla herhangi bir ilişkisi yoktur ve içeriklerinden sorumlu değildir.
    Aradığınız terimler renkli olarak vurgulanmıştır: hayvan klonlama
    Page 1
    BME – 201 TIBBİ BİYOLOJİ
    PROJE KONUSU: KLONLAMA
    AD – SOYAD: AYSU
    KÜÇÜKTURHAN
    NO : 20494169
    Page 2
    İÇERİK :
    1. KLONLAMA NEDİR ?
    2. KLONLAMANIN TEKNİKLERİ NELERDİR ?
    3. KLONLAMA TEKNOLİSİ NASIL KULLANILABİLİR ?
    4. KLONLANMIŞ HAYVANLAR HANGİLERİDİR ?
    5. TRANSPLANTASYONDA KULLANMAK ÜZERE
    ÇEŞİTLİ ORGANLAR KLONLANABİLİR Mİ ?
    6. KLONLAMANIN RİSKLERİ NELERDİR ?
    7. İNSANLAR KLONLANABİLİR Mİ ?
    8. KLONLAMANIN TERCİH EDİLMESİNİN NEDENLERİ
    VE ETİK AÇIDAN PROBLEMLER NELERDİR ?
    1. KLONLAMA NEDİR ?
    Öncesinde yapılan bir çok araştırma ve çalışmalardan sonra, 1953 yılında DNA’nın
    çift sarmal yapısı keşfedilmiş ve böylece hayatın bu gizli molekülünün nasıl bir
    mekanizma ile yaşamın şifresini sakladığı, gelecek nesillere aktardığı ve bu şifrenin
    protein sentezinde nasıl kullanıldığı ortaya çıkarılmıştır.
    DNA’nın çift sarmal yapısının keşfinden sonra moleküler biyoloji ve biyokimyada
    çok önemli ilerlemeler sağlanırken, bir yandan da bu bilgiler yavaş yavaş ticarete
    dökülerek ‘biyoteknoloji’ devri kendini hissettirmeye başlamıştır. İlk önce rekombinant
    DNA teknolojileri ile mikroorganizmalara gen aktarma çalışmaları, sonra bu
    çalışmaların daha yüksek organizmalara yönlendirilmesi ve nihayet Dolly ile
    sonuçlanan klonlama tekniği 20. yüzyıla damgasını vuran gelişmelerdir. Klonlama
    tekniği bilim adamlarına yeni ve heyecan verici bir ufuk açmış durumdadır. Klon
    kelimesi sözlük anlamı olarak ana hücreden bölünerek oluşan hücreler dizisi veya
    tek bir atadan aseksüel yol ile çoğaltılmış hücre grubunu ifade etmektedir. “Klonlama”
    dilimize “kopyalama” olarak yerleşmiş ve bu terimler 1997 yılında bir koyunun
    kopyalanması ile oluşan ilk klon hayvan Dolly’nin doğumu ile birlikte günlük
    hayatımıza girmiştir. Klonlama teknolojisinde amaç bir ana hücreden aynı kökene
    sahip bir veya daha fazla sayıda kopyaların oluşturulmasıdır.Klonlamayı farklı
    tanımlarla da inceleyecek olursak;
    – Genetik olarak aynı olan bir grup bireyin eşeysiz üreme yoluyla aynı ana-
    babadan ayrılması. Birçok bitki ana bitkinin etrafındaki alanda filiz, tuber ya da bulb
    yoluyla çoğalarak kolonize olurlar. Aseksüel olarak üreyen bakteriler her zaman için
    kendilerinin sayısız kopyalarını yapabilmektedirler. Bunlar birbirlerinin tamamen
    aynısı olan (mutasyon geçiren suşlar hariç) klonlardır.
    – Genetik olarak aynı olan bir grup hücre, orijinal bir hücreden mitoz bölünme
    yoluyla meydana gelir. Hücre yeniden kromozom setini meydana getirir ve iki yavru
    hücreye bölünür. Böylece, vücudumuzda ölen hücreler yerine yenileri meydana gelir.
    Dolayısıyla mitoz bölünme ile oluşan hücreler birer klon olarak tanımlanabilirler.
    Page 3
    Örneğin vücüdumuzu oluşturan hücrelerde bu şekilde bölünerek çoaldıkları ve
    birbirinin aynı şekil ve özelliğindeki eşlerini oluşturdukları için birbirlerinin klonlarıdır
    ve klonlama her doğal olarak da devam etmektedir.
    2. KLONLAMA TEKNİKLERİ NELERDİR ?
    Klonlama teknolojileri; diğer bir organizmanın genetik ikizinin üretilmesinden başka
    amaçları da içerir. Bu amaçları 3 ana başlık altında toplayabiliriz. Bunlar:
    1. Rekombinant DNA Teknolojisi yada DNA Klonlaması
    2. Üreme Amaçlı Klonlama
    3. Tedavi Amaçlı ( Terapatik ) Klonlama
    Kısaca bu tekniklerden bahsedecek olursak ;
    Rekombinant DNA Teknolojisi yada DNA Klonlama: in vitro (hücre dışında) olarak
    gerçekleştirilen bir genetik rekombinasyon (yeni birleşim) tekniğidir. Farklı birey veya
    türlerden alınan DNA parçalarının fonksiyonel olacak şekilde birleştirilmesidir. Bu
    teknolojinin en güzel örneği, insandaki insülin hormonunu şifreleyen genin, bakteriyel
    plazmit
    *
    DNA’sı ile birleştirilmesidir. Başka bir DNA parçası ile birleştirilerek
    değişikliğe uğramış olan plazmit DNA’sı, “rekombinant-DNA molekülü” adını alır. Bu
    rekombinant DNA’yı bakteri içinde çoğaltarak insülin geninin çok sayıda kopyasını
    yapmak mümkündür.
    *
    plazmit DNA : hücrelerde kromozom yapısında olmayan stopilazmik DNAlardır.
    Üreme Amaçlı Klonlama : Şu anda varolan yada daha öncesinde varolmuş olan bir
    hayvanın DNA’sıyla aynı DNA’ya sahip hayvanların meydana getirilmesidir. Bu işlem
    üreme hücresine sahip olmayan bir bireyin çocuk sahibi olmasına yardımcı olmak için
    de kullanırlır. Örneğin Dolly bu teknoloji ile yaratılmıştır. Somatik Hücre Çekirdeği
    Transferi yada Aseksüel Üreme diye isimlendirebileceğimiz işlemde;
    – Bilimadamları verici yetişkin bir vücut hücresinden alınan çekirdeği- bununla
    birlikte genetik materyali, çekirdeği ve genetik materyali çıkarılmış olan konak kadın
    yumurta hücresine aktarırlar.
    – Verici vücut hücresinin çekirdeği aktarılan yumurta hücresi, çeşitli kimyasallarla
    ya da elektrik akımıyla uyarılarak yumurtanın hürce bölünmesi yapması ve gelişmesi
    sağlanır.
    – Uygun faza gelen klonlanmış embriyo konak kadın rahmine aktarılarak doğuma
    kadar sürekli gelişimi sağlanır.
    ** Normal embriyo oluşumunda dişi yumurtası ile erkek sperminin birleşmesi sonucu
    oluşan zigot üreme amaçlı klonlamada somatik hücre aktarımı ile onu takip eden bir
    takım kimyasal ateşleyiciler de zigot oluşumunu sağlamak için kullanılmaktadırlar. İki
    şemada da sexüal ve asexüel üremelerin farkları gösterilmektedir.
    Page 4
    Tedavi Amaçlı ( Terapatik ) Klonlama : Terapatik klonlamaya embriyo klonalama
    da denir. Araştırmalarda kullanılmak üzere insan embriyosunun üretilmesi işlemidir.
    Bu işlemin amacı klonlanmış insan yaratılması değil fakat insan gelişiminin ve
    hastalıkların tedavisinin araştırılması ve çalışılması için kök hücrelerin
    yetiştirilmesidir. Kök hücreler insan vücüdunda herhangi çeşit bir hücreye dönüşerek
    bozulmuş yada hastalıklı dokuları yenileme/ iyileştirme yeteneğine sahip oldukları için
    biyomedikal araştırmalarda çok önemlidir ve burdaki temel amaç ise kişiye özel kök
    hücreleri üretmektir.
    Bu işlemin basamaklarını şu şekilde gösterebiliriz:
    – Kök hücreler yumurta 5 gün boyunca döllendikten sonra yumurta içerisinden
    çıkartılırlar. Gelişimin bu aşamasındaki yumurtaya “blastosit” denir. Kök hücrenin
    çıkarılması embriyoyu parçalar ve yok eder ki bu durum bir çok etik kaygının
    artmasına yol açmaktadır.
    – Çıkartılan kök hücreler petri kaplarında potansiyel terapatik dokuları yada
    ayrı organları oluşturmak için kültürleniyorlar.
    – Oluşumu hedeflenen bu terapatik dokuların sonradan vücüdun iyileştirilmesi
    planan yerine aktarılıp bulundukları yerdeki hasarı onarmaları amaçlanmakta ve
    üzerinde çalışılmaktadır.
    Page 5
    3. KLONLAMA TEKNOLOJİSİ NASIL KULLANILABİLİR ?
    – Soyu tükenmekte olan canlıları klonlayarak, onları yok
    olmaktan kurtarmak için kullanılabilir(Üreme amaçlı
    klonlama yöntemi ile). Kimi araştırmacılar, klonlama
    teknolojisinin soyu tükenmekte olan hayvan türlerini yok
    olmaktan kurtarmak üzere kullanılabileceğini düşünüyorlar.
    Klonlamanın asıl önemi, araştırmacılara, çok az sayıda
    bireyi kalmış hayvan popülasyonlarının gen havuzuna yeni
    genler katma olanağını vermek olacak.
    – Soyu çoktan tükenmiş olan hayvanların yeniden
    canlandırılabilmesi için kullanılabilir. Ancak bu konudaki en
    önemli güçlük, korunmuş dokuların yani DNA’nın bulunamaması.
    1999 yılında Rusya’da bir grup bilim adamı, çok iyi korunmuş
    olduğunu düşündükleri bir mamut kalıntısı bulmuşlardı. Ancak,
    olumsuz çevre koşullarının, bu çok iyi korunmuş kalıntının DNA
    yapısına çok zarar vermiş olduğu anlaşıldı.
    – Özel yetenekleri yada nitelikleri olan canlılar geliştirmek için.
    Örneğin ilaç üretimini, metabolizmasında doğal olarak gerçekleştiren yada insan
    bedeninin hastalıklarına uyumlu organ, doku veya hücreleri barındıran hayvanların
    üretilmesi için. Bu ilaç üretimini için hayvanların kullanılması durumuna örnek olarak
    1990 yılında yaratılan Tracy isimli koyunu örnek gösterebiliriz. Tracy’yi diğer
    koyunlardan ayıran özellik, sütünde alpha-1-antitrypsin (AAT) adı verilen bir enzimin
    salgılanmasıydı. Bazı akciğer hastalıklarının tedavisinde kullanılan bu enzim
    normalde insan kan plazmasından elde ediliyor. Bu metod hem pahalı hem de
    hastalık taşıma riski var. Bilimadamları AAT enziminin genetik kodunu Tracy’ye
    aktardılar; Tracy bir klon değil ama gen aktarımı yapılmış bir koyundu. Tracy
    büyüdükten sonra sütünün her litresinde yaklaşık 40 gram AAT salgılamaya başladı,
    yani kısaca dünyanın ilk dört ayaklı ilaç fabrikalarından biri oldu.
    Ancak bu ve bunun gibi örneklerin başarı oranı Dolly’nin bile 276 denemeden sonra
    başarıya ulaştığı göz önüne alınınca oldukça düşük bir seviyede kalmaktadır.
    – İnsan organizmasının tüm organlarının tek hücreden üretiminin sağlanması (kök
    hücre) ve geri dönüşü bulunmayan hastalıkların (alzheimer, parkinson,multiple
    skleroz-MS,lösemi,şeker hastalığı gibi…) hasarlı hücrelerinin, sağlıklı hücrelerin
    üretilip onlarla değiştirilmesi yoluyla bu çeşit hastalıkların tedavi edilmesi için
    kullanılabilir.(Therapatik klonlama teknolojisi yardımı ile)
    – Gen terapisi ve genetik mühendisliği uygulamaları, genetik modifiye yiyecek ve
    organizmaların üretimi, genomların sıralanması gibi rekombinant DNA teknolojisi ile
    ilişkili teknolojilerin öğrenilmesi için kullanılabilir.
    – Ayrıca araştırmalarda kullanılmak üzere, birbirinin aynısı olan hayvanları üreterek
    yapılan deneyler sırasında hayvanlar arasındaki farklılıkların deney sonuçlarını
    etkilemesini engellemek ve ticarî değeri olan hayvanların hepsinde aynı özellikleri
    yakalamak için seçilen bir hayvanı kopyalayarak çoğaltmak için klonlama teknolojisi
    kulanabilir.
    Page 6
    4. KLONLANMIŞ HAYVANLAR HANGİLERİDİR ?
    Bilim adamları yıllardır hayvanları klonlamaktadırlar. 1952 de; bir iribaş ilk klonlanan
    hayvan olmuştur. Dolly’ e kadar araştırmacılar küçük büyük birçok hayvanı koyunlar,
    keçiler, fareler, domuzlar, kediler, tavşanlar ve bir gaur da bunlara dahil olmak üzere
    kopyalamışlardır. Tüm bu klonalar somatik hücre aktarımı teknoloisi ile
    yaratılmışlardır. Bugün farklı türlerin sayısı sınırlıda olsa yüzlerce klonlanmış hayvan
    bulunmaktadır. Ancak belirli türlerin örnek olarak maymun, tavuk, at ve köpek gibi
    klonlama denemeleri başarısız olmuştur. Bazı türler diğerlerine göre somatik hücre
    transferine daha fazla direnç göstermektedirler.
    5. TRANSPLANTASYONDA KULLANILMAK ÜZERE ÇEŞİTLİ
    ORGANLAR ÜRETİLEBİLİR Mİ ?
    Bilimadamları bir gün terapatik klonlamanın transplantasyon için doku ve organ
    meydana getirilmesinde kullananılacağını umuyorlar. Bu sistem şu şekilde
    işleyebilecektir: transplantasyona ihtiyacı olan hastanın DNA’sı çıkartılıp çekirdeksiz
    yumurtaya aktarılır. Hasta DNA’sına sahip yumurta bölünmeye başlayınca
    embriyonik kök hücreler ekilerek her çeşit dokuya dönüşmeleri sağlanacaktır. Bu kök
    hücreler hasat ile genetik uyuma sahip doku ve organların meydana getirilmesinde
    kullanılacaktır.
    Teoride klonlanan organın, hastanın bedenin bu organı reddetme ihtimali
    olmaksızın hastaya nakledilmesi bekleniyor. Bir diğer potansiyel uygulama da insana
    nakledilebilecek uygun organların ekilebileceği ve elde edilebileceği genetik
    modifiyeli domuzları yaratmaktır. Hayvanlardan insanlara doku yada organ transferi
    işlemine XENOTRANSPLANTASYON denir. Pirimatlar yerine domuzların
    kullanılmasının nedeni ise; her ne kadar pirimatların insanlarla genetik uyumu
    birbirine çok yakın olsada pirimatların klonlanması çok zor olmakta ve üremeleri
    düşük oranda olmaktadır. Bu yüzden diğer tüm hayvanların arasından en başarılı
    şekilde klonlanan ve dokuları ve organları insana en yakın olan hayvanlar olarak
    domuzlar kullanılmaktadır.
    Page 7
    6. KLONLAMANIN RİSKLERİ NELERDİR ?
    Üreme amaçlı klonlama pahalı ve yüksek oranda verimsizdir. Klonlama
    girişimlerinin %90 ‘ından fazlası yaşayabilecek döllerin üretiminde başarısızlıkla
    sonuçlanmaktadır. Bir tane yaşabilecek klon üretimi için 100 ‘den fazla nüklear
    transfer prosedürünün uygulanması gerekli olmaktadır. Tüm bunların yanında klon
    hayvanlar bağışıklık sistemi problemleri, tümör oluşumları ve diğer çeşitli
    bozukluklara sahip olabilmektedirler. Klon canlıların bazı genlerinin etkinleşmesi
    gereken zamanlarda etkinleşmediğini ve etkin olmaması gereken zamanlarda
    etkinleştiğini gösteren araştırmalar yapılmıştır. Örneğin Dolly’nin küçük yaşta eklem
    iltihaplanmasına yakalanması bununla açıklanmaktadır. Klon canlıların erken
    yaşlanması da bir başka sorun olarak varlığını sürdürmektedir. Problemler, verici
    hücreden alınan genetik materyalin programlama hatalarından da
    kaynaklanabilmektedir.
    7. İNSANLAR KLONLANABİLİR Mİ ?
    Klonlanmış insan aslında çok yabancı olduğumuz bir terim değil. Tek yumurta ikizi
    olarak adlandırılan ikiz çeşitleri (duruma göre üçüz ve dördüz de olabilir) aslında
    birbirlerinin doğal yoldan klonlanmış halleridir. Normal doğumların yaklaşık %1.3
    ‘ünde bu olaya rastlanır. İkizlerin aksine gerçekte Dolly genetik annesinin %100
    kopyası değil. Dolly’ye aslında “DNA klonu” ya da “genetik klon” demek daha doğru
    olur. Çünkü Dolly genetik annesi ile aynı hücre çekirdeği DNA’sını paylaşıyor ancak
    hücre sıvısı, mitokondri organelinde bulunan DNA, ayrıca büyüdüğü embriyonik
    ortamı genetik annesinden farklı. Genler sürekli olarak bulundukları ortamla diyalog
    içindedirler ve çevresel faktörlere göre genomun uygulama alanları değişir. İkizler
    aynı DNA, aynı sitoplazma ve aynı ortamı paylaşarak dünyaya gelseler dahi yaş
    ilerledikçe aralarında genetik farklılaşma başlayacaktır. İkizlerde bile böyle bir
    farklılaşma oluyorsa, ikizlere göre daha fazla farklılığa sahip klonlarda bu durum daha
    da fazla etkisini gösterecektir. Bu nedenle bilimsel olarak ne Beethoven,ne Newton,
    ne Einstein ne de yaşayan herhangi bir insanın %100 kopyasının dünyaya gelmesi
    olası değildir. Zaten bir insanı o kişi yapan sadece o kişinin DNA’sı değil aynı
    zamanda da o kişinin yaşadığı ortam ve yetiştirilme koşullarıdır.
    Ancak söz konusu klonlama doğal olarak değilde (tek yumurta ikizleri gibi ) insan eli
    ve teknoloji ile oluyorsa ortaya bir çok etik problem ve uygulama zorlukları
    çıkmaktadır. En büyük problemelerden biri ise bir çok klon hayvanda olan
    enfeksiyondan dolayi erken ölüm ve diğer komplikasyonlardır. Aynı problemlerin olası
    insan klonlarında da oluşacağı beklenmektedir. Buna ek olarak bilim adamları
    zekasal gelişimin de nasıl olacağını bilememektedirler. Bir inek yada fare için
    zekasal yada ruhsal durumlar önemsiz sayılsa bile insan için böyle faktörleri göz ardı
    etmek imkansızdır.
    Bu kadar çok bilinmeyenin içinde insan klonlamak potansiyel bir tehlike ve etik
    açıdan sorumsuzluk olarak görülmektedir.
    Page 8
    8. KLONALAMANIN TERCİH EDİLMESİNİN NEDENLERİ VE ETİK
    AÇIDAN PROBLEMLER ?
    İnsan klonlamın etik açıdan iyi ve kötü yönleri vardır.
    Bunları şöyle sıralayabiliriz:
    1) Büyük insanların veya efsanevi derecede güzel kişilerin tekrarlanması.
    2) Kalıtsal hastalık tehlikesini azaltmak için sağlıklıların çoğalması.
    3) Kalıtımsal aynı nitelikleri taşıyan kişilerin, insanın gelişimi, doğanın ve çevrenin
    selektif anlamı hakkındaki bilimsel araştırmalar için üretilmesi.
    4) Kısır çiftler için çocuk sahibi olma.
    5) Savaş, haberalma veya spor alanlarında kullanılmak üzere identik kişilerden
    oluşan grupların oluşması.
    6) Doku aktarımları için organ rezervleri olarak kopyaların üretilmesi.
    Yine ayrıca bazı alanlarda benzer insanların kullanımı da insan yığınlarının savaş,
    haberalma gibi alanlarda kötüye kullanılmasını sağlar. Yine bazı çevreler,
    kopyalamayı ileride gerekebilecek organ nakilleri için bir depo gibi kullanabilme
    düşüncesi ile desteklemektedirler. Bu durum ise tıp etiği açısından insan ahlakına
    aykırıdır.
    Nitekim ileride organ gerekebileceği düşüncesinden hareketle bir cenini üretmek ve
    sonra da gerekince onu parçalayarak organını almak ahlaki bir olay değildir.
    ÖZET:
    Klonlama teknolojisi son yıllarda sağlık alanındaki en önemli gelişmelerden birisi
    olarak kabul edilmektedir. Özellikle somatik hücre aktarımının geliştirilerek dünyanın
    her yerinde; kök hücreler yardımı ile hastalıklarına çare bulmayı bekleyen insanlara
    yardım edilebilmesi için yapılan çalışmalar; teknolojinin de yardımı ile yakın
    gelecekte kişisel organ üretimi ile insanların hayatta kalmaları sağlayabilecektir. Eğer
    bu organ üretimi gerçekleştirilebilirse; üretilen organlar kişilerin kendi kök
    hücrelerinden elde edilecekleri için doku ve kan uyuşmazlığı gibi problemler
    yaşanmayacak ve günümüzdeki transplantasyonlar sonrası yaşanan komplikasyonlar
    direk olarak ortadan kalkacaktır. Ayrıca organ beklemek, vericinin bulunamaması ve
    bu yüzden insanların hayatlarını klaybetmesi gibi durumlar var olmayacaktır. Bununla
    birlikte doğuştan gelen çeşitli hastalıklar, sonradan oluşan rahatsızlıklar (
    sakatlıklar,omurilik problemleri gibi) özelleşmiş kök hücrelerin transferi ile
    çözülebilecek ve insan hayatının kalitesi arttırılabilcektir. Somatik hücre transferinin
    yanı sıra üreme amaçlı klonlama ile soyu tükenme tehlikesi altında olan hayvanlar
    yaşatılabilecek, araştırmalarda kullanılabilecek aynı türdeki aynı özellikte hayvanların
    üretilmesi sağlanarak yapılan deneylerde deneğe bağlı oluşan hatalar ortadan
    kaldırabilecek ve belki de araştırmaların hız kazanması sonucu klonlama
    teknolojiside dahil bir çok uygulama daha hızlı uygulamaya geçirilebilecektir. Ayrıca
    çocuk sahibi olamayan insanlar için günümüzde de kullanılmakta olan tüp bebek
    teknolojisi daha da geliştirilerek hiç bir hata olmaksızın çiftlerin çocuk sahibi olmaları
    sağlanacaktır. Bu iki yöntemin yanında rekombinant DNA teknolojisi ile gerek çeşitlilik
    açısından gerekse kullanılabilir kaynak elde etmek açısından gelişimi son derece
    yararlı olacak bir çalışma olarak devam etmektedir. Ancak tüm bu olumlu gelişmelere
    rağmen klonlanmış hayvanların yaşadığı problemler, erken ölümler, karşılaşılan
    komplikasyonlar ve cevaplanamayan bir çok soru bilim adamlarını insan
    klonlamaktan tamamen uzak tutmaktadır.
    Page 9
    Teknolojik açıdan gelişimin bu şekilde yararlı olacak olması etik çevrelerin endişe
    ve kaygılarını gidermemektedir. Etik çevreler özellikle terapatik klonlamada kök hücre
    üretimi için kullanılan embriyoların parçalanmasından ve yok ediliyor olmasından son
    derece rahatsızlık duymaktadırlar. Bunu oluşabilcek bir canlının yaşama şansının
    elinden alınması olarak görmektedirler. Bu yüzden sonun kadar bu işe karşı
    çıkmaktadırlar ki zaten insan klonlanması gibi bir durumun kabul edilemez olduğunu
    ancak; bir yaratıcı gücün yaratma hakkı olduğunu savunmaktadırlar. Etik çevrelerin
    bu yöndeki eleştirileri dünyayı da ikiye bölmü durumdadır. Belli bir kısım klonlamanın
    her çeşidine karşı çıkarken (hatta çalışmaları yasaklarken) bir kısmı ise yalnızca
    hastalık tedavisinde kullanılmak üzere embriyo üretimine ve araştırmalar için yapılan
    klonlamalara izin vermekte ve özellikle terapatik klonlamanın gelişimini
    desteklemektedirler.
    KAYNAKÇA:
    1. http://www.genbilimi.com/klonlama1.htm
    2. http://www.humancloning.org
    3. http://www.tupbebek.com
    4. http://www.ornl.gov/sci/techresources/Human_Genome/elsi/cloning.
    shtml
    5. gazete haberleri
    6. http://www.biltek.tubitak.goc.tr/klonlama
    7. http://www.arhp.org/patienteducation/onlinebrochures/cloning
    8. http://www.globalchange.com/clonlink
    9. http://gslc.genetics.utah.edu
    10.
    http://www.actionbioscience.org/biotech

    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    info_medicationsf1-full.jpg

    yanıtla: ishalle seyreden hastalıklar #47801
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    kanlı ishal bir çok tekliheli hastalığın habercisidir…en kısa zamanda tedavisine başlamalısınız..

    yanıtla: acil #47800
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    CCL4 UYGULANAN SIÇANLARDA KARACİĞER GSH, GST VE SELENYUM DÜZEYLERİ

    http://www.turktel.net/cgi-bin/medshow.pl?makale_no=22901&user_lang=TR

    Köpeklerde Karbontetraklorür İntoksikasyonunda Serum ve Karaciğer Dokusu Mineral Madde Düzeylerinin Araştırılması

    http://vfdergi.yyu.edu.tr/2005-2/2005-2word/43-46.doc

    Karbon Tetraklorür İle Karaciğer Toksisitesi Oluşturulan Farelerde Melatonin Ve Pentoksifilinin Serum Lipidleri Üzerine Etkilerinin Karşılaştırılması

    http://cardivascular.turkiyeklinikleri.com/abstract-tr_47415.html

    yanıtla: DNA VE RNA VİRUSLAR #47739
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı
    yanıtla: buzağının hastalağı #47730
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    sütede katabilirsiniz..

    yanıtla: buzağının hastalağı #47716
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    yemine düzenli olarak “sel de carlsbad” katarsanız bu şikayetten kurtulabilirsiniz..

    yanıtla: buzagıdan kanlı idrar geliyor #47712
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    TRANSAMİN ENJ.
    BACTRİM ENJ.

    yanıtla: tavsanlar ilgili sorular #47697
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    TAVŞAN BESLEMEDE KULLANILAN YEMLER:

    1. Enerji yemleri: Arpa, buğday, mısır, yulaf, çavdar, sorgum yaygın olarak kullanılmaktadır. Mısırın sadece besi tavşanlarına verilmesi uygundur. Arpa ve yulaf ezilerek, mısır kırılarak verilirse daha iyi değerlendirilir. Arpa, yulaf, mısır, pirinç çimlendirilerek verilirse dölveriminde yükselme, yavrularda çabuk gelişme sağlanır. Yemlik un, buğday kepeği, değirmen artıkları da enerji kaynağı olarak az miktarlarda kullanılabilir. Çünkü bunlar lakzatif etkilidir ve rasyonda yeterli selüloz bulunmalıdır.

    Tavşan yemlerinde hayvansal kökenli yemler nadiren kullanılır. Genelde küspeler tercih edilir. Yerfıstığı küspesi tavşanların en iyi yediği küspedir, hem protein hem de enerji kaynağı olarak mükemmeldir. Bundan başka soya küspesi, kurutulmuş bira posası, ayçiçeği küspesi, kolza küspesi, susam küspesi, keten tohumu küspesi, pamuk tohumu küspesi değişik miktarlarda kullanılabilir.

    3. Kuru kaba yemler: Tavşan rasyonlarına fazla miktarlarda kuru kaba yemler katılmaktadır. İyi kaliteli kuru ot rasyonun maliyetini düşürmektedir. Kullanılan otun temiz, küfsüz ve tozsuz olması gerekir, aksi takdirde çeşitli sindirim bozuklukları gelişir.

    Baklagil otları: Özellikle yonca tavşanlar için en iyi kaba yemdir. Baklagil otları protein bakımından zengindir ve oldukça lezzetlidir. Ayrıca düzenli sindirim için gerekli selülozu da sağlar. Aşımda olmayan erkekler, kurudaki dişiler için tek yem olarak verilebilir. Gebe ve laktasyondaki dişilerin rasyonlarına % 40 düzeyinde katılabilir. Tavşan beslemede kullanılan baklagiller, taş yoncası hariç diğer yonca çeşitleri, burçak, yerfıstığı gibidir.

    Buğdaygil otları: Fiyatları uygunsa çeşitli çayır otları kullanılabilir. Baklagillere nazaran protein, Ca ve vitamin A aktivitesi bakımından yetersizdirler, daha fazla selüloz içerirler.

    4. Yeşil otlar: Tavşanlar çok çeşitli otları tüketmektedir. Ancak bunlar fazla sulu olduğu için besin maddeleri yetersizliklerine karşı önlem alınmalıdır.

    5. Diğer yemler: Tavşan beslemede bahçe kırpıntıları, sofra artıkları, meyve ve sebze artıkları ve yan ürünleri kullanılabilir. Bunlar arasında patates kabukları, turunçgil posa ve kabukları, elma ucuz ve ilave yem kaynaklarıdır. Yer elması yaprağı, marul, ısırgan otu, deve dikeni, enginar yaprağı ve sapı da verilebilir.

    Özellikle kışın taze yeşil yemlerin olmadığı zamanlarda tavşan rasyonlarına kök ve yumruların ilave edilmesi yararlıdır. Bunların su içeriği % 90 civarındadır ve protein miktarı oldukça düşüktür (% 1-4). Bu nedenle rasyona fazla konulmamalıdır. Tavşanlara bu yemler verildiğinde ilk önce bunları tüketirler, kaliteli yemleri bırakabilirler. Pancar, havuç, şalgam, patates (pişirilerek verilirse iyi sindirilir) gibi yemlerin günlük miktarı vücut ağırlığının % 1.5’unu aşmamalıdır. Ayrıca damızlık tavşanlara ve 3 aylıktan küçük yavrulara yedirilmemelidir.

    Bazen odunsu bitkilerin sürgünleri çiğnemeyi teşvik etmek için ve selüloz kaynağı olarak tavşanlara yedirilir.

    YAVRULARIN BESLENMESİ:

    Tavşan yavruları genelde 21-28 günlükken ya da 350-400 g canlı ağırlığa ulaştıklarında sütten kesilebilir. Yavrular için ısı çok önemlidir, 18-20 °C olmalıdır.

    Orta ağırlıktaki ırklarda günlük olarak 60-110 g kaliteli protein içeren konsantre yem + ad libitum kaliteli kuru ot yeterlidir. Sütten kesilen yavruların rasyonlarına % 10 oranında yağsız süt tozu katılması faydalıdır. Eğer pelet rasyon kullanılacaksa günde 110-170 g verilir. İyi beslenen bir yavru birinci hafta doğum ağırlığının 2 katına, 2 aylıkken de 28 katına ulaşmaktadır.

    Damızlık olarak büyütülen yavrulara % 99 yonca peleti (% 15-16 HP) + % 1 tuzdan oluşan bir rasyon verilebilir. Hayvanlar şişmanlamayacak şekilde beslenmelidir, çünkü şişman olanlarda sık sık dölverimi problemleri görülür.

    -Gıda konusunda, 3 aylık oluncaya kadar katı gıda olarak sadece kırık arpa ver. Bunun yanında marul, roka, patates, havuç, kereviz, ıspanak verebilirsin. Mısır çok yağlı oldğu için bebeklere pek tavsiye edilmiyor.

    -Mutfaktan arta kalan meyve ve sebze köklerini, kabuklarını çöpe atma, rahatlıkla tavşanına ver. Onun beslenme şeklini sen belirleyeceksin, bulmakta zorlanacağın şeyleri verme. Büyüdüğünde yiyecek bulman gittikçe zorlaşacak zira doymak bilmiyorlar.;)

    -Temizlik ihtiyacını kendisi görür, çokta temizdir su içince bile ellerini, ağzını temizler. Sakın sen yıkama, tavşanlar yıkanmaz. En azından bebekken. İshal olur yıkarsan..

    -Bu dediklerimi 3 aylık oluncaya kadar mutlaka yap, ondan sonrası kolay.

    -Ortam ısısı soğuk olmamalı, tavşanlar uyurken annelerine yada başka bebeklere sokulurlar. Senin tavşanının ise annesi yok. Dolayısıyla çok üşüyecektir. Mutlaka sokulacağı yumuşak, kuru ve dolgun bir kumaş koy yanına. Polar türü kumaşlar çok uygun bu iş için.

    Tavşanları hastalıklardan korumak için;

    1. Yeni alınan veya herhangi bir sebeple sürüden ayrı kalan tavşanlar en az 4 hafta süreyle ayrı tutulmalı, hastalık yönünden kontrol edilmelidir. Odaya yeni sürü konmadan önce temizlenip dezenfekte edilmelidir.

    2. Düzenli olarak dışkı kontrolü yapılmalıdır.

    3. Dişi tavşanlara çiftleşmeden, yavrulara sütten kesimden önce A, E ve K vitaminleri uygulanır. Sütten kesilen tavşanların yem veya suyuna koksidiyostatik ilaç katılır.

    4. Mümkünse damızlık sürü ile genç sürü ayrı odalarda beslenmelidir.

    5. Fare, rat ve haşerelere karşı mücadele gereklidir. Sineklerin girişini önlemek için pencerelere tel takılmalıdır.

    6. Ölen hayvanlarda ölüm sebebi araştırılmalıdır.

    7. Yemliklerde kalan yeşil otlar ve sulu yemler günlük olarak uzaklaştırılmalı, dışkı veya idrarla bulaşması önlenmelidir.

    8. Küflü, kirli yemler yedirilmemelidir.

    9. Doğum kutuları işi bitince temizlenip dezenfekte edilmelidir.

    10. İçme suyu kaliteli ve temiz olmalı, suluklar düzenli olarak temizlenmelidir.

    11. 6.aydan itibaren kuduz aşısını yaptırabilirsin.

    çok çok zorda kalmadıkça (ishal nedeniyle üstünün batması..vs.) tavşanların yıkanması doğru değildir..

    kolay gelsin..

    yanıtla: bilgiye ihtiyacım var #47682
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    Besi Sığırcılığı

    12.1. Giriş
    12.2. Sığır Besiciliğin Türkiye’deki Gelişimi
    12.3. Etçi Irk Sığır Yetiştiren İşletmeler
    12.4. Besi İşletmeleri
    12.4.1. Besinin Genel İlkeleri
    12.4.2. Besinin Karlılığını Etkileyen Etmenler
    12.4.3. Besi Barınakları
    12.4.4. Açıkta Besicilik
    12.4.4.1. Açıkta Besicilikte Planlanması Gereken Unsurlar
    12.4.4.2. Açık Besi Yerinde Verimliliği Etkileyen Faktörler
    12.4.4.3. Açık Besi Sisteminde Uygulanması Gerekli Besleme Yöntemi

    http://www.volkanderinbay.net/tarimnet/buyukbas.asp?konuno=12#j12k2

    TAVUKÇULUK ENDÜSTRİSİNİN DURUMU VE TÜRKİYE’ DE TAVUKÇULUK

    1.1. Tavukçuluğun Türkiye’ deki Gelişimini Etkileyen faktörler
    1.2. Tavukçulukta Görülen Gelişmeler
    1.3. Türkiye’ de Tavukçuluk
    1.3.1. Tavukçuluğumuzun Tarihi Gelişimi
    1.3.2. Damızlık İthaller ve Tavuk Islahı Çalışmaları
    1.3.3. Tavuk Ürünleri Üretimi ve Tüketimi
    1.3.3.1. Hayvansal kaynaklı protein ihtiyacının karşılanmasında tavukçuluğun yeri ve önemi
    1.4. Tavukçuluğun Ülke Ekonomisindeki Yeri
    1.5. Türkiye’deki Tavukçuluk İşletmelerinin Genel Durumu DERGİ
    1.6. Hayvancılıkta Tavukçuluğun Yeri ve Önemi ESKİ YAZI

    http://www.volkanderinbay.net/tarimnet/tavuk.asp?konuno=1

    yanıtla: bilgiye ihtiyacım var #47681
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    TAVUKÇULUK ENDÜSTRİSİNİN DURUMU VE TÜRKİYE

15 yazı görüntüleniyor - 2,236 ile 2,250 arası (toplam 2,970)