Oluşturulan forum yanıtları

15 yazı görüntüleniyor - 76 ile 90 arası (toplam 173)
  • Yazar
    Yazılar
  • yanıtla: NBA Superstarlarının Hayat Hikayeleri #29475
    blankbaytar
    Katılımcı

    3.)YENİ NESLİN UÇAN YILDIZI, VINCE LAMAR CARTER…

    Soru: Bir NBA takımı yöneticisi olduğunuzu düşünün. Bir seçme hakkınız olsaydı. Siz, 1998 Drafttında aşağıdaki oyunculardan hangisini öncelikli olarak seçerdiniz?.
    Michael Olowakandi, Mike Bibby, Raef La Frentz, Antawn Jamison, Vince Carter.

    Cevaplar: L.A.Clippers: Michael Olowakandi
    Vancouver: Mike Bibby
    Denver: Raef La Frentz
    Toronto: Antawn Jamison
    Golden State: Vince Carter. Fakat Golden State, Jamison karşılığında Carter’ı Toronto’ya verdi.

    Sonuçlar: Denver: 2001 sezonu Batı Konferansı 11.si
    L.A.Clippers: 2001 sezonu Batı Konferansı 12.si
    Vancouver: 2001 sezonu Batı Konferansı 13.sü
    Golden State: 2001 sezonu Batı Konferansı 14.sü, yani sonuncu!.
    Toronto: 2001 sezonu Doğu Konferansı Yarı Finalisti!!..

    Vince Carter, NBA Liginde geçen son 3,5 yıla, bir en iyi rookie oyuncu ödülü, bir slam dunk şampiyonluğu, 3 defa All-Star oylaması birinciliği, bir Olimpiyat altın madalyası sığdırmayı başardı.

    1998 NBA Draftı, 24 Haziran 1998’de Vancouver’da yapılmıştı. 51 yıllık NBA tarihinde ilk defa bir Türk oyuncunun (Mirsad Türkcan, Houston Rockets tarafından 18. sırada draft edilmişti.) seçilmesi bakımından bizim için büyük değeri olan draftın, NBA ligine kazandırdığı en büyük yıldız ise, 5.sırada Golden State Warriors tarafından seçilen Vince Lamar Carter’dı.
    Draft gecesi 4. sırada seçilen üniversitedeki takım arkadaşı Antawn Jamison karşılığında Golden State’den Toronto Raptors’a takas edilen Carter, Kanada takımının ve NBA liginin 2000’li yıllardaki en büyük yıldızlarından biri olacağını, sezon sonunda 118 oydan 113’ünü alarak kazandığı en iyi rookie oyuncusu ödülü ile gösterdi. Bir yıl sonra All-Star oylamasında 2 milyona yakın oyla ilk sırayı alan Carter, bir çok kişiye göre slam dunk yarışmaları tarihin en muhteşem performansı ile de smaç şampiyonluğuna ulaşmıştı. 2000 yazında Sidney Olimpiyatlarında -zor da olsa- altın madalya alan Dream Team IV’ün en skorer oyuncusu olan ve Fransa maçında Frederic Weis’in üzerinden yaptığı smaç ile tüm dünyaya kendini tanıtan Carter, geçen sezon Toronto’yu Doğu Konferansı yarı finaline kadar çıkarmayı başardı. Evet 3 yıl sonunda NBA liginin en başarılı 10 oyuncusundan biri “The Prince”, “Air Canada”, “In-VINCE-able” lakapları ile de tanınan Toronto’nun 15 numaralı oyuncusu Vince Lamar Carter, sizlere tanıtacağım NBA oyuncusu.

    KONSER SALONUNDAN BASKETBOL ARENASINA
    Vince Carter, 26 Ocak 1977’de Florida Daytona Beach’de doğdu. 9 yaşındayken katıldığı 12 yaş altı eyalet turnuvasında kısa boyuna ve küçük yaşına rağmen dikkatleri üzerine çeken Carter, 13 yaşındayken de ilk smacını yapıyordu. Fakat baba Harry’nin Volusia’da bando ve orkestra direktörü olması Carter’ı da müziğe itti. 7 farklı enstrümanla ilgilenen Carter, 1995 yılında Mainland Lisesini bitirdiğinde basketbol ve voleybolculuğunun yanında, davul ve saksafon çalarken, okul orkestrasında bariton solistlikte yapıyordu. Ama Carter, basketbol sahasında bir maçta 47 sayı başka bir maçta da 17 blok rakamlarını erişip, okulunu da 36 maçta 34 galibiyet ile eyalet şampiyonu yapınca tercihini basketbolden yana kullandı. (Tabi 1981 Draftı ile NBA’e seçilen amcası Oliver Lee’nin de Carter’ın basketbolcü olmasında büyük katkıları vardı.)
    Carter, lise’deki son yılında forvet mevkiinde, Ron Mercer ve Shareef Abdul-Rahim’in ardından Amerikanın en iyi lise oyuncularından biri olarak gösterildi ve yılın en iyi ikinci beşine seçildi. 1995 yazında üniversite tercihini, iki yıldız oyuncusu Jerry Stackhouse ve Rasheed Wallace’ı NBA’e kaptıran ve yeni bir takım kurmayı amaçlayan ülkenin en iyi basketbol programlarından ve coachlarından (Dean Smith) birine sahip North Carolina’dan yana kullandı. İki yıldızını kaybeden UNC üniversitesi yeni iki rookie oyuncu Vince Carter ve Antawn Jamison ile lige başladı. Guard’lar Jeff McInnis ve Dante Calabria, pivot Serge Zwikker ile birlikte iyi bir uyum yakalayan bu genç oyunculardan Carter, ilk yılında 31 maçta forma giydi. İlk yılında hem guard hem de kısa forvet pozisyonlarında oynayan Carter, 19 kere ilk 5’te sahaya çıkarken, 10 maçta skorda çift haneli sayıya ulaştı. Fakat maç başına sadece 18 dakika oyunda kalabildi ve 7.5 sayı, 3.8 ribaund, 1.3 asist ortalamaları ile ilk senesini tamamladı. Aynı yıl, USA Junior Basketbol takımının bir üyesi olarak, Atina’da düzenlenen dünya şampiyonasında 7. olan takımda 8 maçta, 48 sayı, 32 ribaund, 11 asist ve 9 top çalma üreten Carter, tüm sezon boyunca açık sahada fast break organizasyonlarında Tar Heel seyircilerine inanılmaz hava hareketleri seyrettirmeyi başardı.

    NCAA’LERDE İKİNCİ YIL VE İLK FINAL FOUR
    Üniversitedeki ilk senesinde muhteşem smaçları ile büyük bir hayran kitlesi yaratan Carter, ikinci sezonunda büyük gelişme gösterdi. 1995-96 sezonunun ardından NBA’e gitmeyi tercih eden McInnis’in (Denver tarafından 2. tur 37. sırada draft edildi.) takımdan ayrılması, coach Smith’in Carter’ın oyunda kaldığı süreyi maç başına 28 dakikaya çıkarmasına neden oldu. Bu fırsatı iyi değerlendiren Carter 13.0 sayı, 4.5 ribaund, 2.4 asist ve 1.4 top çalma ortalamaları ile NCAA’ler deki 2. sezonu tamamladı. Playofflar da, çeyrek finalde Lousville maçında 18 sayı üreterek, 15 sayı ile oynayan Jamison ile birlikte UNC’yi 14. defa Final Four’a sokmayı başaran Carter, yarı finalde Arizona potasına 8 sayısı smaçtan olmak üzere 21 sayı gönderse de 66-58’lik yenilgiyi önleyemedi. Aynı yıl NBA’de slam dunk şampiyonluğuna ulaşan Kobe Bryant’ın yarışma içerisinde yaptığı bir çok hareketi, NCAA’de maç içinde rakip oyuncuların savunmalarına karşı yapan Carter, oynadığı süre ile orantılı olarak artan hava hareketleri ile sadece okulunun değil Amerikanın ve dünyanın hayranlıkla seyrettiği bir oyuncu olmuştu. Ama o sadece zıplama kabiliyeti ile anılmak istemiyordu. Chicago şehrinin yetiştirdiği en büyük smaç makinesi Ronnie Fields, gibi sadece smaçları ile tanınmak ve NBA’e gidemeyip CBA’de veya diğer küçük liglerde kaybolup gitmek istemiyordu. Bu sebeple de 2. senesinin yazını bol bol şut idamı yaparak geçirdi.
    1997-98 sezonunda başarı grafiğini yükseltmeye devam eden Carter, %59 saha içi, %41 üç sayı yüzdeleri ile 15.6 sayı, 5.1 ribaund, 2.0 asist ortalamalarıyla 3. yılını tamamladı ve John Wooden All-Amerika takımına seçildi. Ayrıca normal sezonun ardından stres dolu NCAA Turnuvasında da harika maçlar çıkardı. İlk turda Navy’e 14 sayı, ikinci turda UNC Charlotte’a 24 sayı, 7 ribaund, sweet-16’da Michigan State’e 20 sayı, 10 ribaund, elite-8’de Conneticut’a 12 sayı atan Carter, UNC’yi ard arda 2.defa final four’a taşıyan oyuncuların başındaydı. Final Four maçında Utah Üniversitesi karşısında, sezonun en değerli oyuncusu seçilen takım arkadaşı Jamison’dan daha başarılı olan Carter, 65-59’luk yenilgiye mani olamadı. Üniversite kariyerindeki son maçında sahanın en skorer oyuncusu olan Carter 21 sayı, 5 ribaund ve 3 blok ile NCAA kariyerine noktayı koydu.
    1997-98 NCAA sezonunun ardından Maryland coach’u Gary Williams, Carter için “en iyi takım oyunu oynayan yıldız oyuncu” nitelemesini yapıyordu.
    Carter, NCAA Turnuvasında oldukça başarılı olup bir çok NBA menajerinin dikkatini çekince 4. seneyi beklemeden profesyonel olmaya karar verdi. Aslında 3 yıldır oynadığı oyunla bir çok menajer onu draftta seçilecek oyuncular arasına koymuştu ama Final Four’daki oyunu değerini daha da arttırdı. Birde NBA’de seyirci sayısının düşmesi, Michael Jordan’ın basketbolü bıraktıktan sonra yerine geçecek spektaküler ve örnek -üniversite tahsili almış, adı kavga, hırsızlık ve adi suçlara karışmamış- bir oyuncunun NBA tarafından hala lanse edilememesi, (Grant Hill, bu örnek oyuncuların başındayken sakatlıklar sebebi ile beklentileri ne yazık ki karşılayamadı.) Carter’ın yolunu biraz daha aralamıştı. Evet Carter, 3 yıl boyunca 103 maçta formasını giydiği ve 12.3 sayı, 5.1 ribaund, 2.0 asist, 1.1 top çalma, 0.8 blok ortalamaları ile oynadığı North Carolina Üniversitesine veda ederek 1998 NBA Draftına katıldı.

    1998-99 NBA SEZONUNUN EN DEĞERLİ ROOKİE OYUNCUSU
    1998 NBA Draftında 5. sırada Golden State tarafından seçilen Carter, aynı gece 4. sırada Toronto tarafından draft edilen takım arkadaşı Jamison’a karşılık Raptors’ın yolunu tutuyordu. Fakat NBA komisyonu ile Oyuncular Komitesinin 1997-98 sezonun hemen ardından anlaşmazlığa düşmesi ile ortaya çıkan lokavt, Carter’ın NBA liginde oynayacağı ilk sezonu tehlikeye soktu. Önce sezon öncesi hazırlık kampları iptal edildi, ardından da Kasım’ın başında start alacağı belirtilen lig durduruldu. İki taraf arasındaki anlaşma ancak Ocak ayının sonunda sağlanabildi. (Hatırlarsanız Yunanistan’da, 1998 Temmuz Ayında düzenlenen dünya şampiyonasına da NBA oyuncuları iştirak etmemiş ve Amerika Milli Takımı ancak 3. sırayı alabilmişti.) Ama Carter bu boşluktan istifade edip özel antrenörler eşliğinde bol bol çalıştı ve 5 Şubat 1999 günü Boston Celtics takımına karşı ilk NBA maçına çıktı. Maça ilk 5 başlayan Carter, ilk periyodunun 4 dakikasında bir jump shot ile NBA kariyerinin ilk sayısını kaydetti. İkinci periyodun 6 dakikasında ise ilk muhteşem turnikelerinden birine imzayı atıyordu. Ama beklenen hareketi maçın son periyoduna saklamıştı. Maçın bitimine 5:33 kala Charles Oakley’in pası ile jeneriklere geçecek ilk smacını Paul Pierce’ın üzerinden yaparken, Boston seyircisi bile bu hareketi ayakta alkışlıyordu. Bu ilk maçta 30 dakika oyunda kalıp 16 sayı, 3 ribaund, 2 asist ve 2 top çalma üreten Carter takımına 103-92’lik galibiyeti getiriyordu. İki deplasman maçından sonra sezonun 3. maçında Toronto seyircisinin önünde çıkan Carter, 5’i ikinci yarıda olmak üzere 6 smaç ile tam bir show gerçekleştirirken maçı da 22 sayı ile tamamladı. Ligin 7. maçında (yeni salonları Air Canada’nın açılış maçı) ise 4’ü ikinci periyotta olmak üzere 5 smaç ile Vancouver’a karşı 27 sayı atmayı başardı. 25 Mart’ta Houston karşısında 32 sayı ile ilk sezonunun en yüksek skoruna ulaşan Carter, Mart ve Nisan’da ayın en iyi rookie oyuncusu, 22 Mart’ta da haftanın oyuncusu seçildi. Regular sezonda 50 maçın 49’unda sahaya ilk 5’te çıkarken, 3 kez 30 sayı, 23 kez 20 sayı barajını geçmeyi başardı. Ayrıca 6 kere de double-double yaptı. Toronto 23 galibiyet, 27 mağlubiyet ile %46’lık kazanma oranı ile bir takım rekoru kırarken ne yazık ki playoff’lara kalamadı.
    Evet, Carter ilk senesinde jeneriklere geçen bir çok harekete imzasını atarken, maç başına ortalama 35 dakika oyunda kalarak 18.3 sayı, 5.7 ribaund, 3.0 asist, 1.54 blok ve 1.1 top çalma ortalamaları ile çaylaklar arasında sayıda ve blokta ilk sırayı alırken, sezonun en iyi rookie oyuncusu ödülüne de 118 oydan 113’ünü -hem de üniversite de hep gölgesinde kaldığı takım arkadaşı Jamison’ın önünde- alarak ulaştı. Carter bir çok inanılmaz hava hareketi ile NBA Action’ların vazgeçilmez oyuncusu olmuş, NBA’de aradığı kanı bulmuştu. Lokavt sırasında iade edilen sezonluk biletler, Toronto’nun salonu Air Canada’da neredeyse yok satarken, deplasman maçlarında da Carter’ı izlemeye gelen seyirciler sayesinde NBA’in izlenme oranı artıyordu.

    2000 SLAM DUNK ŞAMPİYONLUĞU
    Carter 1999-00 sezonuna fırtına gibi girdi. İlk 8 maçta 25.7 sayı ortalamasını tutturdu. Sezonun 10. maçında şampiyonluk adaylarından Lakers’ı deplasmanda 111-102 yendikleri maçta 34 sayı, 11 ribaund, 4 asist ile bir kez daha NBA seyircilerinin hayranlığını kazandı. Genelde Toronto’nun maçlarını hiç yayınlamayan ulusal kanallar, artık gelen yoğun istekleri karşılayabilmek için Carter’ın maçlarını yayınlamaya başlamışlardı. 14 Ocak’ta 115-110 galip geldikleri Milwaukee maçında 47 sayı ile ilk defa 40 sayı barajını geçen Carter, 13 Şubat’ta ki All-Star maçına kadar oynanan 47 maçta 24.5 sayı ortalamasını tutturdu. Oakland’da düzenlenecek All-Star maçı seçimlerinde bütün NBA yıldızlarını geçerek en fazla oyu alan Carter, maçtan bir gün evvel düzenlenen slam dunk yarışmasında da finalde kuzeni Tracy McGrady ve Steve Francis’i geçerek şampiyonluğa ulaştı. İlk All-Star maçında sahaya ilk 5’te çıkan Carter, smaç şampiyonasından enstantaneler sunduğu maçta 28 dakika oyunda kaldı ve 12 sayı üretti. All-Star maçından tam 2 hafta sonra 27 Şubat’ta Phoenix’te 103-102 galip geldikleri maçta, 51 sayı ile kariyer rekorunu kırdı. Regular sezonda 25 kere 30 sayı, 63 kere de 20 sayı barajını geçti ve hiç bir maçta 10 sayının altına düşmedi. Ayrıca 9 kere double-double ve 10 Nisan’da Cleveland’a karşı 14 sayı, 11 ribaund ve 10 assist ile ilk triple-double’ını yaptı. Sezon sonunda ortalama 38 dakika sahada kalarak çoğu maçta hücum da sürüklediği takımında, %46.5 saha içi, % 40 üç sayı yüzdeleri ile 25.7 sayı, 5.8 ribaund, 3.9 asist, 1.34 top çalma ve 1.12 blok ortalamalarını tutturdu. Bu başarılı 82 maçlık regular sezon sonunda, Toronto 45 galibiyet 27 yenilgi ile Doğu Konferansında 6. sırayı alıp, play-off’lara kalıyordu.
    NBA kariyerinde ki ilk playoff maçını 23 Nisan’da New York’a karşı Madison Square Garden’da oynayan Carter 92-88 kaybettikleri maçta, 16 sayı ve 6 asist üretti. 2. maçta 27 sayı, 7 ribaund, 5 asist’lik performansı 84-83’lük yenilgiyi önleyemezken, Toronto’da oynanan 3. maçta 15 sayı, 8 asist ve 7 ribaund’a rağmen 87-80’lik skorla sezona ilk turda veda etti.
    Carter, başarıya doyamadığı 2000 yılının yazında, Sidney’de Dream Team IV ile Olimpiyat Altın madalyasını boynuna taktı. Shaq, Kobe, Duncan ve Iverson’dan yoksun bir kadro ile mücadele eden Amerika’nın 8 maç sonunda 118 sayı ile en skorer oyuncusu olan Carter, yarı finalde zar zor 85-83 yendikleri Litvanya maçında 18 sayı ile en skorer oyuncu oldu. Fransa maçında Frederic Weis’in üzerinden yaptığı smaç ise aylarca konuşuldu. Bir çok NBA yazarı tarafından gelmiş geçmiş en güzel basket olarak değerlendirilen bu smaçın yanı sıra bir çok muhteşem harekete de imza atan Carter, bu turnuva sayesinde tüm dünya tarafından tanınmaya başladı.

    2001 NBA DOĞU YARI FİNALİ
    Geçen sezon artan tecrübesi ile Toronto takımını regular sezonda bir klüp rekoru olan 47 galibiyete taşıyan Carter, maç başına 39 dakika oyunda kalarak %46 saha içi, %43 üç sayı yüzdeleri ile 27.5 sayı (lig 5.si), 5.3 ribaund, 3.9 asist, 1.54 top çalma ve 0.85 blok ortalamaları ile tamamladı. Bu ortalamalarla ligin en iyi ikinci takımına seçilen Carter, bir kez daha All-Star oylamasında en fazla oyu alarak Washington’daki maçta Doğu takımının ilk 5 inde yer aldı. Maçı 16 sayı ile Iverson ve Bryant’tan sonra en skorer oyuncu olarak tamamlayan Carter, sezon için de 4 kere 40, 31 kere de 30 sayı barajını geçerken, 18 Kasım’da Milwaukee maçında 48 sayı ile sezonda kendisinin en yüksek skoruna ulaştı. Play Off’lar da ilk turda New York’a karşı 5 maçta 22.8 sayı, 7.2 ribaund ortalamaları ile oynarken son 2 maçta muhteşem oyunu ile ilk defa tur atlama sevincini yaşadı. Doğu Yarı Finalinde rakip Iverson’lı Philadelphia’ydı. Seri Iverson ile Carter’ın düellosu şeklinde geçerken, 1. maçta 35, 3. maçta 50 (13/9 üçlük), 6. maçta ise 39 sayı üretti. Fakat son maçta 20 sayı, 9 asist, 7 ribaund, 3 top çalma, 2 bloğu galibiyete yetmedi ve Toronto 2001 NBA ligine Doğu Yarı Finalinde elveda dedi. Gösterdiği performans ile bir çok eski NBA oyuncusu ile karşılaştırılmaya başlanan Carter, ligin genç yıldız oyuncularından biri olmuştu.
    Ağustos Ayında 6 yıllığına 94 milyon $’a takımı ile tekrardan anlaşan Carter, Hakeem Olajuwan’ın takıma katılması ile bir yıl evvelki başarıyı tekrarlayacaklarını ve hatta geçebileceklerini söylüyordu.

    DOĞU KONFERANSINDA ZİRVE YARIŞI
    Bu sezon Carter için çok iyi başlamadı. İlk maçta Orlando karşısında 11/2 saha içi, 3/0 üçlük ve 7/7 faul ile sadece 11 sayı üretti ve 114-85’lik farklı mağlubiyeti önleyemedi. Daha sezonun ilk maçı Carter’ın artık sıkı savunmalarla karşılaşacağının bir belirtisiydi. Gerçekten’de şu ana kadar oynanan 43 maçta eski sezonlara göre daha sıkı savunulan Carter, düşen şut yüzdesine rağmen, artan asist ortalaması ile takımına 25 galibiyet getirmeyi başardı. 10 Kasım’da Utah’da 14/8 üçlük ile 43 sayı üreten Carter, 7 ve 9 Aralıkta ard arda Denver ve Phoenix maçlarında 42 sayı ile oynadı. Şu anda 25.6 ile sayı krallığında 5. sırada bulunan Carter, 10 Şubat’ta Philadelphia’da düzenlenecek All-Star maçı oylamasında da 1.287.003 oyla bir kez daha ilk sırayı aldı.
    Michael Jordan, NBA ligine geri döndü. Ama ne yazık ki eski hava hareketleri ile değil. Fakat Jordan’ın eski muhteşem smaçlarının, inanılmaz turnikelerinin, yakını ve belki de daha muhteşemleri, Toronto’nun 15 numaralı oyuncusu Vince Lamar Carter ile devam etmekte. Bryant, Iverson, Duncan, Pierce, Garnett, gibi ligin yeni nesil oyuncularının en başarılısı, henüz şampiyonluk veya bir MVP ödülü almamasından dolayı belki Carter değil ama, kim ne derse desin ligin en spektaküler, en ilgi çeken ve en çok izlemekten zevk alınan oyuncusu Vince Carter. Yakın gelecekte takıma katılacak tecrübeli (ama, Hakeem Olajuwan gibi -eskiden ne kadar başarılı olursa olsun- kariyerinin son yıllarını yaşayan bir oyuncu değil) ve daha yetenekli 1-2 oyuncu ile Toronto, NBA Finaline ulaşırsa bunda en büyük pay da Carter’ın olacaktır. O da böylelikle gerekli ödüllere ve hatta NBA Şampiyonluk yüzüğüne ulaşabilir. Aynı Jordan’ın ligde ilk 6 yıl bekledikten sonra Pippen, Grant gibi oyuncularla şampiyonluğa ulaştığı gibi…

    yanıtla: NBA Superstarlarının Hayat Hikayeleri #29474
    blankbaytar
    Katılımcı

    2.)YENİ JENERASYONUN ASİ İDOLÜ; ALLEN IVERSON

    O, bir kurşun kadar hızlı, çelik kadar sert, treni durdurabilecek kadar güçlü. Ama O Süpermen değil. Onun adı Allen Iverson!!.. Ve yaşamı boyunca kriponitten uzak kalmaktan çok daha önemli sorunları oldu.

    Birazdan son yıllarda NBA’i derinden sarsan Allen Iverson fenomeni hakkında bilmek isteyeceğiniz hemen hemen her şeye ulaşacaksınız ama öncelikle bir konuda itirafta bulunmak istiyorum. Aslına bakarsanız Grant Hill tarzı beyefendi oyunculara daha fazla sempati ile bakan biri olarak geçen yıla kadar Iverson hakkında pek olumlu görüşlere sahip değildim. Jordan ve diğer veteran NBA yıldızlarına saygı duymadığını, Jordan’ın fazla abartıldığını söylemesi, takım arkadaşlarını yumruklaması ve coach’u ile ilgili olarak densiz demeçler vermesi tüm yeteneklerine rağmen beni giderek Iverson’dan soğutmuştu. Tamam tamam aslında bunun temel nedeni o dönemdeki kız arkadaşımın fanatik bir Iverson hayranı olmasıydı. Yok Iverson şöyle müthiş oynuyormuş, yok saç stili böyleymiş yok dövmeleri çok karizmatik duruyormuş. Tabii ki ben de bu durumda her normal erkeğin vereceği tepkiyi vermiştim: “Kim Iverson mı?? Yok daha neler!! Kızım adam mı o be?? Stackhouse olmasa Sixers da takım mı??” gibi şeyler söyledim. İşte benim Iverson’a karşı Stackhouse sevgim de o gün başladı.

    NBA DEĞERLERİNİ SARSAN ASİ OYUNCU
    Kim ne derse desin Iverson NBA’e adım attığı andan itibaren bir çok taşı yerinden oynattı. Üstelik bu sadece oyun tarzını kapsayan bir değişim değildi. Dövmeleri, saç modelleri, giysileri, konuşması, geçmişi ve daha bir çok özelliği ile geçmişte genç oyuncuların önüne konulan örneklerden tamamen zıt bir karakter yapısına sahipti. Iverson yaptığı her hareketiyle, verdiği her demeciyle alışılagelmiş NBA değerlerini tamamen sarsmaktaydı. Eğer Iverson karşı olduğu bu değerlerin yerine yeni alternatifler sunmasa bu kadar ciddiye alınmazdı ama NBA yetkililerini korkutan Iverson’la birlikte yeni bir basketbol kültürünün ve yaşam tarzının tüm şatafatıyla karşılarında belirmesiydi. Bunu KoRn’un nu-metalle 1990’ların ortasında müzik dünyasında yaptığı değişime benzetebiliriz. Nasıl ki KoRn hem müzik tarzıyla hem de imajıyla yepyeni bir tarz meydana getirerek benim de dahil olduğum jenerasyonu derinden etkilediyse, Iverson da NBA üzerinde bu tür bir etki yarattı. Aslında NBA daha önce basketbolun çılgın çocuğu Dennis Rodman gibi bir tecrübe yaşamıştı ama günümüzde bir kült haline gelen Rodman fazlasıyla marjinal ve tuhaf -hatta kimilerine göre biraz psikopat- olduğu için bu derecede yeni nesli etkilememişti. Corn Rows adı verilen ve şu anda bir çok oyuncu tarafından kullanılan saç modeli şöhretini Iverson’a borçlu. Reebok “The Answer” adıyla çıkarttığı ürünleriyle en çok kar payını beklemekte ve Iverson şirketin en önemli yatırımlarından biri. Bir de Universal etiketiyle az kalsın müzik dünyasına bomba etkisi yapacak Iverson, Jewels lakabını kullanarak -Nasıl ki gerçek adı Marshall Mathews olan kardeş, Eminem, Slim Shady gibi isimler kullanıyor. Bizimki de takı merakı yüzünden Jewels’ı seçmiş- Misunderstood adıyla bir kaset çıkartacaktı ki Allah’tan çıkartmadı. Niye Allah’tan diyorum. Çünkü kaseti dinlediğim kadarı ile tam bir facia eğer müzik kariyeri konusunda yoğunlaşsaydı sanırım aç kalma ihtimali bir hayli yüksek olurdu. Albümünün basımının durdurulmasının nedeni ise, fazlasıyla saldırgan ve argo sözler içeren kaset bir süre sonra artık olgunlaştığını ve topluma daha iyi örnek olması gerektiğini düşünen Iverson tarafından yayınlanmak istenmemesi.

    Peki Amerika’nın arka sokaklarda suç ve uyuşturucu içinde kaybolan gençliğini Iverson nasıl oldu da bu kadar etkileyebildi? Cevap bence fazlasıyla basit: Çünkü Allen birader de o gençlerden biriydi ve “dibe vurduğu anda” çoğu kişinin yaptığı gibi kendini hayatının akışına bırakmadı yeteneklerini kullanarak savaşını sürdürdü.

    IVERSON’IN ÇOCUKLUĞU
    Iverson’ın geçmişine baktığımızda “baba” punk-rock gruplarından The Offspring’in “Way Down The Line” şarkısında anlatılan derecede kötü bir aile yapısına sahip olduğunu görüyoruz. Daha çocuk yaşta ona gebe olan bir anne, babasız, fakir, sefalet içinde geçen ve ailesinin aldığı tüm yanlış kararların yaşamını doğrudan etkilediği bir hayat.
    Allen, 6 Temmuz 1975 tarihinde Hampton, Virginia’da doğdu. Allen doğduğunda annesi Ann sadece 15 yaşındaydı!!.. Ve Allen’ı tek başına yetiştirmek zorundaydı. Hampton’ da yaşadıkları ev ise kanalizasyon şebekesinin hemen üzerinde olduğu için sık sık lağım taşkınlarına maruz kalmaktaydı. Iverson’ın gerçek babasını merak edenleriniz varsa, Iverson’ın hayatıyla biyolojik olarak onun babası olması dışında hiçbir ilgisi olmadı. Bir de geçen sene eski bir sevgilisini bıçaklayarak “Iverson’ın babası kız arkadaşını yaraladı.” şeklinde manşetlere geçmesini saymazsak.
    Iverson’ların evinde ödenmeyen faturalardan dolayı genelde su ve elektrik olmazdı ama küçük Allen gene de annesine kızgın değildi çünkü mevcut duruma göre annesin zaten elinden gelenin en iyisini yapmakta olduğunu düşünmekteydi. Allen daha sonra kendi başının çaresine zor bakarken hayatına giren iki kızın da sorumluluğunu üstlenmek zorunda kaldı: Kardeşleri Brandy ve Iliesha.
    Özellikle küçük Iliesha’nın lağım suyu baskınların getirdiği sağlıksız koşullar nedeniyle sık sık hastalanması zaten mali problemler yaşayan aileyi daha da büyük bir krize sürükler. Bu sırada Allen’ın annesinin erkek arkadaşı olan Michael Freeman isimli şahıs ise müzmin bir işsizdir ve kelimenin tam anlamıyla bir hapishane kuşudur. Defalarca hapse girip çıkan Freeman, 1991 yılında uyuşturucu satmaya teşebbüsten tekrar hapse geri döner. Söylenenlere göre bir gün Allen, Freeman’ı ziyarete gittiğinde onun ayaklarının halini görünce ona o kadar acımıştır ki, kendi ayakkabılarını ona verir ve eve kadar çıplak ayaklarıyla yürür. Allen’ın Freeman hakkındaki düşünceleri sorulduğunda çoğu kişinin beklediğinin aksine Iverson sürekli onu savunmuştur: “Michael en azından bize benim gerçek babamdan daha çok sahip çıktı, hem o kimseyi öldürmedi ya da kimseyi soymadı sadece ailesi olarak kabul ettiği insanlara bakmaya çalışıyordu.” Gerçekten çarpıcı bir ifade, herhalde Amerikalı sosyologlar toplumsal suç psikolojisini incelerken Iverson’un hayatına da bir göz atıyordur.
    Iverson’ın hayatındaki dönüm noktalarından belki de en önemlisi, annesinin o daha çok küçük yaşlardayken oğlunun spora yetenekli olduğunu keşfederek onu bu yönde desteklemesi. Zaten bu dönemde annesinin daha iyi bir hayat için kurduğu tüm hayallerin merkezinde Allen’ın spor konusundaki yeteneği bulunmaktadır. Belki inanmayacaksınız ama, Iverson çocukluğunda basketbola karşı pek de fazla ilgili değildir. Annesi onu zorla basketbol oynamaya yollar. Çoğu zaman ise Iverson evin bir köşesine kaçarak antrenmana gitmemek için ağlar -Bence Iverson’ın antrenmanlar hakkındaki düşünceleri günümüzde de pek değişmemişe benziyor- Annesi ise ona bu oyunu sevdirmek için maddi bakımdan zorlanarak da olsa Jordan ayakkabıları ve buna benzer basketbol malzemeleri alır. Bu sırada Iverson başka bir spora daha fazla ilgi duymaktadır: Amerikan Futbolu!! Iverson’ın çoğu kişi tarafından bilinmeyen bir özelliği müthiş hızı sayesinde lise yıllarında onun aslında çok iyi bir Amerikan futbolu oyuncusu olduğudur. Hatta Allen önceleri Amerikan futboluna daha düşkündür. Iverson kardeşin yıldızı ise her iki sporda da gün geçtikçe parlamaktadır. Bethel Lisesi’ni hem Amerikan futbolunda hem de basketbolda Virginia Eyalet şampiyonluğuna taşıyıp her iki branşta da yılın oyuncusu ödülüne kavuşunca tüm üniversiteleri peşinden koşturmaya başlar. Özellikle de çizgi romanlardaki süper kahramanları aratmayacak derecede hızlı oluşu herkesin dikkatini çeken temel etkendir. Bu dönemde “kankası” Maryland’li Joe Smith, (Şu anda Minesota Timberwolves’da oynuyor), Allen’ın üniversiteye alınması için takımdaki herkesin beynini yer. Aynı şekilde Iverson da birkaç bin kez Joe Smith’ten Maryland’in cennetin bir köşesi olduğunu dinler. Zaten hem basketbol hem de futbol programlarında iddialı olan Maryland, Iverson için biçilmez kaftandır. Ama Iverson birader için o günlerde asıl önemli olan NBA ya da NFL (Ulusal Futbol Ligi) farkı gözetmeksizin kapağı profesyonel klüplerden birine atarak gettolardan ve onun temsil ettiği yoksul hayattan kendisini ve ailesini kurtarmaktır. Fakat bahtsız kardeşimiz Allen’ın şanssızlık peşini bir türlü bırakmaz. Bir akşam arkadaşları ile gittiği bir bowling salonunda çıkan olaylar ona hayatının en zor günlerini yaşatacaktır.

    HAYAT GÖRÜŞÜNÜ DEĞİŞTİREN HAPİSHANE GÜNLERİ
    Gelen şampiyonluklarla şehirde adeta yerel kahraman haline gelmesine rağmen Iverson bir siyahtır ve Amerika’nın genel problemlerinden biri olan ırkçılık ünlü yada ünsüz ayırt etmeden her an karşınıza çıkabilir. Iverson’ın karşısına da bir bowling salonunda çıkar. Olay şu şekilde gelişir; Allen ve arkadaşları salonda biraz fazla gürültü çıkartınca uyarılırlar bu sırada içerideki başka bir grup Allen ve arkadaşlarına sataşır ve onların zenci olmaları ile ilgili hakaret etmeye başlar. Bir anda kimse ne olduğunu anlamadan içeride bir beyaz-siyah meydan savaşı çıkar. Mahkemeye çıkartılan 17 yaşındaki Iverson, adam yaralamak suçundan 5 yıl hapis cezasına çarptırılır. Ama Amerika’daki sivil toplum örgütleri hemen harekete geçerek Amerika’yı ayağa kaldırırlar. İddiaya göre, Iverson kavga sırasında bir kıza ciddi şekilde yaralamak maksadıyla kafasına sandalye ile vurmuştur. Mahkemede kanıt olarak sunulan bantta Iverson bir kez bile görülemez. Kavga dolayısıyla polis tarafından tutuklanan 4 kişi de ünlü siyahlardır. Onlarca kişinin kavgaya karışmasına rağmen sadece 4 siyahın tutuklanması skandal olarak nitelendirilir. Dava sonrası yargıcın mağdur beyazlardan birinin aile dostu olduğu ortaya çıkar. Ve olayla ilgili hiçbir tanığın söylediği birbirini tutmaz. Kimi şahitlere göre Iverson elinde sandalye ile içeride deli gibi koşuşturarak kadın-erkek gözetmeden bulabildiği tüm beyazların kafasına vurmuştur. Kimi şahitlere göre salona sonradan giren bir grubun temel maksadı Iverson’ı pataklamaktır ve kavga Iverson’ın etrafında gerçekleşmiştir. Kimi şahitler ise Allen’ın kavga başladıktan sonra bowling salonuna geldiğini ve olayların çıktığını gördüğü an hiçbir şeye karışmadan salonu terk ettiğini söylemiştir. En mantıklı ifadeler ise Iverson’ın sadece içeride biraz dayılandığı ve sadece birkaç kişiyle itiştiği şeklindedir. Mahkeme sonrasında medya iki kutba ayrılır. Bir kısım medya Iverson’ın sadece siyah olmasından dolayı sisteme kurban olduğunu yazarken diğer bir kesim ise Iverson’ın şımarık ırkçı bir çocuk olduğunu ve en ağır şekilde cezalandırılması gerektiğini yazar. Siyahi dernekler ayaklanır. Sonuçta Allen 4,5 ay hapiste kaldıktan sonra Virginia Eyaleti Valiliği’ne seçilen ilk siyah olan Doug Wilder tarafından yanlış durum değerlendirilmesi yapıldığı ve iyi halinden dolayı serbest bıraktırılır. Belki Iverson gerçekten suçluydu belki de sadece renginin kurbanı oldu. Bunu hiçbir zaman kimse bilemeyecek ama bu olaylar ve hapiste geçirdiği 4,5 ayın Iverson’ın üzerinde derin etkiler bıraktığı bir gerçek. Allen’a göre bu olaylar ve hapiste geçirdi zaman onun hayata bakışını o kadar değiştirmişti ki eğer o olay meydana gelmeseydi şimdi bulunduğu yere asla gelemezdi: “Hampton’da başıma gelenleri asla unutamayacağım, çünkü büyük bir haksızlığa uğradım. Ama olanlar beni güçlü bir insan yaptı. Bu olay meydana gelmeseydi şu anda olduğum aynı insan olabileceğimi hiç sanmıyorum. Düşünsenize daha sadece 17 yaşında bir çocuktum. İçeride her türden gerçek suçlu vardı. İçeriye girdiğimde herkes bana tuhaf tuhaf baktı. Kanım donmuştu, durmadan tanrıya dua ediyordum. Sonra yaşlı mahkumlar yanıma geldiler ve beni tanıdıklarını, merak etmememi, beni her türlü beladan koruyacaklarını, içerideki tüm pisliklerden uzak tutacaklarını söylediler. Tanrım korkuyordum. Hapse atılmadan bir gece önce büyük anneme niye tanrı bana bunun yapılmasına izin veriyor diye sormuştum. O da “Asla tanrının ne yaptığını sorgulama.” dedi. Ben de bir daha asla sorgulamadım. Hapiste benim yaşıtlarımın kaldığı Jungle isminde bir kısım vardı büyük mahkumlar asla orda kalmama izin vermediler ve beni hafif çalışma cezası almış önemsiz suçlar işlemiş yaşlıların yanına koydular. Bazen bizim koğuşa gitmem için Jungle’ın önünden geçmem gerekirdi. Tanrı biliyor ki küçüklüğümden beri hem kendimin hem de ailemin başının çaresine bakmak zorunda kaldığım için korkusuz biriyimdir ama o Jungle denen yerde öyle şeyler oluyordu ki içeride hapishane filmlerinde seyredebileceğiniz en mide bulandırıcı ve korkutucu sahnelerden birkaç kat daha fazlası vardı.”

    GEORGETOWN GÜNLERİ
    Iverson hapishaneden çıktığı zaman gelecekle ilgili gerçekleştirebileceğini düşündüğü çok az hayali kalmıştı. Not ortalamaları düşüktü. Üstelik Kentucky kendisine verdiği burs teklifini de geri çekmişti. Meydana gelen olaylar insanların zihninde sportif başarılarından daha fazla ön plana çıkmıştı. Ne NBA ümidi kalmıştı ne de NCAA.. Ama Iverson tam bu sırada kendisini tekrar kanıtlaması için iyi bir fırsat olan Nike ve Reebok kamplarına davet edildi ve eline geçen şansı çok iyi kullandı. Bu sırada Georgetown coach’u John Thompson da ciddi şekilde Allen’ı takip etmektedir. Allen’ın annesi Ann, defalarca coach Thompson ile oğlu hakkında görüşür ve ondan oğluna her tüm olanaklarıyla kol kanat germesini rica eder. Georgetown, Iverson için önemli bir adımdır. Coach Thompson ise bundan sonra Iverson için hem bir baba figürü hem de Beyaz Gölgede’ki Coach Reeves gibi durmadan onu kollayacak, başını belaya sokmasına engel olacaktır. Iverson profesyonel olma kararı almadan önce Georgetown’da geçirdiği iki yılın sonunda arkasında bir çok ödül bırakır. 20.4 sayı ve 4.5 asist ortalamaları ile oynadığı 1994-95 sezonunda Big East Ligi’nin en iyi çaylağı ve savunmacısı ödülüne ulaşır. 25.0 sayı, 4.7 asist, 3.35 top çalma ortalamalarıyla oynadığı 1995-96 sezonunda ise ismi Big East’in en iyi ilk beşindedir ve tekrar yılın en iyi savunmacısı olarak ödüllendirilir. Ayrıca bir NCAA oyuncusunun alabileceği en prestijli ödüllerden biri olan Associated Press All American takımına seçilir. NCAA turnuvasında ondan sonra yüz sayı barajını geçebilen ilk oyuncu ise ancak 5 sezon sonra Duke’ten Jay Williams olacaktır. (Bu sezon da Maryland’li Juan Dixon geçti.)

    NBA YENİ NESİL SÜPER YILDIZINA, KAVUŞUYOR!!..
    Aslına bakarsanız Allen draft edilmeden önce Philadephia’nın durumu hiç de iç açıcı değildi. Wilt Chamberlain’li, Dr. J’li ve Moses Malone’lu günler çok eskilerde kalmıştı. Hem de son 6-7 sezonda sürekli gerileyen bir performansları vardı. Sixers bir yıl önce birinci tur üçüncü sıradan süper yetenek North Carolina mezunu Jerry Stackhouse’u kadroya kattı. Takım Stackhouse’un çaylak sezonunda gösterdiği 19.2 sayı ve 3.8 asistlik performansla biraz kıpırdanma gösterdiyse de bu pek yeterli olmadı. İşte bu günlerde draft lottery’den gelen bir numaralı seçim hakkı yeniden yapılanmaya giren Sixers için ilaç gibi geldi. 1996 yılının drafta seçilen bir numaralı ismi açıklandığında herkes NBA’deki en iyi genç guard ikilisine Sixers’ın sahip olduğu konusunda hemfikirdi: Allen Iverson ve Jerry Stackhouse.
    Iverson daha ilk sezonunda -küçüklüğümden beri favorim olan- NBA Action Countdown 10 listelerini bolca işgal etti. Evet bu çocuk hızlıydı. Gerçekten eşi görülmemiş bir şekilde hızlıydı. Hem de mükemmel sıçrayabiliyordu. Ama onun en çok konuşulan hareketi o enfes cross-over’larıydı. Bir arkadaşını seyrederken ne kadar etkili olduğunu keşfettiği ve ancak saatler süren çalışmalar sonucunda bugünkü şekline gelen bu hareket, artık Iverson’la özdeşleştirilmiş durumda. Yaşlı kurt Tim Hardaway de etkili cross-over’lara sahip ama kesinlikle estetik bakımdan Iverson ile kıyaslanamaz. Her ne kadar Iverson, hakemler tarafından Kobe kadar korunmasa da sanırım hakemlerin Iverson’la ilgili verdiği en yanlış kararlar da yine meşhur cross-over’larıyla ilgili. Hakemlik eğitimi almış ailenizin naçizane yazarı bendenize göre Iverson Cross-Over sırasında topu kavrıyor ve driplingini kesmiş oluyor bu yüzden normal şartlar altında bu topla yürüme hatası. Ama dediğim gibi ancak normal şartlar altında bu kuralı uygulayabilirsiniz. Adam o kadar estetik bir şekilde bu hareketi icra etmekte ki hakemler de ellerinde olmadan “Yaradan ne güzel de cross-over yaptırıyor bu çocuğa, tüm stepsler sana kurban olsun.” diye düşünüyor olmalı. Asıl konumuza geri dönersek, Iverson rookie sezonunda ortalığı toz duman etti. NBA tarihinde rookie sezonunda 5 maç üst üste 40 sayı barajını geçen ilk oyuncu oldu ve 23.7 sayı ile 7.5 asist ortalamaları ile oynadığı bu sezonda haliyle yılın çaylağı ödülüne rahatça ulaştı. Stackhouse ise Iverson’a 20.7 sayı ortalamasıyla destek olmaktaydı.
    Belirttiğim gibi bu ikili en NBA’in en etkili duo’larından biriydi ama sezon içinde çoktan kendini belli eden bazı sorunlar kendini her geçen gün daha çok belli edecekti. Bir takım düşünün ki elinde şu an NBA’in en iyi oyuncuların ikisini bulundurmasına rağmen ancak 22 galibiyet alabilsin. İşte bu durum Sixers Antrenörü John Davis’in takımdaki sonunu hazırladı. Yerine ise Iverson’ın ilerleyen zamanda çok seveceği (?!) NCAA’in ve NBA’in en iyi antrenörlerinden Larry Brown getirilecekti. Brown sorunu görmekte çok gecikmedi. Elindeki en önemli iki silahı birbirinden egoistti!. Üstelik bunlardan biri takımın oyun kurucusuydu. Iverson başına buyruk, fazla emir almayı sevmeyen ve -geçmişinin neden olduğu bir durum olarak düşünebileceğimiz- herkese kendini kanıtlamaya çalışan, sahada çok konuşan ve arkadaşlarına olur olmadık sataşan bir oyuncuydu. Stackhouse ise takımın gerçek yıldızının kendisi olduğunu düşüyordu. Medya çoktan daha sonra tüm North Carolina mezunu vasatın üzeri guardlara yakıştırmaya meraklı olduğu -hatta 20 sayı ortalamasını geçen her guarda- “Yeni Michael Jordan” yaftasını yapıştırmıştı. Bu tür unvanların verdiği ağırlık ise Stackhouse için şu anlık daha çok ağırdı. Kendilerini kanıtlama kavgasındaki, öncelikle “Ben” diyen bu iki oyuncunun rekabeti bir idman sırasında adeta sokak kavgasına dönünce ikisinden birinin takımdan gönderilmesi artık şart olmuştu. Sixers ve Brown da tercihini Iverson’dan yana kullanınca Stackhouse NBA’in bir başka süper yıldızı olan Grant Hill’in Detroit’ine Theo Ratliff ve Aaron McKie karşılığında sezon ortasında gönderildi. Larry Brown takımı aklındaki oyun sistemine göre yavaş yavaş temizledi sezon sonuna gelindiğinde ise sezona başladığı kadrodan sadece 5 kişi takımda kalmıştı. 1996-97 sezonu yılın çaylağı ve All-Star haftasonu çaylak maçının en değerli oyuncusu Iverson için 1997-98 sezonu da parlak geçmişti. Her ne kadar takım ancak 31 galibiyet alsa da Iverson ligi 22.0 sayı, 6.2 asist ve 2.20 top çalma ortalamalarıyla tamamladı. Üstelik sezon içinde iki kez Jordan’ın Chicago’sunu da alt etmeyi başarmışlardı. Bu arada Iverson medyadaki sansasyonel açıklamalarına iyice hız verdi. Ne Michael Jordan ne de Charles Barkley gibi eski oyunculara saygı duymadığını üstelik de Jordan’ın biraz fazla abartıldığını söylemesi tepki topladı. İnsanlar zaten geçmişi hatırlamaya meyillidirler. Iverson da bu tür tepkilere alışıktı. Georgetown’daki iki sezonu boyunca rakip okullar onlarla hep Mahpushane kaçkınları diye dalga geçmiş, taraftarlar da Iverson’a sandalye ile ilgili bolca espri yapmıştı. Zamane üniversite gençliği işte ne yapacaksınız. Geçmişini bir kenara bıraktığınızda bile Stackhouse ile arasında geçen olaylar ve Coach Larry Brown’ı pek takmaması insanların Iverson’a ön yargı ile bakmasına neden oluyor. Biraz evvel de belirttiğim üzere bunlara Cross-over’la Jordan’ın “belini kırdığı” birkaç pozisyonun ve gelen iki galibiyetin verdiği gazla Jordan hakkında verdiği demeçler de eklenince yetenekli ama az sevilen oyuncu kategorisinde kendisine en üst sıralardan bir yer edindi.

    8 YIL SONRA GELEN PLAYOFF BAŞARISI
    1998-99 sezonunda Sixers tam 8 sezon sonra ilk kez playoff’lara katılma hakkı elde ederken Iverson 26.8 sayı ortalamasıyla uzun yıllar sonra sayı krallığına ulaşan ilk Philadelphia oyuncusu oluyordu. Playoff ilk turunda karşılarına çıkan Orlando’yu rahatça 3-1’lik skorla saf dışı eden Sixers, ikinci turda yüce insan, büyük şutör ve son saniye canavarı Reggie Miller’ın Indiana Pacers’ı karşısındaydı. Her ne kadar Pacers seriyi 4-0 ile süpürerek geçse de oynanan üç maçın skoru 4 sayı ve altında bir farkla sonuçlandı. Ama asıl önemlisi bu ufak macera hem Iverson hem de Sixers için gelecek NBA finalinde bir tecrübe olacaktı. Bu sırada NBA kariyerine point guard olarak başlayan Iverson, aşırı derecede şut kullanması ve çok az sayıda asist yapması nedeniyle çoktan off-guard olarak oynatılmaya başlanmıştı. Çoğu kişi için önceleri fiziksel özellikleri dolayısıyla kafalarda hafif soru işaretleri yaratan bu durum bir süre sonunda gerçekten taktik bir zafer olarak sonuçlandı. Iverson MVP oylamasını 4. sırada tamamladı ama çoktan beri hakkettiği NBA’in en iyi ilk beşinde kendine yer bulmuştu. Iverson 1999-00 sezonunda 28.4 sayı ortalaması ile tekrar skor gücünü ortaya koyar ve NBA’in en iyi ikinci takımına seçilir ama Larry Brown artık beklediği verimi alamadığı oyuncusundan -özellikle Indiana karşısında alınan sonuçlardan sonra- rahatsızlık duymaktadır. Iverson kimi zaman verilen taktikleri dinlemez kenara geldiğinde Brown’a tavır alır, durmadan basın yoluyla Brown’ı eleştirir ve Brown’ın takımdan ayrılacağı yolundaki söylentilere çanak tutar. Brown da aynı şekilde Iverson’a medya üzerinden sürekli açıklamalarda bulunur ve olası bir takasın sinyallerini verir. Iverson da çıktığı az sayıdaki idman sayısını iyice azaltır. Durum anlatılanlara göre öyle bir hale gelmiştir ki Iverson, Fenerbahçe’de futbolun yanı sıra basketbol da oynadığı yıllarda sadece bir ya da iki kez basketbol antrenmanına çıkmış efsanevi futbolcu Can Bartu’yla çıktığı idman sayısı itibariyle adeta yarışacak hale gelmiştir!. Belki abartılı da olsa sezon boyunca sadece15 antrenmana tam saatinde gelerek kendisine verilen programın hepsini tam olarak uyguladığı şeklinde bir söylenti var doğru olup olmadığını bilemiyorum ama biraz abartılı da olsa idman sayısının bayağı düşük olması ihtimal dahilinde. Özellikle bahsettiğim kişi Iverson olunca. Hele Sixers’la 6 yıllığına da 71 milyon dolarlık bir sözleşme yenilemesine gittikten sonra bu tür olayların devam etmesi Larry Brown’dan da onayı alan Sixers yönetimi Iverson’ı çağırarak bu koşullar altında kendisini takas etmeye karar verdiklerini bildirir. Iverson ise Philadelpia’dan gitmemek için elinden geleni yapar. Toplantıda üyelere bundan sonra tüm idmanlara zamanında ve eksiksiz katılacağına, takımda liderliği daha fazla üstleneceğine ve takım arkadaşları ve toplumla daha iyi geçineceği konusunda sözler verir. Iverson’a son bir şans vermek isteyen yönetim onu takas etmekten vazgeçer. Değişmeyen tek şeyin her şeyin değiştiği olduğunu söylerler.

    IVERSON’DAKİ ANİ DEĞİŞİM
    Verdiği sözlerin arkasından Iverson da bu değişim felsefesine uyarak yeni sezonda herkesi şaşırtan bir görüntü sergiler. Eskiden sürekli laf dalaşı yaptığı takım arkadaşlarına artık daha sevecen ve hoşgörülüdür. Onları daha çok onure etmeye çalışır, kızdığı zaman bile bunları espri yaparak belli eder. Coach Brown’a daha fazla saygılıdır. Medya ile arasındaki ilişkiler de biraz daha düzelmiştir. Üstüne üstlük sahada da fırtına gibi esen ve rakiplerini ezen de bir Iverson vardır.
    Washington da düzenlenen 50. NBA All Star maçında Doğu’nun son dakikalarda farkı kapatarak maçı kazanmasında önemli pay sahibi olan Iverson, attığı 25 sayıyla All-Star maçının MVP’si seçiliyordu. 56-26 biten normal sezonun ardından Philadephia 11 yıl sonra ilk kez Atlantik Konferans’ını ve Doğu yakasını şampiyon olarak tamamladı. İlk turda rakip bir kez daha Reggie Miller’ın Indiana’sıydı. Ama bu defa Sixers geçen senelere oranla çok daha kuvvetliydi ve Pacers’ı 3-1 gibi rahat bir skorla saf dışı ederek play-off’larda yoluna devam etti.

    JORDAN’IN VELİAHTLARININ SAVAŞI
    Bir üst turda Michael Jordan’ın veliahtlarından ikisi karşı karşıya geldi: Vince Carter ve Allen Iverson. Tamamen Vince Carter ve Allen Iverson düellosu şeklinde geçen seride Carter iyi de oynasa üstünlük kuran taraf 4-3’le kıl payı Allen Iverson ve Sixers oldu. Bu kez Iverson karşısında bir başka Allen ve Bucks’ı buldu ama Sixers bir önceki turda Toronto karşısında olduğu gibi zorlansa da turu geçmesini bildi (4-3). Kimilerine göre majesteleri Michael Jordan’ın tahtının gerçek sahibini belirleyecek eşleşmede Lakers ve Sixers kozlarını paylaşacaktı. Hepinizin bildiği üzere Bryant, Shaq gibi bir devin de desteğini alarak Sixers’ı saf dışı bıraktı ama yıl boyunca ortaya koyduğu performansla Iverson insanları saygısını ve sevgisini tekrar kazanmıştı. 1996 Jordan’dan sonra 30 sayı ortalamasını ilk geçen oyuncu olarak sayı krallığına ulaşan Iverson, ayrıca MVP ödülünü de kazanarak Moses Malone’dan 20 yıl sonra bu ödüle ulaşan ilk Philadelpia oyuncusu oldu. Bu ödülü kazanan diğer iki Philadelpia’lı oyuncunun Dr.J ve Wilt Chamberlain olduğunu söylersem sanırım Iverson’ın Phialdelpia için ne derecede önemli bir isim olduğunu anlatabilirim.
    Iverson play-off’un hemen sonrasında 7 yaşındaki kızı Tiaura ve 4 yaşındaki oğlu Allen II‘nin annesi ve kendisinin de uzatmalı nişanlısı olan Tawanna Turner ile dünya evine girdi. Ama nikahtan iki ay sonra en yakın arkadaşının bir cinayete kurban gitmesi onu derinden etkileyecekti. Sezon başında yaşadığı sakatlıklar sonucunda Iverson’sız Sixers, otoriteleri hayal kırıklığına uğratmadı sezona 5 mağlubiyetle başladı. Bunu takiben Iverson’ın sakatlığının düzelmesi sonucunda Philadelpia 7-0’lık bir galibiyet serisi yakaladı. Sanırım bu istatistikler Iverson’ın Sixers için ne kadar önemli olduğunu anlatmaya yeter de artar. Iverson’ın 31.4 sayı ortalamasıyla sayı krallığı kazandığı bir sezonda daha ilk turda Boston’a 3-2 elenmek gerçekten acı bir durum ama bu yıl şanssızlıklarla başladı ve aynı şekilde de sona erdi.

    LARRY BROWN’IN TAKTİK TAHTASI
    SAVUNMA+RİBAUND+IVERSON=GALİBİYET
    Sezonun en çok konuşulan olayı ise tabii ki kraliyet tahtının sahibinin geri dönüşüydü. Peki veliahtlar bu durumda nasıl davrandılar? Eskiden haylaz olan, kralla sürekli tartışan prens onun önünde eğilerek her zaman ona saygı duyduğunu bildirdi ve herkesin sonsuz sevgisini kazandı. Öteki prens ise taht kavgasını sürdürdü, kralın onurunu kırıcı sözler söyledi. (“Karşıma çıktığında pişman olacak çünkü ona sayı bile attırmayacağım, o artık çok çok yaşlı bir adam.” / imza/ Kobe Bryant ) ve bu tutumuyla tahtı kazandığı zaman bile insanlar onu sevmeyecektir. Tamam kabul ediyorum Machiavelli’nin Hükümdar kitabına döndü bu yazı ama insanın branşı siyaset bilimi olunca kendinizi bu tür benzetmelerden uzak tutamıyorsunuz. Konumuza geri dönersek yukarıda belirttiğim durum özellikle Philadelpia’da düzenlenen All-Star Haftasonu’nda doruğa ulaştı. Jordan’la barışan Iverson bu kez de efsanevi Dr.Julius Erwing’in formasıyla maça çıkınca tüm basketbol severleri kendisine bir kez daha aşık etti. Diğer tarafta ise maçtan evvel Jordan’ın gidip “Bu bir şov maçı sakın işi kişiselliğe dökme biz buraya insanları eğlendirmeye geldik kişisel hesaplar gütmeye değil!!” şeklinde konuşmak zorunda kaldığı Kobe vardı. Kobe her ne kadar MVP seçildiyse de kendi evinde onur kırıcı bir şekilde yuhalandı.
    Kobe lige ilk adım attığında herkesin sevgisini kazanan biriydi ama insanlara kendisini kabul ettirmek için kendini hiç olmadığı sert, argo konuşan birine dönüştürmeye çalışınca insanların sevgisini yavaş yavaş kaybetmeye başladı. Bunun tam tersi olarak hırçın, asi Iverson gitti ve yerine aile sahibi olduğunun farkında daha olgunlaşmış bir Iverson geldi. İki oyuncu da tanrı vergisi süper yeteneklere sahip ama tahtı kim gerçekten hakkediyor?
    İsterseniz Hidayet’in şu sözlerini hatırlatarak cevabı size bırakalım: “Kobe bence çok iyi bir oyuncu ama şu ana kadar savunmakta en fazla zorlandığım oyuncu Iverson.”

    yanıtla: MiZaH KariKAtüR :D :D :D #29467
    blankbaytar
    Katılımcı

    tavuk6uf.jpg
    c071wo.gif

    yanıtla: MiZaH KariKAtüR :D :D :D #29466
    blankbaytar
    Katılımcı

    4nerdenevlendik12ib.jpg
    4kursunuyakaliycam15jo.jpg
    50172ww.jpg
    1072703867google2ce.gif
    18972uy.jpg

    yanıtla: MiZaH KariKAtüR :D :D :D #29465
    blankbaytar
    Katılımcı

    ekonomik4om.jpg
    gerilim6mq.jpg
    komik0090gs.jpg
    kurnazfare6fv.jpg
    zamanmakinas4jz.jpg
    salak20ayi5bw.jpg
    4kutupdahava10ly.jpg

    yanıtla: MiZaH KariKAtüR :D :D :D #29464
    blankbaytar
    Katılımcı

    arkadas112wj.jpg
    ayu1ve.jpg
    baba20ayi9eg.jpg
    bu20da20ayi6ak.jpg
    dogum10mq.jpg
    dokundukmu11cm.jpg

    yanıtla: MiZaH KariKAtüR :D :D :D #29463
    blankbaytar
    Katılımcı

    63490fu.jpg
    82411vj.jpg
    102847lr.jpg
    55134fy.jpg
    111310lq.jpg
    020520010qz.jpg
    030520017du.jpg
    060520017ha.jpg
    ÇOĞU ZAMAN RADYO DİNLERKEN PROGRAMI SUNAN KİŞİNİN GÜZEL YADA YAKIŞIKLI OLDUĞUNU DÜŞÜNÜRÜZ… DÜŞÜNENLER İÇİN İŞTE BUYRUN…*

    280420014kn.jpg
    290420017pn.jpg

    yanıtla: MiZaH KariKAtüR :D :D :D #29462
    blankbaytar
    Katılımcı

    kjk4gu.jpg
    humor4548kp.jpg
    19g2uo.jpg
    200007171dr.gif
    200009208gb.gif
    200009248ax.gif

    yanıtla: MiZaH KariKAtüR :D :D :D #29461
    blankbaytar
    Katılımcı

    karikatur10781536934gy.gif
    karikatur10781678330yw.gif
    k00622xn.jpg
    k00473ik.jpg
    k001810hs.jpg

    yanıtla: MiZaH KariKAtüR :D :D :D #29460
    blankbaytar
    Katılımcı

    10ev.jpg
    tut6df9sf.gif
    karikatur11320673863zx.jpg
    karikatur1075407uz.gif
    humor38ih2kh.jpg
    200510229ge.jpg
    200510149tx.jpg

    yanıtla: MiZaH KariKAtüR :D :D :D #29459
    blankbaytar
    Katılımcı

    post910718422970fp4cv7gk.jpg
    post910718423428ay7wf0ri.jpg
    post910718423862cc6lf9af.jpg
    post910718430553ct5lc5cx.jpg
    post910727102924bg7fv7sb.jpg
    komik20karikatur20464lg.jpg
    komik20karikatur20509dx.jpg
    komik20karikatur20397ee.gif
    inek5zn.jpg

    yanıtla: Fenerium #29458
    blankbaytar
    Katılımcı

    bar_fen_mag.gif
    [size=large]MAĞAZA[/size] [size=medium]TELEFON[/size][size=medium] FAKS [/size][size=medium]ADRES [/size]
    Akmerkez Fenerium  (0212) 282 15 36  (0212) 282 15 36  Nispetiye Cd. Akmerkez Alışveriş Merkezi Alt Kat No:181 Etiler / İstanbul  
    Anka Mall (0312) 541 17 84  (0312) 547 17 85  Akköprü Mevkii Migros Alışveriş Merkezi Mağaza No:138 İskitler / Yenimahalle / Ankara  
    Maraton Fenerium  (0216) 347 01 08  (0216) 347 33 53  Bağdat Cd. Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu Maraton Tribün Altı Kızıltoprak / İstanbul  
    Olivium Fenerium  (0212) 510 93 51  (0212) 510 93 51  Prof.Muammer Aksoy Cd. No:1/1 Olivium Alışveriş Merkezi Mağaza No:19 Zeytinburnu / İstanbul  
    Faruk Ilgaz Sosyal Tesisleri Fenerium  (0216) 330 18 26  (0216) 347 33 53  Fenerbahçe Faruk Ilgaz Sosyal Tesisleri Fenerbahçe Burnu / İstanbul
    Söke Fenerium  (0256) 521 28 40  (0256) 521 28 39  Yenidoğan Mevkii Bodrum-Milas Karayolu Üzeri 2.Km. Ege 2 Alışveriş Merkezi Mağaza No:2 Söke / Aydın  
    Yüzme Şubesi Fenerium  (0216) 345 05 35  (0216) 347 33 53  Fenerbahçe Spor Kulübü Yüzme Şubesi Kapalı Havuzu Fenerbahçe Burnu / İstanbul  
    Dereağzı Fenerium  (0216) 418 77 87    Fenerbahçe Spor Kulübü Dereağzı Tesisleri / İstanbul  
    Suadiye Fenerium  (0216) 658 67 31    Bağdat Cd. Büyükhanlılar Apt. A Blok No:493 Suadiye / İstanbul  
    İçerenköy OUTLET  (0216) 574 48 16    Kayışdağı Cad. no 139 2/4  
    Bilkent Fenerium  (0312) 266 17 22  (0312) 266 17 24  Ankuva Alışveriş Merkezi No:38 Bilkent / Ankara  
    Mersin Fenerium  (0324) 327 19 07    İnönü mah. 1402. sk Gücük Apt. No:8 Pozcu / Mersin  
    Capitol Fenerium  (0216) 651 02 65  (0216) 651 02 65  Mahir İz Cd. Capitol Eğlence ve Alışveriş Merkezi Zemin Kat No:3/A Altunizade / İstanbul  
    Cevahir Fenerium  (0212) 380 19 07   Cevahir Alışveriş Merkezi Şişli / İstanbul
    İzmir Fenerium  (0232) 422 19 07  (0232) 422 25 05  Ali Çetinkaya Bulvarı No:22/C Alsancak / İzmir  
    Kadir Has Fenerium  (0212) 442 78 28  (0212) 442 78 26  Mehmetçik Sk. Kadir Has Alışveriş Merkezi No:1/60 Bahçelievler / İstanbul  
    Karum Fenerium  (0312) 468 15 14  (0312) 467 47 17  İran Cd. Karum Alışveriş Cd. No:275 Kavaklıdere / Ankara  
    Kocaeli Fenerium  (0262) 332 19 07  (0262) 331 83 79  Bulvar Cd. Real Alışveiş Merkezi No:17/18 Kocaeli  
    Konya Fenerium  (0332) 322 19 07  (0332) 248 97 56  Kazım Karabekir Cd. No:68/B-C Konya  
    Küçükyalı Fenerium  (0216) 489 40 50  (0216) 489 48 91  Çınar Mh. Emek Sk. No:2/2 Küçükyalı / İstanbul  
    Maltepe Fenerium  (0216) 515 15 25    Maltepe Carrefour Alışveriş merkezi Maltepe / İstanbul  
    Town Center Fenerium  (0212) 542 76 55  (0212) 542 76 97  İncirli Cd. No:11 Town Center Bakırköy / İstanbul  
    Üstün Pasajı Fenerium  (0212) 466 52 53  (0212) 466 08 66  İstasyon Cd. Üstün Pasajı No:15 Bakırköy / İstanbul  
    Kartal Fenerium  (0216) 473 55 62  (0216) 442 12 75  Yukarı Mahallesi Atatürk Bulvarı Akçay İş Merkezi No:3/6 Kartla / İstanbul  
    Manisa Fenerium  (0236) 235 03 43  (0236) 231 29 34  1.Anafartalar Mh. Mustafa Kemal Paşa Cd. No:15/A Manisa  
    Carrefour Vega Fenerium  (0216) 525 15 15  (0216) 525 15 13  Küçüksu Carrefour Vega Alışveriş Merkezi No: B-116 Kat:1 Ümraniye / İstanbul  
    Tır / Fenerium  (0212) 245 34 49  (0212 ) 438 17 58  Tekstilkent Blok Galeri 20/20 Esenler  
    Berlin Fenerium  (0049) 30 310 043 63  (0049) 30 310 043 64  Kant Str. 6010627 Berlin / Almanya  
    Kıbrıs Fenerium  (0392) 228 60 97    Bedreddin Demirel Cd. 1A Lefkoşe / Kıbrıs  
    Belçika Fenerium  (0032) 22 232 512  (0032) 22 232 512  Rue Royal No:324 1210 Bürüksel / Belçika  
    Beyazıt Fenerium  (0212) 519 10 92    Makasçılar cd.no.12/14 Çarşıkapı / Beyazıt  
    Beylikdüzü Fenerium  (0212) 852 72 74  ( 0212 ) 852 73 30  Beylikdüzü Migros Alışveriş Merkezi B29  
    Antalya Fenerium  (0242) 312 61 29    Yenibahçe Mah. 1453. Sokak Lara / Antalya  
    Eskişehir Fenerium  (0222) 234 19 07    Kızılcıklı Mahmut Pehlivan Cd. Eskişehir  
    Bayrampaşa Carrefour Fenerium  (0212) 437 27 40    Bayrampaşa Carrefour Alışveriş Merkezi  
    Profilo Fenerium  (0212) 216 40 68    M.Köy Profilo alışveriş Merkezi  
    Bodrum Yarımadası  (0252) 363 95 47    Açıkkırlar mevkii Pamir İş Merkezi B3 Blok No 4 Konacık / Bodrum  
    Sakarya Fenerium  (0264) 271 19 07    Sakarya Yeni Bosna Cad. No 47 Sakarya  
    Erzurum Fenerium  (0442) 233 53 03    Ayazpaşa Mh. Adnan Menderes Cd. Erzurum  
    Aquarium Alışveriş Merkezi Fenerium (0212) 501 58 70/71   Aquarium Alışveriş Merkezi Abdi İpekçi Cd. No: 42 34160 Bayrampaşa/İstanbul
    Beyoğlu Fenerium (0212) 245 34 49   Beyoğlu / İstanbul
    Pendik Fenerium (0216) 354 10 53   Pendik / İstanbul
    İzmit Fenerium (0262) 332 19 07    İzmit
    Bursa Fenerium (0224) 261 56 19 (0224)261 58 64 Yeni Yalova Cd.9.Km Asmerkez 5P Blok Dükkan No:5 Bursa
    Kayseri Fenerium (0352) 224 84 44   Melikgazi Mah.Sivas Cad. İpeksaray Alışveriş Merkezi No:219 Kayseri
    Fenerium Alt (0216) 418 06 35    Recep Peker Cd.Şükrü Saraçoğlu Stadyumu Fenerium Tribün Altı Kadıköy-İstanbul

    yanıtla: Ödev Yardım İçin Siteler #29305
    blankbaytar
    Katılımcı

    [size=medium]Ödev Sitelerinin Paylaşımları için teşekkürler.[/size]

    yanıtla: Benim için N’apardın? #29304
    blankbaytar
    Katılımcı

    [size=medium]Vallahi baştan peşin peşin soyliyim öyle aham şaham bişey yapamam şu anda senin için..
    Ama senin için bir yalan söyleyebilirim (bi kereye mahsus)
    -Sen ustteki kullanıcı çok iğrenç bi avatarın var :rolleyes:
    [/size]

    yanıtla: Dini Programlar #29303
    blankbaytar
    Katılımcı

    Paylaşımlar için teşekkürler.
    Bendede bu tarz programlar vardı ama arşivim yanımda degil.
    En kısA zamanda bende ilavaler ile gelebilirim

15 yazı görüntüleniyor - 76 ile 90 arası (toplam 173)