1. Anasayfa
  2. Hayvanlar Alemi
  3. Veteriner Hekimlere Sorun
  4. Sığır
  5. Klinik Mastitislerin Uygun Şekilde Tedavisi
  • Bu konu 0 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son 11 yıl önce avatar of alper unalper un tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #25938
    avatar of alper unalper un
    Katılımcı

    *Mastitis kontrol programının korunma odaklı olması sebebiyle klinik mastitislerin uygun şekilde tedavi edilmesi de, sağım hijyeni, ineğin bulunduğu ortamın iyileştirilmesi, sağım ekipmanının kontrolü ve bakımı, sağım tekniğinin değerlendirilmesi, imminuzasyon ve sürüden çıkarma protokolü gibi meme sağlığı programının bir bölümünü oluşturmalıdır.
    * Enfeksiyöz mastitislerle mücadelede sağım esnasında yayılımı engelleyecek tedbirler geliştirilir. Bu amaçla yoğun teat-dipping uygulanır. Ayrıca kuru dönem tedavisi yapılır ve kronik enfekte hayvanlar sürüden çıkarılır.
    * Çevresel mastitislerle mücadelede meme başının maruz kaldığı bakteri sayısını azaltıcı tedbirler alınmalı, özellikle kuru dönemin sonu ve laktasyonun başında ineğin etrafı temiz tutulmalı ve predip, temizlik ve kurulama işlemleri uygulandıktan sonra sağım gerçekleştirilmelidir.
    * Tedavi, her bir sürü için muhtemel etiyolojik faktörler ve nihai olarak kültür sonuçlarına dayandırılmalıdır. Mastitis tedavisinde sütten kültür yapılması altın kuraldır. Klinik belirtilerin şiddeti ve sütün görünümü etiyoloji için güvenilir olmayabilir. Örneğin koliform mastisler orta derecede-kronik veya perakut-şiddetli olabilir. Tedavi protokolü işletmede daha önce klinik mastitisi oluşturan etkeninin etiyolojisini de kapsayan tüm bilgilere dayandırılarak düzenlenmelidir. Bu, SHS’nın yüksekliği veya tedavi öncesi kültür yapılması ile gerçekleştirilebilir. Süt tankından alınan süt örneğinin mikrobiyolojisi Streptococcus agalactiae, Staphylococcus aureus ve Mycoplasma alt türleri tarafından oluşturulan mastitisleri belirleyebilir fakat çevresel mastitisler tarafından oluşturulan klinik mastitisler teşhis edilemez. Antibiyotik duyarlılık testi süt tankından alınan örnekte veya karıştırılmış sütte yapılmaz.
    * Tekrar eden klinik mastitis şekillenen ve daha önceki uygulamaları başarısız kalınmış vakalar tedaviye alınmamalıdır. Üç veya dört kez klinik mastitis oluşan hayvanlar tedavi uygulanmaksızın iyileşmeye bırakılmalı, enfekte meme lobu sütten çıkarılmalı veya hayvan sürüden çıkarılmalıdır.
    *Klinik mastitislerin tedavisi, öncelikle karlılık/maliyet ve ineğin ekonomik değeri göz önünde tutularak planlanır. Örneğin, mastitisi oluşturan muhtemel etken, hayvanın yaşı, memelerin konformasyonu (şekli, yapısı, uygunluğu, özellikle tedaviye uygunluğu), geçmişteki performansı, laktasyonun dönemi, reprodüktif durumu (infertil veya gebeliğin dönemi), tedavinin maliyeti ve yararı, tedavi süresince kullanılamayacak sütün değeri, daha önceki tedaviler, tedavinin başarısız olma ihtimali, memenin hastalık öncesi haline dönme ihtimali, nüks ihtimali, hayvanın sürüden çıkarıldığındaki değeri, yerine konulabilecek hayvanın bulunup bulunmaması, diğer medikal problemler, süt ve etin antibiyotiklerle kontaminasyonu ve nihayet yetiştiricinin amacı değerlendirilir. Kısacası süt verimi düşük, mastitis anemnezi kötü, yaşlı ve gebe olmayan hayvanlar tedaviye alınmamalı. Aksine sağlıklı, genç, laktasyonun başında ve daha önce mastitis geçirmemiş hayvanların tedaviye alınması daha karlıdır.
    * Klinik mastitislerin tedavisinde kültür ve duyarlılık sonuçları alınmadan evvel, yukarıda belirtilen faktörler de göz önünde tutularak başlangıç tedavisi uygulanabilir. Tedavi öncesi mikrobiyolojik kültür için aseptik şartlarda örnek alınmalıdır. Örnekler alındıktan sonra yapılan bu uygulamada daha önceki kültür ve duyarlılık sonuçları, enfeksiyonun şiddeti, daha önce uygulanan tedavinin başarı oranı dikkate alınır. Bu yaklaşım için gereklilikler, son yıllarda mastitis kontrol programına eklenen yeni maddelerde daha açık belirtilmektedir. Çünkü uygulama, geliştirilmiş bir planlama, tedavi programlarının yerine getirilmesi ve kayıtların doğru olmasını gerektirir. Antibiyotik tedavisi diğer tedavilerde olduğu gibi klinik durumun şiddetinin azaltılması ve muhtemelen enfeksiyonun eliminasyonunda yararlıdır. Mastitis kontrol programının diğer temel ilkeleri uygulanmaksızın tek başına antibiyotik tedavisi ile sürüde mastitisin prevalansı azaltılamaz. Ancak antibiyotik tedavisi olmaksızında klinik ve bakteriyolojik iyileşme genelde sağlanamaz. Antibiyotik tedavisinin destekleyici tedaviyle birleştirilmesi başarı oranını artırır.
    * Klinik mastitislerin tedavisinde antimikrobiyel tedavinin amaçları şu şekildedir;
    Sürüdeki mevcut enfeksiyonu elimine etmek,
    İneğin tekrar normal kompozisyonda süt üretebilir hale gelmesini sağlamak
    Kuru dönemde yeni enfeksiyonlara engel olabilmek
    Et ve sütte ilaç rezidülerine neden olabilecek faktörleri ortadan kaldırmak
    · Perakut vakalarda hayvanın mortalitesine engel olmak
    * Klinik mastitislerin tedavisinde kullanılan antimikrobiyellerin dezavantajları şu şekilde özetlenebilir;
    Sütte rezidü oluşturması
    Antibiyotiğe direnç oluşması
    Sistemik kullanımda barsak florasını değiştirmesi
    Yağda (organik) çözünen meme içi preparatlar kullanıldığında memenin fagositik aktivitesini bozması
    *Klinik mastitislerin prevalansı hakkında bilgi sahibi olmak, tedavinin yönlendirilmesinde yarar sağlar. Klinik mastitislerin insidansı, somatik hücre sayısı (SHS) ortalama seyreden sürülerde (<150.000/ml) SHS daha yüksek olanlardan (> 700.000/ml) çok yüksektir. SHS düşük olan sürülerden klinik vakaların çoğu çevresel streptecoclar ve coliformlar tarafından oluşturulur. Çok iyi bakım ve idare sistemi uygulanan ve SHS 150.000/ml’den az olan sürülerde bulaşıcı mikroorganizmalardan (Staph aureus ve Strep agalactia) ileri gelen mastitis insidansı çok düşüktür. Bu sürülerde laktasyonların % 35-55’inde bir veya daha fazla kez klinik mastitis görülmektedir. Klinik vakaların % 15-40’ında sütten bakteri izole edilememekte, % 21-43’ünde coliformlar izole edilmekte ve % 9-32’sinde de çevresel streptecoccus izole edilmektedir. Klinik vakaların prevalansı her bir meme lobu için % 4’ten azdır. Bunu karşılık SHS yüksek olan sürülerde (>700.000/ml) Staph aureus ve Strep agalactia tarafından oluşturulan mastitis insidansı çok yüksektir. Sırasıyla % 6.6 ve % 22.2.
    Sağım sonrası meme dezenfeksiyonunun uzun süre kullanılması, SHS düşük sürülerde klinik mastitisler için risk faktörü olarak görülmektedir. Bu riskin artmasının nedeni olarak, minör mastitis patojenlerinin prevalansının azalması sonucu olduğu düşünülmektedir.
    İlk laktasyondaki hayvanlarda klinik mastitis insidansı daha fazladır. Periparturient hastalıklar mastitis riskini artırmaktadır. Bunlar göz önünde bulundurulmalıdır.
    *Mastitislerin kontrol ve eradikasyonunda uyulması gereken kurallar belirtilirken, her bir patojen için özel programların da uygulanabileceği göz ardı edilmemelidir. Bu bağlamda;
    Staphylococcus’lar
    Canlı dokulara nufuz etme yeteneğine sahiptir.
    Antibiyotiklere karşı çok hızlı direnç kazanabilme yeteneğine sahiptir
    Herhangi bir fiziksel yıkımlanma (en hafifi de dahil) staph enfeksiyonu için giriş kapısı oluşturur.
    Memenin yıkımlanması iki şekilde oluşur
    Sağım ekipmanının uygun şekilde kullanılmaması
    İrritan özellikteki maddelerle teat-dipping yapılması
    Kötü hava şartları (çok soğuk hava, donma) yanık ve diğer meme derisi lezyonları predispoze faktördür.
    Elle sağımın da oluşturduğu travma göz ardı edilmemelidir.
    Sürüde staph enfeksiyonu bir problem olarak devam ediyorsa meme başı veya meme bezine zarar veren bir sebep aranmalıdır. Yukarıda sayılan sebepler gibi.
    Streptococcus
    Strep genelde invaziv değildir fakat meme derisi üzerinde ve rezidüel sütte yaşar
    İyi sağım tekniği bozulduğunda strep enfeksiyonu ortaya çıkar
    Voltaj düzensizlikleri ve sütün indirilmesini etkileyen diğer sebepler bulunduğunda oluşur
    Sürü problemi halinde devam ederse, sütün indirilmesi, sütün sağılması veya alınması ve rezidüel süt miktarını artırıcı diğer sebepler araştırılmalıdır.
    Escherichia
    Gübre bakterisi olarak bilinir ve tüm gaytalarda bulunur
    E. Coli ile mastitis oluşumu genellikle hijyenik olmayan durumlarla ilişkilidir
    Rasyonun yüksek oranda protein içermesi, gıda veya suda yüksek oranda nitrat bulunması veya rasyona üre ya da non protein nitrojenlerin ilave edilmesi durumlarında E. coli mastitislerin insidansı artar
    Kalıcı problem halinde ise sanitasyon durumu, su ve gıdanın nitrat seviyesi ile rasyondaki yoğun protein alımı araştırılmalıdır.
    Enterobacter
    Enterobacter (Aerobacter) aerogenes enfeksiyonu genelde içme suyunun kontaminasyonu ile ilişkili olarak ortaya çıkar (özellikjle nonsanitize su tankı, ahır veya gezinti yerinde su birikintisi bulunması)
    Eğer kalıcı problem oluşturuyor ise su kaynağında ve temininde kontaminasyon ihtimali araştırılmalıdır.
    Eğer kültür soncunda E. coli veya Enterobacter çıkmış ise mutlaka suyunuzu da kültür ettirmelisiniz
    Su kültürü pozitif çıkarsa öncelikle tedbir sular için alınmalıdır
    Pseudomonas
    Pseudomonas aeruginosa toprak kökenli bir organizmadır ve hayvanın içtiği yüzey suları veya fabrika artıkları ile kontamine olmuş drenaj alanları vs ile ilişkili olarak ortaya çıkar.
    Ahır veya işletme su sisteminden ve sıcak su tankından nadiren izole edilir
    Orta derecedeki pseudomonas enfeksiyonlarında filtrede yalnızca gökkuşağı renginde ince yağ tabakası gözlenir. Semptomlar ani ölüme kadar gidebilir.
    Corynebacterium / Arcanobacterium pyogenes veya Actinomyces pyogenes
    Corynebacterium pyogenes mastitis genelde sarı puding mastitis olarak adlandırılır. Bu terim meme içeriğini yeterince tanımlamaktadır
    Genelde kötü kokuludur. Bu bakteri süt ineklerinde genelde hock abselerinden kültüre edilebilir ve keçilerdeki abselerin en yaygın nedenidir.
    Klebsiella
    Klebsiella pneumoniae ve diğer türleri, kısa sürede ölümle sonuçlanabilen sıcak, koliform tipi akut mastitis oluştururlar
    Semptomlar genellikle yüksek ateş, sulu-kanlı süt, gıda alımının durması ve dehidrasyon şeklindedir.
    Klebsiella enfeksiyonu sıklıkla taze, rutubetli, kontamine talaşın altlık olarak kullanılması ile ilişkili olarak ortaya çıkar.
    *Öncelikle immun sistemin fonksiyonlarını artırmak için laktasyondaki hayvanının uygun şekilde beslenmesi tavsiye edilir.
    *Staphylococcub aureus mastitislerin az bir bölümü laktasyon sırasında uygulanan tedavi ile iyileşebilirler. Bu yüzden; enfekte inekler sürüden çıkarılana kadar ayrı bir yerde tutulmalıdır. Her zaman en son sağılmalıdır. Klinik vakalar tedavi edilmeli, fakat negatif kültür elde edilene kadar iyileşmiş sayılmamalıdır. Kuru dönem tedavisi uygulanmalıdır.
    *Şiddetli staphylococal enfeksiyonlarda tedavi ile süt normale döndürülse bile laktasyon sırasında enfeksiyonu elimine etmek çok güçtür. Bu nedenle kuru dönem tedavisi uygulanmalıdır.

    * Staph aureus mastitisleri uzun süreli ve kombine tedavi ile büyük oranda iyileşebilir
    *Tedaviye cevap vermeyen Staphylococcub aureus gibi rezistant patojenler tarafından oluşturulan mastitis enfeksiyonlarının tedaviye alınması tavsiye edilmez. Daha açık bir ifadeyle, Mycoplasma alt türleri, Serratia alt türleri, Pseudomonas alt türleri, Arcanobacterium alt türleri (Actinomyces sp.), Nocardia alt türleri, Prototheca alt türleri, Mycobacterium alt türleri, mayalar, mantarlar ve alışılmışın dışındaki patojenler bilinen tüm tedavilere dirençlidir. Bu tür ümitsiz vakalar tedaviye alınmamalıdır.
    *Streptecoccus agalactia’dan ileri gelen mastitisler laktasyon sırasında Penisilin tedavisi ile % 90-95 oranında iyileşebilirler. Laktasyonun son döneminde bulunan hayvanlarda tedavi kuru döneme ertelenebilir. Enfekte hayvanlara kuru dönem tedavisi yapılmalıdır. Sürü enfeksiyon yönünden yakın takibe alınmalıdır. Teat dipping ve kuru dönem tedavisini kapsayan iyi bir mastitis kontrol programı ile sürüden elimine edileblirler.
    * Strept agalactia mastitisleri antibiyotik enfüzyonu ile kolaylıkla tedavi edilebilir.
    * Streptecoccus dysgalactia’dan ileri gelen mastitisler uygun sanitasyonla kontrol edilebilir. Etken antibiyotiklere orta derecede duyarlıdır.
    * Coliform mastitislerin klinik semptomlarını ortadan kaldırmada Oxytocin yararlıdır.
    * Penisilin Streptecoc ve dirençli olmayan Staphylococ‘lar için ideal bir ilaçtır.
    * Dirençli Staphylococ’lara yarı sentetik penisilinler (cloxacillin vs) kullanılabilir.
    *Orta derecedeki klinik coliform mastitislerde düzenli ve sık aralıklarla yapılan oxytocin enjeksiyonunu takiben yapılan sağım enfeksiyonun şiddetini azaltmada etkilidir. Bu uygulama çevresel Streptecoc’lar, Strep agalactia ve Staph aureus için çok etkili değildir. Şayet anormal klinik belirtiler varsa veya meme bezinde belirgin şişlikle seyreden orta derecedeki vakalarda ticari meme içi antimikrobiyel preparatlar verilmelidir. Antimikrobiyelin seçimi ve uygulama yolu, antibiyograma, ilacın dağılımı ve farmokokinetiği’ne bağlı olarak belirlenir.
    * İlaç uygulaması genelde meme içi ilaç verilmesi şeklindedir. Akut vakalarda sistemik belirtiler yok ise paranteral tedavi yeterli olabilir. Eğer sistemik belirtiler var ise hem meme içi hem de paranteral uygulama yapılması tercih edilir. İlacın sistemik dolaşımdan meme dokusuna geçmesi pasif diffuzyonla gerçekleşir. Bu yüzden sistemik uygulamalarda non-iyonize, proteine bağlanmayan ve yağda çözünenler meme dokusunda daha iyi birikirler. Örneğin Eritromisin sütte plazmadan daha çok birikir. Bu yüzden duyarlı mikroorganizmalardan ileri gelene perakut ve akut vakalarda tercih edilir. Enrofloksasin sistemik uygulamada iyi sonuç veren diğer bir seçenek olarak düşünülebilir.
    * Süt pH’sı hafif asidikse (normal sınırları ; 6.4-6.8’dir) trimethoprim, aminoglikozitler, polimyxin B, makrolitler ve linkosamitler gibi hafif bazik olanlar tercih edilir. Süt pH’sı kan pH’sına (kan pH’sı: 7.4) yaklaşıyor ise sülfanamitler, penisilinler ve cefalosporin gibi hafif asidik olan ilaçlar tercih edilir (Ampisilin, Cephalosporin, Sulfadiazin ve Sulphametaxole hafif asidik antibiyotiklere örnek olarak verilebilir). Aminoglikozitler de (kanamisin, gentamisin, amikayin) hafif baz özelliğinde olmalarına karşılık, lipid çözünürlüklerinin düşük olması nedeniyle kan/meme bezi engelini geçemezler ve bu yüzden de asidik kompartmanlara konsantre olmazlar. Şu da unutulmamalıdır; gangrenöz mastitisler dışında genelde tüm mastitislerde sütün pH’sı kan pH’sına yaklaşır. Tetrasiklin amphoteriktir ve her iki halde de süte geçebilir. Hem alkali hem de asidik süt özelliği gösteren mastitislerde kullanılabilir.
    * Etkinliği, güvenilirliliği ve atılma süreleri test edilmemiş kombinasyonlar ile Mycoplasma ve mayalarla kontaminasyon riskinden dolayı multidoz şeklinde hazırlanan ürünler (bir seferde tüketilemeyen) tedavide kullanılmamalıdır
    * Antibiyotikler gram negatif organizmalardan ziyade gram pozitiflere daha çok etkilidir. Gram negatif mikroorganizmaların hücre duvarı yapıları çok karmaşıktır. Bu sebeple tedavi sık sık sütün boşaltılması, destekleyici tedavi (antienflamatuar) uygulanması ve şiddetli vakalarda sistemik antibiyotik verilmesi şeklinde olmalıdır.
    * Klinik mastitis hayvanda iştahsızlık ve depresyon oluşturacak şekilde şiddetli seyrediyorsa parenteral antibiyotikle birlikte destekleyici tedavi (sıvı tedavisi/Ca, Hipertonik solusyonlar, antienflamatuar ilaç) ve sık sağım uygulanmalıdır.
    * Bulaşıcı mikroorganizmalarının prevalansının düşük olduğu işletmelerde, antibiyotiklerin riskleri ve tedavi maliyetin yüksek olması durumunda klinik mastitislerin tedavisinde antibiyotik kullanımına başvurulmayabilir. Bu durumda oxytocin enjeksiyonu ile sık sağım yapılır, antienflamatuar ilaçlar verilir, sağım öncesi hijyen, altlıklar ve barındırma üzerinde yoğun dikkat gösterilir. Ancak bakteriyolojik iyileşme sağlanamayabilir. Bu durum yayılma açısında tehlike arz edebilir.
    * Uygun cevap alındıktan sonra 1 gün daha tedavi uygulanmalıdır (minimum 3 gün tedavi).
    * Hayvan kötü hava şartlarından korunmalıdır.
    * Tedaviye ek olarak sıcak/soğuk hidroterapi uygulanmalı, masaj yapılmalı ve meme sık sık boşaltılmalıdır.
    * Bulaşıcı mastitislerin primer kaynağı enfekte ineğin meme lobudur. Yayılımı sağım esnasında gerçekleşir. En önemli göstergesi SHS’nın 300.000’den yukarı çıkması (veya DHIA SHS skoru>3.2 olması) ve sık sık ve genelde de aynı hayvanda klinik mastitise dönüşmesidir. Bu durumda amaç Streptecoccus agalactia’yı sürüden eradike etmek, Staphylococcus aureus’u ise sürüde % 5’den aşağı düşürmek olmalıdır.
    * Staphylococcus aureus’da antibiyotik tedavisi ile başarı düşüktür. Çoğu vaka kronik hale dönüşür ve inek sürüden çıkarılarak kontrol altına alınır. Staph aureus enfeksiyonları eğer yeni ise iyileşme oranı yüksektir. Yaşlı ineklerde iyileşme daha azdır. Enfekte meme lobu sayısısının ve SHS’nın çok olması da iyileşmeyi geciktirir. Tedavi süresinin uzatılması (8 gün) başarı oranını artırır.
    * Stretecoccus agalactia ise antibiyotik tedavisine (örneğin; penisilinler) iyi cevap verir ve iyi bir mastitis kontrol uygulaması ile sürüden elimine edilebilir. Sırasıyla teat dipping, kuru dönem tedavisi, uygun şekilde sağım, sağım sisteminin uygun şekilde bakımı ve çalıştırılması, ineklerin temiz ve kuru bir ortamda barındırılması, kronik vakaların sürüden çıkarılması şeklinde özetlenebilir.
    * Çevresel mastitislerin primer kaynağı, ineğin bulunduğu ortam ve çevresidir (dışkı, gübre, altlık, toprak ve kontamine su). Kuru dönem esnasında laktasyon sırasındakine göre daha çok oluşurlar. Kuru dönemin son iki haftasında artış gösterirler ve doğum esnasında belirgin olarak insidansı artar. İnsidans laktasyonun başında yükselir, laktasyon ilerledikçe düşer. Sürüdeki inek sayısı artıkça insidans artar. Ahırda tutulan hayvanlar merada bulunanlara nazaran daha sık çevresel mastitise yakalanır. Sıcak havalarda insidansı artar. İnsidans değerlendirmesi düşük sürülerde % 1 her ay, yüksek sürülerde % 8 her ay şeklinde veya 100 ineklik bir sürüde, ortalama 36 vaka yıl, ya da 3 vaka ay (%3) şeklinde özetlenebilir. Her bir çevresel klinik mastitis vakasının sürü bazında maliyeti ortalama 107 doları bulmaktadır (düşük sürülerde 46 dolar, yükseklerde 142 dolar). Bir araştırmada ise E.coli mastitisin tedavi maliyetinin bir inek için 400 doları bulduğu hesaplanmıştır.
    * Çevresel mastitislerin süresi nisbeten kısadır. Koliformlar çok kısa sürer, % 50’den fazlası 10 günden daha az süre içinde sonlanır. % 7’si 30 gün içinde sonlanır. % 1.5’i 100 günü geçebilir ve kronik hale dönüşür. Çevresel streptecoclar koliformlardan daha uzun sürer (% 60’ı 30 günden daha az)
    * Çevresel klinik mastitislerde süt pıhtılı ve flakonludur. Diğer klinik belirtileri bulaşıcı mastitislerden pek ayırt edilemez. Laktasyon sırasında şekillenen koliform enfeksiyonların % 80-90’ı klinik mastitise dönüşür. % 8-10’u akut mastitis şeklindedir. Çevresel streptecoccuslar ise % 50’si klinik şekle dönüşür Özetle, klinik mastitis vakalarının çoğundan çevresel mastitis etkenleri izole edilir.
    * Laktasyon sırasındaki tedavilerinde; koliformların antibiyotik tedavisine cevabı etkisiz olabilmektedir. Çevresel streptecoccuslarda ise % 50-60 iyileşme sağlanabilir. Kuru dönem tedavisi enfeksiyonların büyük bölümünü elimine edebilir.
    * Çevresel mastitislerden korunmada asıl olan, meme başının mikroorganizmalarla temasını azaltmaktır. Bu amaçla; İneğin çevresi temiz ve kuru olmalıdır. Hayvan dışkı, gübre, çamur ve durgun sulardan uzak tutulmalıdır. Ayrıca yoğun su kullanımının sınırlanması insidansını belirgin olarak azaltabilir. Doğum boksu çok temiz olmalıdır. Altlıklarda bulunan bakteri sayısı onların gıdaları, kontaminasyon, nem ve ısıya bağlıdır. Kum ve sönmüş kireç gibi inorganik materyallerde gıda ve nem az olduğundan bakteri de azdır. Talaş, bıçkı tozu, rende artığı, geri dönüşümlü gübre, saman, peletlenmiş mısır ve yerfıstığı kabuğu gibi parçalanmış organik altlık materyalleri bakteri sayısı bakımından zengindir.
    * Çevresel mastitislerde predipping, kuru dönem tedavisi, uygun sağım hijyeni, besleme ve aşılama ile korunmada başarı sağlanabilir. Aşılama E. Coli, Klebsiella, Enterobacter ve Serratia’dan ileri gelen klinik mastitislerin sayısı ve şiddetini azaltabilmektedir. Kuru dönemde, doğumdan 30 gün öncesinde ve doğum esnasındaki aşılama, klinik koliform mastitislerin insidansını % 70-80 düşürebilmektedir.

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.