Oluşturulan forum yanıtları
- YazarYazılar
-
dilaraKatılımcı[size=x-small]İsveçli şövalye ölümle oynadığı satranç oyununu kaybetti:sm_cry:
Ünlü İsveçli Film yönetmeni İngmar Bergman vefat etti .
Yedinci Mühür,Yaban Çilekleri ve Sihirli Flüt’ gibi eserleri sinema dünyasına kazandıran Ingmar Bergman, 89 yaşında yaşadığı Gotland adasındaki evinde yaşamını yitirdi. Ünlü yönetmen, 2005’te Time dergisi tarafından, dünyanın yaşayan en büyük yönetmeni olarak nitelendirilmişti.
Sanatçının ünlü eseri ‘Yedinci Mühür’ 10 yıl süren Haçlı Seferinden ülkesine dönen bir şövalyenin öyküsüdür.Yolda vebanın her yeri sardığını gören şövalyenin yolu azrail tarafından kesilir . Şövalye azrail ‘i bir satranç oyununa davet eder.Kazanırsa yoluna devam edebilecektir.
İşte azrail, yıllar sonra bu ünlü sanatçıyı da satranç oyununda mağlup etti.
1918 yılında Uppsala’da doğan Bergman, 1940’larda tiyatroyla başladığı meslek yaşamı boyunca, aralarında başta “Yedinci Mühür” olmak üzere “Yaban Çilekleri”, “Çığlıklar ve Fısıltılar”, “Persona”, “Evlilik Yaşamından Sahneler”, “Sonbahar Sonatı” ve “Fanny ve Alexandre” gibi baş yapıtlarının da bulunduğu 54 filme, ayrıca 126 tiyatro eserine ve 39 radyo oyunu,kitapları ve yazıları olan üretken bir sanatçı.
1955’de “Bir Yaz Gecesi Gülümsemeleri” adlı filmiyle uluslararası çapta ilk başarısını yakalayan ve bazı eleştirmenlere göre kadınların yönetmeni olarak nitelenen sanatçı, filmlerinde, Britt Nilsson, Harriett Andersson, Eva Dahlbeck, Ulla Jacobsson ve Liv Ullmann gibi dünyaca ünlü İsveçli aktrisleri tercih etti.
Bergman sinemaya büyük yenilikler getirmiş bir isim. Sinema ve psikolojinin ilişkisini en iyi izleyebileceğimiz yönetmenlerden biri olarak kabul edilebilir . Filmlerinde psikolojik ve sosyal bozuklukları, olan insanları özellikle de kadınları derinlemesine inceleyen ilk film ve tiyatro yönetmenlerden biri.
Yaptığı filmlerin ilk bakışta anlaşılmayacak psikanalitik öğeler taşıyor olması da onu özgün kılıyor . İnsan ruhunun derinlerine kadar girip orada karanlıklar ve gizemler arasında dolaşmayı göze alan Bergman’ın sineması izleyiciden çok şey bekliyor . Onun sinema anlayışı günümüz populist sinema anlayışından çok farklı.[/size]
dilaraKatılımcı[size=small]Melih Cevdet ANDAY :
1915 yılında İstanbul’da doğdu. Ankara Gazi Lisesi’ni bitirdi. Toplumbilim öğretimi için gittiği Belçika’da iki yıl kaldı. MEB Yayım Müdürlüğü’nde çalıştı.Kitaplık memurluğu, çevirmenlik, öğretmenlik yaptı. Cumhuriyet Gazetesi’nde yazdı.
Şiir kitapları:
Garip (Orhan Veli ve Oktay Rıfat’la birlikte, 1941), Rahatı Kaçan Ağaç (1946), Telgrafhane (1952), Yan Yana (1956), Kolları Bağlı Odysseus (1962),Goecebe Denizin Üstünde (1970), Teknenin Ölümü (1975), Sözcükler (Bütün Şiirleri, 1978), Olumsuzluk Ardında Gılgamış (1981), Tanıdık Dünya (1984),Güneşte (1989)[/size]
dilaraKatılımcı[size=x-small]Özdemir ASAF :
11 Haziran 1923’te Ankara’da doğdu. 28 Ocak 1981’de İstanbul’da öldü. Asıl adı Halit Özdemir Arun’dur. İlk ve ortaöğreniminin bir bölümünü Galatasaray Lisesi’nde yaptı. 1942 yılında Kabataş Erkek Lisesi’nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi’nde, önce Hukuk Fakültesi’ne, sonra İktisat Fakültesi ve Gazetecilik Enstitüsü’ne devam ettiyse de 1947’de yüksek öğrenimini yarıda bıraktı. Bir süre sigorta prodüktörlüğü yaptı. ‘Zaman’ ve ‘Tanin’ gazetelerinde çevirmen olarak çalıştı. İlk yazısı 1939’da ‘Servet-i fünun-Uyanış’ dergisinde çıktı. 1951’de Sanat Basımevi’ni kurarak matbaacılık yaşamına girdi. Kendi şiir kitaplarını bastı. 1955’te Yuvarlak Masa Yayınları’nı kurdu. İkilikler ve dörtlüklerden oluşan ilk şiirlerinde yoğun bir söyleyiş özelliği göze çarpar. İnsan toplum ilişkilerine yönelik temaları konu edinerek düşündürücü bir şiir evreni kurmuştur. Duygu ve düşünce yoğunluğuyla birlikte, alay ve taşlama şiirine egemen olan öğelerdir. İnsan ilişkilerinin toplumsal ve bireysel yanlarını sen ben ikileminde vermiştir. Çok kullandığı sevgi, ayrılık, ölüm temaları, son dönem şiirlerinde giderek yerini kaçış ve umutsuzluğun tedirginliğine bırakmıştır.Şiirin bir görüşü yansıtması, bir iletisinin olması düşüncesinden yola çıkmıştır. Yuvarlağın Köşeleri kitabında şiirin ve yazarın işlevi konusundaki görüşlerini dile getirmiştir. Batı şiiri ve geleneksel Türk şiirinden yararlanarak verdiği bileşim sanatını zenginleştirip geliştirmiştir.
Kitapları:
Şiir:
Dünya Kaçtı Gözüme (1955),
Sen Sen Sen (1956)
Bir Kapı Önünde (1957)
Yumuşaklıklar Değil (1962)
Nasılsın (1970)
Çiçekleri Yemeyin (1975)
Yalnızlık Paylaşılmaz (1978)
Benden Sonra Mutluluk (ölümünden sonra 1984)Etika:
Yuvarlağın Köşeleri (1961)
Yuvarlağın Köşeleri – 2 (ö.s. 1986)Öykü:
Dün Yağmur Yağacak (ö.s. 1987)Otokopi, deneme:
Özdemir Asaf’ça (ö.s. 1988)Çeviri:
Oscar Wilde-Reading Zindanı Baladı (1968)[/size]
dilaraKatılımcı[size=x-small]FUZULİ :
Türk divan şairi. Hille’de doğduğu sanılmaktadır. Yaşamı konusundaki bilgiler çok azdır. Bağdat’ta Safevi valisi İbrahim Han tarafından korundu. Onun ölümü üzerine tekrar doğduğu kente döndü. Bağdat’ın Kanuni Sultan Süleyman tarafından alınması üzerine padişaha ve yüksek dereceli devlet adamlarına kasideler sunarak dikkati çekti. Kendisine evkaf dairesinden bir maaş bağlandı. Tüm yaşamı Bağdat ve dolaylarında geçti. Mezarı Kerbela’dadır.
Eserlerini Arapça, Türkçe ve Farsça olarak yazdı. Türkçe şiirleri Azeri lehçesi iledir. Yüzyıllar boyunca Türk şiirini, divan, tekke ve saz şairlerini etkiledi. Hemen tüm eserlerinde büyük bir içtenlik, bir lirizm göze çarpar. Aldığı felsefi, sofiyane öğrenim sonucu gazellerinde, özellikle en büyük eseri Leyla ile Mecnun’da ölümsüz aşk üzerine en güzel mısraları vermiştir. Kasidelerinde ise büyük bir özentinin etkisi görülür.ESERLERİ :
Türkçe Divan, Arapça Divan, Leyla ile Mecnun, Bengü Bade, Sohbet-ül Esmar.
KAYNAKLAR :
Fuzuli’nin Dünyası (Cemil Yener), Fuzuli, Hayatı, Sanatı, Şiirleri (Nevzat Yeşirgil), Fuzuli Muhiti, Hayatı ve Şahsiyeti (Dr.Abdülkadir Karahan), Fuzuli Hakkında Bir Bibliyografi Denemesi (Müjgan Cunbur)[/size]
dilaraKatılımcı[size=x-small]Ahmet HAŞİM :
Bağdat’ta doğdu. Fizan Mutasarrıfı Arif Hikmet Bey’in oğludur. Çocukluğu Bağdat’ta geçti. 12 yaşında annesinin ölümü üzerine babasıyla birlikte İstanbul’a geldi. Galatasaray Lisesini bitirdi. Öğretmenlik yaptı. Çeşitli devlet memurluklarında bulundu. Fecr-i Âti topluluğuna katıldı. Şiirleri, Servet-i Fünûn, Âşiyan, Muhit ve Dergâh gibi ünlü dergilerde yayımlandı. Sembolist ve empresyonist etki ve izler taşıyan şiirler yazdı. “Akşam şairi” olarak tanındı.
ESERLERİ:
Şiirleri: Göl Saatleri, Piyale.
Fıkra ve Sohbet:Bize Göre,Gurabahane-i Laklakan
Gezi:Frankfurt Seyahatnamesi[/size]
dilaraKatılımcıAhmed ARİF :
Diyarbakır’da doğdu (1927). Orta öğrenimini Diyarbakır Lisesinde tamamladı. Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe bölümünde öğrenciyken TCK’nin 141. maddesine muhalefette bulunduğu gerekçesiyle tutuklandı (1950). İki yıl sonra aynı savla yargılanarak hüküm giydi, hapiste yattı. Mahkumiyet hayatı iki yıl sürdü. Ankara’ya yerleşerek gazetecilik mesleğini seçti.
Toplumcu gerçek şiirimizin ustalarındandır. Yaşadığı coğrafyanın duyarlılığı ve halk kaynağındaki sesini hiç yitirmeden, lirik, epik ve koçaklama tarzını kusursuz bir kurguyla kullanarak, özgün, tutkulu, müthiş ezgili çağdaş şiirler yazdı. 2 Haziran 1991 tarihinde Ankara’da öldü.
Tek şiir kitabı:
Hasretinden Prangalar Eskittim (1968)
dilaraKatılımcı[size=x-small]Adalet AĞAOĞLU :
Günümüz yazarlarından olan sanatçı Ankara’nın Nallıhan ilçesinde doğdu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Ankara Radyosu’na girerek dramaturgluk, radyo tiyatrosu müdürlüğü, TRT’de program uzmanlığı yaptı. Radyo Dairesi Başkanı iken bu görevinden ayrıldı. Sanat hayatına şiirle başladıysa da bir arkadaşıyla ortak kaleme aldığı “Bir Piyes Yazalım” oyunu, ilk tiyatro denemesi oldu. Çeşitli radyo ve sahne oyunları yazdı.
ESERLERİ :
Romanları : Ölmeye Yatmak, Fikrimin İnce Gülü, Bir Düğün Gecesi, Yaz Sonu, Üç Beş Kişi, Hayır, Ruh Üşümesi.
Hikaye Kitapları : Yüksek Gerilim, Sessizliğin İlk Sesi, Hadi Gidelim, Romantik Bir Viyana Yazı.
Denemeleri : Göç Temizliği, Geçerken, Gece Hayatım.
Oyunları : Evcilik Oyunu, Çatıdaki Çatlak, Tombala, Kendini Yazan Şarkı
Ayrıca diğer oyunlarıyla birlikte, bütün oyunları iki ciltte “Oyunlar” adı ile yayımlanmıştır.
Sanatçı, Üç Oyun(1973) adlı yapıtıyla, Türk Dil Kurumu 1974 Tiyatro Ödülü’nü, Yüksek Gerilim ile 1975 Sait Faik Hikaye Armağanı’nı, Bir Düğün Gecesi romanıyla 1979 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü’nü, 1980 Orhan Kemal Roman Armağanı’nı, 1980 Madaralı Roman Ödülü’nü ve Çok Uzak Fazla Yakın ile de İş Bankası, 1992 Edebiyat Büyük Ödülü’nü kazandı.[/size]
dilaraKatılımcı[size=x-small]Tanzimat edebiyatının ilk nesli olan Şinasi,Ziya Paşa,Namık Kemal’in amaç bakımından gayretleri aşağı yukarı aynıdır. Bu ilk nesil birbiri ardından ve birbirlerini bütünleyen çalışmalarıyla Türkiye’de siyasi Tanzimat devriyle ölçülmeyecek kadar geniş bir aydınlar sınıfı yetiştirmişlerdir. Asıl yaptıkları iş ise Türkçe’nin gelişmesine gösterdikleri çaba olmuştur. Bilhassa Şinasi’nin (1826-1871) çıkarmış olduğu Tasvir-i Efkar gazetesi çevresinde uyandırdığı halkçı dil hareketi ve peşinden gelenlerin getirdiği yeni edebiyat anlayışı bunda önemli bir rol oynamıştır. Aynı zamanda Tanzimat edebiyatının kurucusu sayılan Şinasi şiirde ilk defa eski şekiller içinde yeni kavramları kullanmıştır. Namık Kemal ise daima geniş yankılar uyandıran eserler yazmış,neslinin en gür sesli şairi ve dava adamı olarak görülmüştür.Ziya Paşa divan şiiri geleneğini sürdürmesine rağmen,siyasi ve sosyal düşünceler,halk dilinin yazı dili olmasını savunan fikirleriyle arkadaşlarının ortak ülkülerine katılmıştır.
Tüm bu yapılmak istenenlere rağmen Tanzimatçılar beş asır devam eden divan edebiyatı geleneğinden tam olarak kurtulamamışlardır. Bu ilk neslin genel sanat felsefesi “toplum için,vatan için,hürriyet ve halk için sanat” anlayışı olmuştur.
Tanzimat edebiyatının birinciler kadar kavgacı olmayan ikinci nesli diyebileceğimiz Hamit,Ekrem ve Samipaşazade Sezai gibilere gelince;bunlar ustalarının izinde yürümekle beraber,siyasi ortamın ve devlet yönetimindeki baskının Tanzimat’ın ilk yıllarına oranla ağırlaşması sonucu “Toplum için sanat” felsefesini bırakıp “Sanat için sanat” görüşünü benimsemişlerdir.
Tanzimat Edebiyatının bu iki nesli arasında Namık Kemal,Şinasi,Abdülhak Hamit gibi güçlü temsilcileri yetişmiş olmasına rağmen, o yıllarda son çırpınışlarını gösteren eski edebiyatla,tutunmaya çalışan yeni edebiyat boğuşma halindedir.Bu devirde okuyan ve yazan kitle arasında eski edebiyata bağlı olanlar hala kabarıktır.Buna rağmen yeni neslin görüşleri bilhassa bizim için tamamen yeni olan gazete yazıları,roman,tiyatro,eleştiri gibi nesir çeşitlerinde daha kısa zamanda ve kolayca zafere erişir.[/size]
dilaraKatılımcı[size=x-small]Şu halde divan edebiyatının devam ettiği beş asırlık bir zaman şeridi içinde gerek dil gerek vezin bakımından ayrı, ama halkın benimseyip gönlünde yaşattığı ikinci bir edebiyat ta birlikte yaşamıştır. Hatta yan yana ve iç içe. Ama divan edebiyatı hiçbir zaman ne halktan yana olmuş, ne de halk tarafından kabul edilmiştir. Sarayla halk arasındaki bu zevk ayrılığı yüzyıllarca sürüp gitmiştir.
Bu zümre edebiyatının medrese kültürü ve doğu zevkine bağlılığı yüzünden ne bir Türk nesri meydana gelmiş, ne bir Türk grameri ve sözlüğü ortaya çıkarılmıştır.
Saray ile halk arasındaki bu ikiliğin ve zevk ayrılığının meydana gelmesini Agah Sırrı Levent iki sebebe dayandırmaktadır.1- Türk padişahları gösterişli ve tantanalı saraylara kurulduktan sonra göz kamaştırıcı bir hayat yaşamaya başlamışlardı. Bu görkemli saray hayatında yabancı ve Türk şairler hakanlara sundukları kasidelerle bol ihsanlar elde etmişlerdir. Bunun sonucunda ise halkın içinde yaşayan milli gelenekler bir yana itilerek sarayla halkın arası açılmıştır. Arap ve Fars dillerinin revaç görmesi sonucu Türk dili adeta bir yana itilmiştir.
2- Öğrenimini Arapça yapan medreseler de kültür yönünden halkı ikiye ayırmışlardır.
Bu devirde halkın dilini kullanıp, onun içine kadar inenler sadece görüşlerini yaymak için uğraşan ve bir nevi Anadolu’nun iç aydınlığı diyebileceğimiz tarikat sahipleri ile bölge bölge dolaşarak halk arasında bugün bile etkilerini sürdüren halk şairleri olmuşlardır.[/size]
dilaraKatılımcı[size=x-small]Serbest şiir hızla yayılmış, Asaf Halet Çelebi, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Behçet Necatigil gibi başarılı temsilciler yetişmiştir. Asaf Halet Çelebi bazı şiirlerinde doğu mistisizmi ile tasavvufu birleştirdi. İlk şiirlerinde serbest çağrışımlara yer veren Fazıl Hüsnü Dağlarca, şuur altının karanlık akımlarını ifade eden sembollerle dolu orijinal şiirler yazdı. Behçet Necatigil, şiirlerinde büyük şehir hayatı içinde ezilmiş ve kaybolmuş insanın kırık, karanlık, dolaşık duygularını anlattı. Şiirlerinde ahengi ihmal eden Necatigil, divan şiirinde olduğu gibi, gittikçe derinleşen bir arka planı işlemiştir. 1950 yılından itibaren Türk yazar ve şairlerinin büyük bir kısmı hayat görüşlerini “toplumsal gerçekçilik” adıyla edebiyata uyguladılar. Bu dönemde Batıdan gelen varoluşculuk ve gerçeküstücülük akımları da hayata bakış tarzıyla beraber eserlerinin kompozisyon ve üslubunu da değiştirdi. Son kırk yıllık Türk Edebiyatı Batıdan gelen akımlar, sosyalist dünya görüşü, milli ve dini yaklaşımlar ve çok partili dönemde çeşitlenen politik tercihler doğrultusunda fevkalade çeşitlilik göstermekte, edebiyat çok kere vasıta gibi kullanılmakta ve yeni arayışlar içinde görünmektedir. Kısa zaman içinde büyük şöhret kazanan veya adını pek az duyurabilen yazar ve şairlerin Cumhuriyet terkibi paralelinde kurulmakta olan yeni edebiyat geleneklerine katkıda bulunmakla beraber, bunlar hakkında içinde yaşarken objektif tenkitler yapmak ve edebiyat tarihindeki yerlerinin belirlenmesi mümkün olamamaktadır. Özellikle 1960’lı yıllardan sonra gelişen kadın yazar ve şairlerin sayılarının artmış olması feminist akımın da diğer pek çok akım gibi Türk Edebiyatı içinde yer almasını sağlamıştır. 1850-1986 yılları arasında isimleri en çok duyulan ve okunan roman ve hikayeciler şöyle sıralanabilir : Halide Nusret Zorlutuna, Nihal Atsız, Safiye Erol, Tarık Dursun K., Attila İlhan, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Tarık Buğra, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Firuzan, Adalet Ağaoğlu, Sevgi Soysal, Tomris Uyar, Emine Işınsu, Sevinç Çokum, Selim İleri, Cevat Şakir (Halikarnas Balıkçısı), Bekir Büyükarkın, Necati Cumalı, Haldun taner, Mustafa Kutlu, Muhtar Tevfikoğlu, Bahaettin Özkişi, Durali Yılmaz, Rasim Özdenören, Şevket Bulut.
Bu dönemin şairleri: Behçet Kemal Çağlar, Necati Cumalı, Ümit yaşar Oğuzcan, Bekir Sıtkı Erdoğan, Atilla İlhan, Yavuz Bülent Bakiler, Mehmet Çınarlı, Mustafa Necati Karaer, Munis Faik Ozansoy, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, İlhan Geçer, İlhan Geçer, Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Turgut Uyar, Sezai Karakoç, Bahaettin Karakoç’tur.[/size]
dilaraKatılımcı[size=x-small]Genç yaşında Rusya’ya giden ve oradan Marksist ve materyalist bir inançla dönen Nazım Hikmet Ran (1902-1963) Türkçe’nin estetiğini Mayakovski tesirleri taşıyan yeni bir tarzda kullanarak ihtilalci şiirler yazdı. 1960’lı yıllardan sonra Türk Edebiyatı içinde yaygınlaşan sosyalist akımının başlangıcı bu şiirler oldu. Ahmet Muhip Dıranas şiiri tamamen estetik olarak kabul eden şairlerdendir. Aynı nesilden olan Arif Nihat Asya (1904-1976) üslup ve ruh yönünden zenginliğini şiirlerine aksettiren orijinal bir şairdir. Türk Edebiyatında küçük klasik hikaye yazma geleneğinin kurucusu ve en başarılı temsilcisi olan Ömer Seyfettin’in (1884-1920) hikaye kitapları 144 baskı yaparken kendisi en çok okunan yazar oldu. Sait Faik Abasıyanık (1906-1948) ve Sabahattin Ali’nin 1935 yılından sonra yayınladıkları hikayeler, birbirinden farklı iki yeni çığır açtı. Sait Faik, konuları İstanbul’da geçen ve şahsi izlenimlerine dayanan şiir duygusuyla dolu hikayeler yazdı. Materyalist bir dünya görüşüne sahip olan Sabahattin Ali, dış tasvirlere ve sade olaylara fazla önem veren hikayeler yazdı. Bu iki yazarla birlikte 1960’lı yıllardan sonra yoğunlaşan günlük hayat ve olayların, düşünce ve beklentilerin edebiyata akması başladı. 1940-1945 yılları arasında Türkiye II. Dünya Savaşına katılmamakla birlikte, siyasi,sosyal,kültürel bakımdan büyük değişikliklere uğradı. İdeolojik yönden Nazizm ve Faşizme karşı açılmış olan bu savaş bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de batılı demokrasiye ve sosyalist akımlara üstünlük sağladı. Türkiye, bu yeni kuvvetler dengesi içinde Tanzimat’tan beri yöneldiği Batı medeniyetini ve örnek aldığı, Batı demokrasisini tercih etti. Demokrasiye bağlı hürriyet ve tenkitle beraber sosyalist ve Marksist görüşler de Türkiye’ye girdi. Şiirlerini 1941 yılında Garip adlı kitapta toplayan Orhan Veli Kanık’a ve onunla aynı tarzı paylaşan Melih Cevdet Andan ve Oktay Rıfat, Garipçiler adıyla anıldılar ve Türk şiirlerinde yeni bir akım meydana getirdiler. Bu akımın esası, şiiri öteden beri vazgeçilmez unsurlar sayılan vezin, kafiye ve benzetmelerden sıyırarak, duyuların yalın ifadesi haline getirmekti. Orhan Veli, bu tarzda yazdığı başarılı şiirlerle kendisinden sonrakileri büyük ölçüde etkiledi. Cahit Sıtkı Tarancı (1910-1956) aynı sadeliği vezin ve kafiyeyi kullanarak sağladı. Tarancı mısra içindeki belirli durakları kaldırarak veya değiştirerek hece vezninde yenilik yaptı. Bu neslin dünya görüşü Andre Gide’in tesiri ile varlık ötesi geçmiş ve gelecek tasavvurları olmaksızın anlık duyumlara dayanıyordu. Sait Faik’in eserleri de dahil olmak üzere bu grubun eserlerinde yaşama sevinci hakimdir.[/size]
dilaraKatılımcı[size=x-small]Cumhuriyet rejimi ve bu devirde meydana getirilen sosyal ve iktisadi müesseseler üstünde başlarında büyük Türk sosyolog ve düşünürü Ziya Gökalp’in bulunduğu Türkçü ve Milliyetçi münevver zümre etkili oldu. Gökalp’in Türkiye ve Türkler için şekillendirdiği düşünceler başta Atatürk olmak üzere, Cumhuriyeti kuran birinci neslin dünya görüşünün kaynağını teşkil etti. 1880 yıllarından sonra doğan, II. Meşrutiyeti, Balkan savaşını ve Kurtuluş savaşını gören ve modern Türkiye Cumhuriyetinin aydın tabakasını meydana getiren nesil, felaketlerle olgunlaşmış ve zenginleşmiş hayat tecrübesine sahiptir. Halka ulaşabilmek ve onunla bütünleşebilmek için onun dilini kullanmak gerektiğine bu nesilden yazarlar eserlerinde konuşma dilini kullandılar. Halk dilini kullanırken gençlik yıllarında hayran oldukları Edebiyat-ı Cedide (Yeni Edebiyat) yazarlarının ince zevkini günlük dile aktardılar. Genç Kalemler Dergisinde başlayan bu çalışmalar başlangıçta Edebiyat-ı Cedide topluluğunda yer alan ve II. Meşrutiyet devrinde Türkçülük akımına katılan Ahmet Hikmet Müftüoğlu devrinin ilk dönem şairleri Türkçülerin yaygınlaştırdığı sade dil ve hece veznini kullandılar. Memleket gerçekleri ve bir ölçüde günlük hayat şiir konuları arasına girdi. Mütareke yıllarında şöhret kazanan hececiler, Orhan Seyfi Orhon (1890-1972) ve Yusuf Ziya Ortaç’dan (1896-1967) sonra yetişen Faruk Nafiz Çamlıbel (1898-1973) ile Kemalettin Kamu (1901-1948) Anadolu’yu ve vasat insan tipini şiire soktular. Hece vezni ile serbest tarzda şiirler yazan Enis Behiç Koryürek’in (1892-1949) şiirleri tarihi ve milli heyecanları yansıtır. Kendine has üslubu, vatan, coğrafya ve tarihini İstanbul dekoruyla canlandıran Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958) hem şiirde hem de nesirde çok başarılı örnekler veren çok yönlü bir edebiyatçıdır.[/size]
dilaraKatılımcı[size=x-small]Türk milletine mensup olma şuuru, tarih içinde devamlılık düşüncesi, kendi kalarak Batılılaşma inancı, 1911-1923 yılları arasındaki akımın temelleridir. Bu dönemin bariz özelliği, Türk Romantizminin edebi tezahürlerini göstermesidir. Adını 1912’den itibaren duyurmakla beraber asıl şöhretini Milli Mücadele Devrinde kazanan Yahya Kemal Beyatlı, ölümüne kadar saf şiir peşinde koşmuş bir mısra kuyumcusudur. İslamcı şair olarak tanınan, başta İstanbul’da olmak üzere çeşitli şehir ve ülkelerin geri kalmışlığını, çaresizliğini, aydınların yabancı amacını anlatan Mehmet Akif Ersoy’un Safahat (Safhalar) adlı şiir kitabı hem aydınlar hem de geniş halk yığınları üzerinde büyük etki yapmıştır. Gerek Mehmet Akif Ersoy gerekse Yahya Kemal Beyatlı şiir dili ile konuşma dili arasındaki uzlaşmalığı ve Türk diline zor uyan aruzun engellerini ortadan kaldırıp yaşayan Türkçe ile başarılı şiirler yazmışlardır. Yahya Kemal Beyatlı sadece bir şair olarak değil, medeniyet ve kültür araştırıcılığı, çok çeşitli fikri ve edebi zenginlikleri şahsında toplamış, sohbetleri ile çığır açmış bir edebiyatçı olarak da tanınır. Birinci Dünya Savaşı ve Türk Kurtuluş savaşından sonra Türkiye’de meydana gelen en önemli olay, tarihe karışan Osmanlı Devletiyle birlikte, onun dayandığı müesseseler, sosyal tabaka, hayat felsefesi, dil ve üslubun ortadan kalkarak, yeni bir rejime, zihniyete ve sosyal düzene dayanan yeni bir devletin kurulmasıdır. Cumhuriyet devri, halk iradesine dayanan parlamento rejimini getirdi. Bu rejimi kuran ilk nesil, Kurtuluş savaşını kazanan subaylar, İkinci Meşrutiyet devrinde yetişen münevverlerdir. Hem büyük bir kumandan hem de kültür ve medeniyet konularında ileri görüşlü olan Mustafa Kemal Atatürk,bu münevverlerle birlikte Türkiye’nin sosyal, iktisadi ve kültürel yapısını değiştiren inkılapları gerçekleştirdi. Cumhuriyet devri edebiyatının ilk dönem eserleri bu siyasi, sosyal ve kültürel çerçevenin etkilerini taşır. Cumhuriyet kuruluşunu hazırlayan milliyetçilik ideolojisi içinde doğan Milli Edebiyat akımı Cumhuriyetin ilk yıllarında en olgun eserlerini verdi.[/size]
dilaraKatılımcı[size=x-small]3. YENİ TÜRKÇE DEVRESİ :
11. asrın yeni yazı dillerinin meydana gelme temayülü göstermeye başladığı Orta Türkçe devresini açıklarken işaret etmiştik. 13. asır sonlarına doğru, Doğu ve Batı Türkçe arasında yeni ve birbirinden farklı yazı dilleri meydana gelemeye başlamıştır. Doğu Türkçesi, Eski Türkçe’nin ve Karahanlı Türkçesi’nin bir devamı olarak ortaya çıkmıştır. Doğu Türkçesi, Orta Asya müşterek Türkçesi demektir. Batı Türkçesi, Oğuz Türkleri’nin konuşma diline dayanmaktadır. 13. asırdan itibaren yazı dili olarak kullanılmıştır. Batı Türkçesi iki koldan gelişmiştir. Bunları Osmanlı Türkçesi ve Azerî Türkçesi kabul edebiliriz. Bunlar arsındaki fark 15. asrın sonlarında görülmüştür. Daha önce her iki yazı dili de aynı özellikleri taşımıştır. Doğu Türkçesi’nin bir de Kuzey kolu vardır. 15. asra kadar devam etmiştir. Doğu Türkçesi ile ilgili Kuzey Türkçesi’ni Kıpçak Türkleri’nin kullandıkları yazı dili oluşturmuştur. Kıpçak Türkçesi mahsullerine, Kuzey Afrika’da ve Mısır’da rastlanmaktadır. Daha sonra Kıpçakça, Oğuzca unsurlar alarak Batı Türkçesi ile birleşmiştir. Çağatayca öncesi, Doğu Türkçesi adı da verilmektedir. Çağatay Türkçesi 15. asırda edebiyat dili olarak Ali Şîr Nevaî tarafından kurulmuştur. 16. asırda Babür Şah Çağatay Türkçesi’nin büyük temsilcisidir. 17. asırda da Çağatay Türkçesi ile yazılmış bâzı eserler bulunmaktadır. Çağatay Türkçesi’nin yerine Özbek yazı dili gelmiştir. Kuzey Türkçesi olarak Kıpçak Türkçesi’nden sonra Kırım ve Kazan Türkçesi’nin devam ettiğini görüyoruz. Batı Türkçesi iki koldan gelişmiş ve böylece bir edebiyat oluşmuştur. Osmanlı; Türkiye Türkçesi’nin tarihî devresini teşkil etmiştir.
Bugün yeni Türkiye Türkçesi kullanılmıştır. Azerî Türkçesi ise Kuzey ve Güney olmak üzere iki kolda gelişmiştir. Doğu Anadolu halk ağızları lehçe itibari ile Azeri Türkçesi’ne yakındır. Böylece Teni Türkçe devresi 13. asırdan 1908’e kadar gelmiştir. Bunun kolları Osmanlı ve Azerî Türkçesi, Çağatay öncesi ve Çağatayca, Kıpçak Türkçesi ve Kazan Türkçesi’dir. Yeni Türkçe devresi bugünkü modern hâlini almıştır.[/size]
dilaraKatılımcı[size=x-small]2. ORTA TÜRKÇE DEVRESİ :
Bu devrede gerek Türk dilinde, gerek Türk kültüründe önemli değişmeler olmuştur. 10. asırda İslâmiyet resmen kabul edilmiş ve yazı olarak Arap harfleri alınmıştır. Bu devrede Karahanlı devletinin bulunması dolayısıyla Karahanlı Türkçesi de denmektedir. İslâmiyet’ten sonraki Türk edebiyatının ilk eseri Kutadgu Bilig’dir.
11. asırda yeni yazı dillerinin meydana gelem temayülü gösterdiği bir çağdır. Eski Türkçe devresindeki yazı dilinin ve bunun son safhası olan Uygur Türkçesi’nin bir devamı sayılmakla beraber zamanında Hakaniye Türkçesi diye adlandırılan Karahanlı Türkçesi, Doğu Türkçesi yazı dilinin başlangıcı olarak da kabul edilmektedir. Doğu, Batı ve Kuzey Türkçeleri olarak 13. asırdan itibaren ortaya çıkmaya başlayan yeni yazı dilleri devresi ile Eski Türkçe devresi arasındaki bu döneme; Orta Türkçe devresi veya geçiş devresi denmektedir.[/size]
- YazarYazılar
