Oluşturulan forum yanıtları
- YazarYazılar
-
Hakan ARIKatılımcıpaylaşımın için teşekkürler. açık ve öz bir anlatım olmuş. :bravo::bravo::flowers:
Hakan ARIKatılımcıhep beraber, loy loy loy loy hep beraber…
kendimi böyle statda gibi hissettim biraz önce galatasaray kadrosunu izledim şimdide birlik beraberlik denince
hemen havaya girdim:) :laugh:
Hakan ARIKatılımcıfener kadrosu kadar olmasada idare eder bir kadroları var…
Hakan ARIKatılımcıgüsel resimler. lilly kendini şanslı hissetmeli 24 saat doktor kontrolünde yaşıyor…
Hakan ARIKatılımcıYÜZEN CİSİMLER VE IŞIK ÇAKMALARI
Birçok kişinin görme alanlarında gördükleri hareketli, küçük noktacıklara yüzen cisimler denir. Sıklıkla duvar yada gökyüzü gibi düz bir zemine bakarken görülürler. Yüzen cisimler çok zaman önce Romalılar zamanında uçan sinekler (“muscae volitantes”) olarak tanımlanmıştır.
Yüzen cisimler, göz boşluğunu dolduran, jelatine benzer berrak bir sıvı olan vitreus içindeki küçük jel kümeleridir. Gözün önünde gibi görünseler de aslında gözün içindeki sıvıda yüzmektedirler ve retina tarafından gölge olarak görülürler (Retina: Gözün ışığa duyarlı iç tabakası).
İster küçük nokta, daire, çizgi şeklinde ister örümcek ağı şeklinde olsun yüzen cisimlerin ortaya çıkması, özellikle aniden gelişirlerse çok endişeye sebep olabilirler. Bununla birlikte bunlar genellikle önemsizdirler ve yaşlanmayı gösterirler. Vitreus jeli zamanla büzülür, retinadan ayrılır ve yüzen cisimlere sebep olur. Bu özellik miyoplarda daha sık görülür.
Yüzen cisimler önemli midir? Vitreus jeli ayrıldığı sırada retina yırtılabilir. Bazen gözün içinde az miktarda kanamaya sebep olur ve yeni yüzen cisim grupları şeklinde görülür. Eğer bu yırtık retina dekolmanı haline gelirse çok önemlidir. Nadiren göziçi inflamasyonları ve vitreus içinde oluşan kristale benzer birikintiler de yüzen cisimcikleri yaparlar.
Göz doktoru tarafından muayene edilmedikçe, yüzen cisimlerin tehlikeli olup olmadığına karar verilemez. Aniden ortaya çıkan yüzen cisimlerin yada ışık çakmalarının göz doktoru tarafından değerlendirilmesi gerekir.
Yüzen cisimlere ne yapılabilir? Yüzen cisimler bazan özellikle okurken görmeyi etkileyebilir ve çok rahatsız edici olabilir. Eğer yüzen cisim tam görme çizginizin üzerindeyse, yapılacak en iyi şey gözlerinizi hareket ettirmektir. “Böylece sıvı girdap yapar ve yüzen cisim görme ekseninin dışına çıkar. Yukarı-aşağı bakmak gözün içinde değişik akıntılar oluşturur ve yüzen cisimler yer değiştiririr.
IŞIK ÇAKMASININ SEBEBİ NEDİR?
Gözün içini dolduran vitreus jeli bazen retinayı çeker. Bu çekme gerçekte bir ışık olmadığı halde ışık çakmaları yada ışık çizgileri görmeye sebep olur. Aynı şey, göze vurulduğu zaman “yıldız” görüldüğünde de olur.
Vitreus ayrılması jeli retinadan uzağa çektiği zaman birkaç hafta ışık çakması görülüp kaybolabilir. Bu, yaşlandıkça sık olarak meydana gelir ve genellikle endişelenmek gerekmez. Bazı nadir durumlarda, ışık çakmaları çok sayıda yeni yüzen cisimlerle ve hatta görme alanının bir kısmının kararmasıyla birliktedir. Böyle bir durumda retina yırtığı ya da dekolmanı gelişip gelişmediğini belirlemek için hemen göz doktoruna muayene olmak gerekir.
Her iki gözde zigzag çizgi ya da “ısı dalgaları” şeklinde görülen ve 10-20 dak. süren ışık çakmaları genellikle beyindeki kan damarlarının spazmına bağlı olarak ortaya çıkan migrendir. Eğer bunu başağrısı izlerse buna migren başağrısı denir. Bununla birlikte bunlar başağrısı olmadan da görülebilir. Bu durumda bu ışık çakmalarına oftalmik migren ya da başağrısız migren adı verilir.
Işık çakması ya da yüzen cisim varsa gözler muayene edilmeli midir? Yüzen cisimler yada ışık çakmaları genellikle ciddi bir göz problemini göstermez. Eğer çok sayıda olursa ya da belli bir zaman içinde daha kötüleşirse, göz doktoru tarafından muayene önerilir. Muayenede retina ve vitreus jeli dikkatle incelenir. Bu muayeneyi iyi yapabilmek için eğitim ve tecrübe önemlidir.
Not: Söz konusu olan sizin görmenizdir. Gözlerinizin mümkün olan en iyi bakıma hakları vardır.
Prof.Dr.Ahmet Gücükoğlu
IÜ İstanbul Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları AD.
Hakan ARIKatılımcıArpacık
İki türü vardır.
Dış Arpacık: Gözkapağının dışında kirpiklere bağlı yağ bezleri vardır. Bunlar, gözün yüzeyini koruyan yağı salgılarlar. Bazen salgı bezi kanalı tıkanır ve içerde kalan bakteriler “dış” arpacığa neden olurlar.İç Arpacık:Gözkapağının içinde de, “meibom bezleri” denen bir dizi bez vardır. Bunlar da yağ bezleridir,gözkapağının arka yüzüne açılırlar. Burada oluşan bir tıkanıklık ve enfeksiyon “iç” arpacığa neden olur.
Kimlerde daha sık görülür:Kuru ciltlilerde ve egzamaya eğilimi olanlarda daha sık gözlenir.Çünkü arpacık sıklıkla kepek ve pullanma etkisiyle oluşur.Ama her bedensel durum gibi arpacık da direncin düşük olmasında kendini gösterir.
Belirtileri:Birkaç gün öncesinde
-kaşıntı ve batma hissi olarak kendini gösterir.
Daha sonra,
-ağrı
-şişlik
-ışığa hassasiyet
-göz sulanması
-göz kapağında kırmızı ,içi irin dolu bir kabarcık
-iç arpacıkta bu, göz kapağında bir çıkıntı olarak görülür (kapak dışa çevrildiğinde irinli kabarcık görülebilir.ve dış arpacıktan daha ağrılıdır)Tedavisi:-Erken dönemde:Her iki türde deeğer tanı,irin dolu kabarcık oluşumunu tamamlamadan önce konulabilirse ; damlalar ya da antibiyotikli merhemlerle oluşumu önlenebilir.
-Geç dönemde:Bu dönemde arpacık oluşumunu tamamlamış ve ağızlaşmıştır.Antibiyotikler etkisiz kalacağından, tek çözüm; oluşan iltihabın boşalmasını sağlamaktır.
-Sıcak kompres:Kan akımını hızlandırarak enfeksiyonun iyileşmesini kolaylaştırır.Gözkapağını yumuşatır.Ağrıyı azaltır.
-Arpacık dış kapaktaysa,yerleştiği kıl kökü kolayca fark edilir.Kirpik bir cımbızla alınırsa,arpacık kendiliğinden boşalır,ağrı ve şişlik azalır.
-İç Arpacığın geç dönem tedavisi daha zordur:İç kapakta kalan enfekte oluşum dışarı açılmaya çalışır.Ama göz kapağını delip çıkması mümkün değildir.Sonunda olağanüstü vücut savunmamızın, olağanüstü işleyişiyle akyuvarlar enfeksiyonun üstesinden gelir.Belirtiler ortadan kalktıktan sonra geride,mikropsuz bir iltihap kisti kalır.Göz kapağının altında,küçük bir ağrısız kitle olarak kalır.İstenirse lokal anestezi yardımıyla küçük bir cerrahi girişimle alınabilir.
Nasıl önüne geçilir:
-Ellerin sık sık yıkanması
-Gözlerin ovuşturulmaması
-Kepeklenmenin önlenmesiGözün kırma kusurlarıGözün kırma kusurları Miyop, Hipermetrop, Astigmat, Presbiyopi hastalıklarıdır.
Miyop:
Korneanın bombeliğinin fazla öne doğru olması ya da göz boyunun normalden uzun olması sonucu,kornea ve göz merceğinde kırılan ışık ışını tam olarak retina üzerinde değil,retina önünde odaklaşır .Yani görüntü retina önünde oluşur bu da uzaktaki cisimlerin net olarak görülememesine neden olur.Tedavi:Gözlük,kontakt lens kullanılarak giderilebildiği gibi doktorun tavsiyesi ve hastanın tercihine göre ileri lazer teknolojisiyle de düzeltilebilir.
Hipermetrop:
Korneanın bombeliğinin öne doğru az olması ya da göz boyunun normalden kısa olması nedeniyle,kırılan ışık ışınları retinanın üzerinde değil,arkasında odaklaşır.Yani görüntü retina arkasında oluşur.Bu da yakındaki cisimlerin net görülememesine neden olur.Tedavi:Gözlük,kontakt lens kullanılarak giderilebildiği gibi doktorun tavsiyesi ve hastanın tercihine göre ileri lazer teknolojisiyle de düzeltilebilir.
Astigmat:
Net bir görüş;pürüzsüz ve her eksende aynı kaviste bir korneayla mümkündür.Kornea nın belli bir eksende daha fazla ya da daha az kavisli olması ışık ışınlarının, her yönde aynı derecede kırılmamasına neden olur.Bu da astigmat dediğimiz göz kusuruna neden olur.Astigmatta;görüntünün bir kısmı retina önünde,bir kısmı retina üzerinde,bir kısmı da retina arkasında oluşur.Bu durum baş ve göz ağrılarına yol açabilir.Tedavi:Gözlük,kontakt lens kullanılarak giderilebildiği gibi doktorun tavsiyesi ve hastanın tercihine göre ileri lazer teknolojisiyle de düzeltilebilir.
Presbiyopi:
Sağlıklı bir gözde,uzağa bakarken göz merceğine çok iş düşmez.Ama yakına bakarken,göz merceğinin bombeliği artıp azalarak,yani zoom yaparak normal bir görüş sağlanır.Presbiyopi ; yaşın ilerlemesiyle ortaya çıkan , göz merceğinin bu esnekliğinin azalması ve zoom yeteneğini kaybetmesi durumudur.Bunun sonucu olarak kişi yakını net göremez.40 yaşından itibaren okuma güçlüğüyle kendini gösteren bu rahatsızlık,yaşın ilerlemesiyle gittikçe artar.Tedavi:Piresbiyopi,yaşamımızın doğal sürecinin bir sonucudur.Bu nedenle miyop,hipermetrop ve astigmat gibi lazer ile tedavisi söz konusu değildir. Gözlükle düzeltilir.Presbiyopi,’okuma gözlüğü’ kavramının hayatımıza girişinden sorumludur.
Göz Yorgunluğu
Gözlerimizde fazla bilgisayar kullanımı sonucu oluşan CVS modern bir hastalık olarak karşımıza çıkıyor. Bilgisayara bağlılığımız artıkça; bel, sırt ağrıları, boyun bölgesinde rahatsızlıklar ve gözlerimizde CVS (göz yorgunluğu rahatsızlığı) hastalığı ile karşılaşabiliriz. Bunun nedenleri arasında en genel belirti bilgisayar ekranının televizyon ekranı gibi somut görüntü vermemesidir. Bilgisayar ekranlarında pixell denilen küçük noktalar bulunmaktadır. Gözlerimizin pixellerden oluşan bu görüntüleri hafızada kayıtlı tutabilmesi için normalden çok daha fazla çalışması gerekmektedir. Bütün bu açıklamalara rağmen bilgisayar ekranlarının her hangi bir göz bozukluğuna yol açtığı henüz ispat edilmemiştir. Genelde çok fazla kitap okumanın ya da küçük ve ayrıntılı el işlerinin göz bozukluğuna neden olduğunu düşünülmektedir. Fakat uzmanlar bununla ilgili kesin bir kanıt bulamamışlardır.Göz yorgunluğuna bağlı başağrısı olur mu?
Uzun süreli gözlerin kullanımı her türlü başağrısını artırır, fakat göz yorgunluğuna bağlı başağrısı ancak gözlerin çok uzun süre kullanımından sonra ortaya çıkar. Başağrıları sıklıkla gözde problem var gibi belirti verdiği için kronik başağrısı çeken kişiler bir göz muayenesinden geçmeyi tercih ederler. Göz ağrılarının nadiren göz hastalığı veya gözlüğe ihtiyaçtan kaynaklanmasına rağmen göz doktoru da başağrısının sebebini bulma konusunda yardımcı olabilir. Göz hastalığı varsa tanısı konur ve göz doktorunuz tarafından tedavisi planlanır. Başağrısının sık olmayan bir sebebi varsa daha ileri tetkik ve uygun uzmana sevk gerekebilir. Başağrısı yaygın bir problem olduğu için, kronik ve tekrarlayan başağrısı olduğunda detaylı bir muayeneden geçirilmeniz önerilir. Bazı olgularda göz muayenesi olmak da gerekebilir. Başağrısı olduğunda glokomdan fazla şüphelenilmez, çünki ani yükselen göziçi basıncı daha çok gözde ağrı yapar.Uzaktan ve yakından bir noktaya odaklanmanın zorlaşması Gözlerin kuruması ve kızarması Göz yorgunluğu Belirli bir dinlenme süresi sonucunda geçen baş ağrısı Kontak lens kullananlarda lenslerin rahatsız etmeye başlaması. Boyun, omuz ve sırt bölgesinde oluşan ağrılar. Böyle bir durumda mutlaka bir doktora danışmamız; doktorumuza çalışma ortamımız, iş alışkanlıklarımız ve gözümüzdeki belirtilerle ilgili ayrıntılı bilgi vermemiz önerilmektedir.
Bazı Öneriler:
Eğer gözlük kullanıyorsanız sizin için doğru gözlük olup olmadığını kontrol edin. Gözünüzün kurumasına izin vermeyin ve sürekli olarak kırpın. Ara sıra ekrandan farklı bir yere bakarak konsantre olmaya çalışın. Ekrana yakın oturmayın. Monitörünüzü göz seviyenizden aşağı şekilde yerleştirin.Ekranınızın renk ve parlaklığını ayarlayın ve öyle kullanın.Çok parlak ve göz alıcı olmamasına dikkat edin. Sık sık oturuş pozisyonunuzu kontrol edin. Dik oturun.Katarakt
Kataraktın kelime anlamı “hızla aşağı doğru akan su” ya da başka bir deyimle “çağlayan” dır. Bu benzetmenin ilk kullanımı 11. yüzyıla kadar dayanmakta olup, arapça aynı anlama gelen “nuzul-el-ma” kelimesinin latince ifade edilmesiyle ortaya çıkmıştır, halkımız arasında da yine aynı benzerlikten dolayı “ak su” ifadesi kullanılmaktadır.
Katarakt hastalığı, saydam olan göz merceğinin bu saydamlığını yitirmesi ve gözbebeğinden normalde alınan siyah reflenin, yerini opak-beyaz refleye bırakması ile karakterizedir. Tarih boyunca, bu beyaz refle, hızla akan suyun aldığı renge benzetilerek “katarakt” terimi kullanılmıştır, halen de tüm dünyada aynı ortak bir terim kullanılmaktadır.Kataraktla birlikte renkler canlılığını kaybeder, görme azalır : Bulanıklaşan göz merceği, dışarıdan gelen ışıkların göz içine, görme noktasına ulaşmasını engeller, böylelikle kataraktlı hastalarda görme bulanıklaşır ve görme kalitesi düşer. Başlangıçta kataraktlı hastaların görmeleri henüz belirgin olarak azalmasa da dünyayı daha soluk ve cansız görürler. Başka bir deyişle katarakt gelişimi ile dünyaya açılan pencelerimize yavaş yavaş bulanık bir perde inmektedir. Diğer belirtiler ise özellikle aydınlık ortamlarda gözlerde kamaşma, gözlük numaralarında hızla değişme şeklinde özetlenebilir.
Yaşlılık kataraktında bir yandan görme bulanırken, diğer yandan da özellikle mavi renkte azalma, sarı renkte artma şeklindeki renk görme bozukluğunu görmekteyizYaşamının ileri yıllarında, gelişen kataraktına bağlı olarak, ünlü ressam Van Gogh’un resimlerinde de sarı hakimiyetini dikkat çekicidir
Diabetik kataraktta ise, loş ortamda normale yakın görmeye karşın ışıklı ortamda azalan ve ışıkların etrafında halolar görmeyle karakterize görme yakınması belirgindir. Bu kişiler araç kullanırken, otomobil farlarından fazlaca etkilenirler. Bazen bu yakınma, normal oda aydınlatmasında ve loş ortamda iyi görebilen bir araç sürücüsü için ameliyat nedeni olabilir.Diabetik kataraktta özellikle ışıklı cisimlere bakarken ortaya çıkan görme bozukluğu dikkat çekicidir. Katarakt gelişimini önlemek mümkün mü?
Katarakta neden olabilecek pek çok hastalık, ilaç ve çevresel faktör mevcuttur. Ancak, katarakt gelişiminin en önemli nedeni yaşın ilerlemesidir. İlerleyen yaş, nasıl bazı insanları diğerlerinden daha erken ve daha fazla etkiliyorsa, katarakt da bazı insanlarda daha erken ve belirgin olarak ortaya çıkar, ama yaşlanma önlenemedikçe, kataraktın da önlenmesi mümkün görünmemektedir. Günümüzde henüz katarakt gelişimini engelleyecek veya bulanıklaşan lensi tekrar saydamlaştıracak tedavi yöntemi bulunamamıştır.Diabetik kişilerde katarakt iki kat sık görülür
Bazı hastalıklarda, özellikle de “Diabet”te katarakt sıklığı artmaktadır. Diabetli hastalarda hem yaşa bağlı katarakt daha erken ortaya çıkmakta, hem de yaşlılık kataraktından çok daha erken yaşlarda diabete bağlı katarakt görülmektedir. Diabetli hastalarda hastalık süresi, kan şekeri kontrolü ve yaş, katarakt gelişiminde etkilidir. Gelişiminde çok sayıda faktörün etkili olduğu kataraktın, önlenmesi de buna bağlı olarak güçleşmektedir. Ancak, diabet hastalarında iyi kan şekeri kontrolü kataraktın ilerlemesini yavaşlatabilir.Kataraktın tedavisi ameliyattır
Oldukça sık görülen bir hastalık olduğundan, katarakt ameliyatının tarihçesi de milattan önce 2000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Yani 4.000 yıl önce de katarakt ameliyatı yapılıyordu. Tarih kitaplarında ilk katarakt ameliyatının Babil’de, bulanıklaşan göz merceğinin göze uygulanan bir darbe ile göz içine düşürülmesi şeklinde yapıldığı bildirilmektedir. Bulanıklaşan ve bağları güçsüzleşen mercek, gözün içine (vitreusa) düşürülerek, görme hattında yarattığı bulanıklık ortadan kaldırılıyordu. Yüzyıllarca bu ilkel, ancak başarılı teknik kullanıldıktan sonra 1747’de, yani bilinen ilk katarakt ameliyatından 3750 yıl sonra, daha modern bir teknik geliştirilmiş, bulanıklaşan mercek, göziçine düşürülmek yerine gözün dışına alınmaya başlanmıştır. Alınan merceğin yerine, bir başka mercek konulmadığı için, katarakt ameliyatı olan hastalar 1950’li yıllara kadar çok kalın camlı (10-13 dioptri) gözlüklere ihtiyaç duymuşlardır. İkinci dünya savaşında İngiliz savaş uçaklarının gölgeliklerinin yapımında kullanılan plastiğin, çatışmalar sırasında pilotların gözüne kaçtığı ve gözde yabancı cisim reaksiyonu yaratmadığı gözlenmiş, ilk göz içi merceği fikri bu şekilde doğmuştur. 1990’lı yıllara kadar, sert göz içi mercekleri başarıyla uygulanmış, son yıllarda katlanabilen (yumuşak) merceklerin geliştirilmesiyle günümüzdeki modern ameliyat tekniklerine ulaşılmıştır. Göziçi mercekleri, diğer organ protezlerinin aksine, bir daha değiştirilmesine gerek olmamak üzere, göziçine yerleştirilmekte, kişinin eskitemeyeceği kadar uzun süre yerinde kalmaktadır.En konforlu ameliyat !
Sadece göz damlası ile sağlanan anesteziyi takiben dikiş gerektirmeyecek kadar küçük bir kesiden göz içine girilmekte, bulanıklaşan mercek ultrasonik ses dalgaları ile temizlenmekte ve yerine hasta için uygun göz içi lensi takılmaktadır. Ameliyat öncesi yapılan ölçümler sayesinde her bireyin ihtiyacı olan lens gücü belirlenmekte, bu sayede ameliyat sonrası gözlük ihtiyacı da en aza indirilmekte, hastanın beklentileri de göz önüne alınarak ideal gözlük numarasının elde edilmesi mümkün olmaktadır. Bu gelişmeler ve elde edilen başarılı sonuçlar dikkate alındığında katarakt ameliyatının en konforlu cerrahi girişim olduğu ortaya çıkmaktadır. Her görme azlığının tek nedeni katarakt olamayacağından, kişinin bu ameliyattan ne kadar yarar göreceği, ameliyat öncesi muayenelerle değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme, kataraktı bembeyaz hale gelmemiş, yani henüz gözdibi muayenesi yapılabilen olgularda % 100’e varan güvenilirliktedir.Ameliyat kalitesinin artması ile paralel olarak, ameliyat zamanlaması da değişmiştir. Bugün katarakt ameliyatının zamanı, hastanın ihtiyaç duyduğu andır. Kişinin günlük aktivitesi, mesleki özellikleri dikkate alınarak hekim ile hasta birlikte ameliyat zamanını belirlemelidir. Net görmenin önemli olduğu mesleklerde kataraktın çok erken evrelerinde ameliyat yapılarak, görme kalitesini artırmak mümkündür.
Katarakt tekrar eder mi ?
Başarılı bir katarakt ameliyatından sonra kişide tekrar katarakt gelişmesi mümkün değildir. Çünkü kişinin opaklaşan merceği alınmış, yerine yapay bir mercek konulmuştur. Ancak, katarakt ameliyatı geçirmiş kişilerde, yapay merceği yerleştirdiğimiz yer, doğal mercek zarına (kapsülüne) ait ceptir. Bu zar (doğal merceğin kapsülü) zamanla opaklaşabilir ve hasta katarakt ameliyatından önceki gibi bulanık-mat görmeye, ışıkların etrafında halolar görmeye başlayabilir. Bu durumda, aynen bir göz muayenesi olur gibi, lazer bağlantılı biomikroskopa yüzünü yerleştiren hasta, tamamen ağrısız olmak üzere, opaklaşmış lens kapsülünün merkezinde yaratılan açıklıkla, önceki iyi görmesine kavuşturulur.Diabetli hastaların yarısı hayatında bir kez ameliyat olmaktadır ve katarakt ameliyatı yapılan hastaların %10’unu diabetliler oluşturmaktadır. Lokal anestezi, diabetik olguların da sistemik durumlarına bağlı herhangi bir kısıtlama olmaksızın ameliyat olabilmelerine imkan sağlamaktadır. Bazen hastaların görme ihtiyaçları, bazen diabetik retinopatinin takibi ve laser fotokoagülasyon ile tedavisi için katarakt ameliyatı kaçınılmazdır. Ancak modern teknolojinin, tıbba sunduğu imkanlarla, katarakt ameliyatı bugün korkulacak bir girişim olmaktan çıkmış, en konforlu ameliyat haline gelmiştir.
25 Mart 2007: 20:34 yanıtla: zoonoz hastalıklar ( hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklar) #34834
Hakan ARIKatılımcıLARVAMİGRANS VİSCERALİS
Toxocara canis ve Toxocara mystax isimli köpek ve kedi barsak solucanlarının (askarit) insanlarda oluşturduğu hastalıktır.Çoğunlukla çocuklarda gözlenir
İçinde enfektif larva bulunan askarit yumurtaları insanlar, koyunlar ve sığırlar tarafından alındığında, larva ince barsaklarda serbest kalır. Barsak duvarını delerek karaciğer ve akciğer üzerinden büyük dolaşıma girerek çeşitli dokulara yerleşirler. Göz bozukluklarına, sinir sistemi problemlerine yol açması mümkündür.
Korunma: Kedi ve köpeklerde uygun parazit mücadelesi yapılması, Ellerin çok iyi şekilde yıkanması
Larva Migrans Cutanea
SEBEBİ: Köpeklerde bulunan kancalı kurtlardır. Anchylostoma caninum larvaları insanlarda deride Larvae migrans cutanea adı verilen kaşıntılı bir deri hastalığına yol açabilir. Deriyi delerek veya ağız yoluyla giren larvaların sebep olabileceği Hastalık, temizlik kurallarına riayet edilerek önlenebilir.
Koruma : Köpeklerde uygun antiparaziter tedavi yapılmalıdır.
CYSTİCERCUS CELLULOSAE
Olgunları “Taenia solium” insanların ince bağırsaklarında bulunmaktadır. Gelişmesinde arakonak domuzdur fakat larvalar insan, köpek ve kedilerde de görülebilmektedir. Çizgili kaslarda yerleşen Sistiserkus sellulosa adı verilen larvalara akciğer, karaciğer, böbrek ve beyinde de rastlanmaktadır. İnsanlar, larvaları canlı sistiserk taşıyan domuz etlerini çiğ veya az pişmiş olarak yemek suretiyle alırlar. T. solium yumurtaları ile bulaşık yiyecekler ve ortam yoluyla da bulaşma olabilmektedir.
İnsanlarda sistiserkozis genellikle otopsiler sırasında rastgele teşhis edilmektedir.
Cysticercus bovis :
Olgunları “Taenia saginata” insanların ince bağırsaklarında, larvaları ise sığırlarda görülmektedir. Sığırlar T. saginata ile bulaşık insan dışkısını otlarlarla birlikte alarak enfekte olurlar. Sığırların bağırsaklarında serbest kalan onkosferler bağırsak çeperini delerek kan damarlarına veya lenf kanallarına geçer ve dolaşımla çizgili kaslara, özellikle dil, boyun, kalp, omuz ve but kaslarına yerleşerek sistiserk olarak gelişir. İnsanların bu enfeksiyondan korunması beslenme alışkanlıklarına bağlıdır. Pastırmada sistiserkler 14 gün canlı kalabilmektedir. Sığır etlerinin iyi pişirilerek tüketilmesi gerekir. C. bovis 57 oC’ de ölmektedir ancak bu ısının etin ortasına kadar erişmesi gerekir.
LEİCHMANİASİS
Başlıca etkeni Leichmania donavani dir. .İnsan ve köpeklerde görülür. 5 yaşın üstündeki köpekler daha duyarlıdır. Kedilerde nadiren görülen bir hastalıktır.Leichmaniasis, deride ve iç organlarda görülen, iki şekilde oluşabilir. Giriş yerine bağlı oluştuğu iddia edilir. * Hastalığın taşıyıcısı phlebotomus’tur (kan emici dişi kum sineği = tatarcık = yakarca). Insanlara promostigote haliyle bu vektörler tarafından bulaştırılır. Insanlarda kala-azar veya şark-çıbanı olarak bilinen hastalıkları oluşturur.
Köpeklerdeki Klinik Belirtiler:
Deri lezyonları-kepeklenme tüy dökülmesi
Ülserler, nodüller
Burunda erozyon ve kanamalar
Tırnak deformasyonları
Halsizlik
Gözlerde kızarıklık
Kaslarda atrofi
Mide-barsak problemleri
Kuluçka Dönemi: Bir kaç ay yada yıl sürebilir. Laboratuar testleri veya hızlı saha testleri ile tanı konabilir. Tedavisi mümkündür. Ancak, tedaviye bir çok olay direnç gösterir.LEPTOSPİROZİS
Leptospirozis, sarılık, anemi, hemoglobinuri, septisemi, abortus, mastitis ve ölümle seyreden zoonoz, infeksiyöz bir hastalıktır.Hastalık, Leptospira türleri tarafından meydana getirilmektedir. Leptospira cinsindeki mikroorganizmalar iki büyük gruba ayrılmaktadır. Bunlardan birincisi insan ve memeli hayvanlarda hastalık yapabilen leptospiraları içeren L. interronans (L. grippotyphosa, L. pomona, L. icterohaemorrhagiae, L. canicola) ikincisi ise saprofit leptospiraları içeren L. biflexadır. Etken yeryüzünde yaygın olarak bulunur. Sıcak, yağışlı, bataklık yerlerde, organik madde içeren topraklarda, durgun sularda, mezbaha artıklarının aktığı sularda uzun süre yaşarlar. Stres faktörleri hastalığın çıkışını hızlandırır.
Bulaşma:
Konjenital, direk (mikroplu materyalle temas ve çiftleşme), indirek, vektörler aracılığı ile ve taşıyıcı hayvanlar (rat, köpek, domuz, tilki vs.) ile olmaktadır.
Teşhis:
Leptospirozisin teşhisinde hastalığın klinik hikayesi, sürünün durumu, enfeksiyonun süresi önemlidir. Aniden süt kesilmesi, özellikle genç hayvanlarda ikterus ve hemoglobinuri, köpeklerde nefritis ve meningitis akut leptospiriozisten şüphelendirirken; abort, zamansız doğum, ölü doğum ve infertilite kronik leptospirozisten şüphelendirir.
İnsanlara genellikle leptospirialarla bulaşmış su ve besin maddeleri ile bulaşır. Hastalıktan ölen veya ölmeden önce kesilen hayvanların iç organları ve kan ile temas eden insanlara da (veteriner hekim, kasap) etken bulaşabilmektedir. İnsanlarda etken kana karıştıktan sonra yerleştiği organa göre değişik belirtiler ortaya çıkar. En çok karaciğer ve böbreğe yerleştiğinden dolayı sarılık, albuminuri, azot retensiyonu en fazla görülen bulgulardır. Hastalık menenjit ile de komplike olabilir.
Teşhis:
Hastalık hayvanlarda klinik olarak, babesiozis, anaplazmozis, bitkisel zehirlenmeler, basiller ikterohemoglobinuri, abortuslar, sütten kan gelmesi ve sütün kesilmesi ile mastitislerle karışır.
Laboratuvara idrar, kan, serum, böbrek, karaciğer vs gönderilir. Bu materyaller bakteriyolojik, serolojik ve patolojik yöntemlerle işlenerek teşhise gidilmeye çalışılır.
Korunma:
1.
Sürüye infeksiyonu sokmamalı: Dışarıdan hayvan alımı kontrollü olmalı, yabani hayvan ve rodentlerle mücadele edilmelidir. Bataklıklar kurutulmalı ve mera drenaji yapılmalıdır.
2.Portörler ayıklanmalı: Serolojik yoklamalarla tespit edilen portörler ayıklanmalıdır.
3.İnfeksiyon kaynakları yok edilmeli: Aborte fetus, uterus akıntıları, infekte hayvanların sütleri, kadavraları, bulaşık ot, saman, vs. yakılmalı veya gömülerek yok edilmelidir.
4.Aşılama.
LYME DİSEASE
Etkeni: Borrelia burgdorferi.
Kenelerle, hasta hayvanın kanı ve idrarıyla diğer köpeklere ve insanlara bulaşır.
Klinik belirtiler: Romatizmaya çok benzeyen belirtiler gösterir.Eklem şişlikleri, topallık, boyun ve baş bölgesi kaslarında ağrı, halsizlik, ateş, deride kızarıklıklar (erythemamigrans).
Laboratuar bulguları spesifik değildir.
Teşhis: Köpeklerde saha testleri ile kolayca teşhis edilebilir.
Korunma:
Köpekler için aşısı vardır.
Kenelerle mücadele yapılmalıdır.
İnsanlar kenelerden korunacak şekilde giyinmelidir.
Tedavisi mümkündür.
MİCROSPORİUM CANİS (Dermatophytosis)
Kedi ve köpeklerden insanlara bulaşabilecek bir deri hastalığıdır.Uzun tüylü kediler bazen belirti göstermeden Microsporum canis taşıyıcısı olabilirler.
Kedi ve Köpeklerdeki Lezyonlar:
Kıllarda kırılma ve kepeklenme
Lokal tüy dökülmeleri
Süratle gelişen, 1-4 cm çapında yuvarlak yada oval lezyonlar
Değişen şiddette kaşıntı
Tırnak problemleri
Kulak iltihabı
Kızarıklıklar
Kedi ve köpeklerde sistemik ve lokal tedaviler uygulanır. Koruyucu ve tedavi edici aşısı vardır.
TOKSOSLAPMOSİS
İnsan ve kanatlılar dahil tüm sıcakkanlı hayvanları enfekte edebilen protozoer bir enfeksiyondur. Kesin konakçısı evcil ve yabani kedigillerdir. Gelişmesinde üç form vardır. Bunlar ; arakonakçıda bulunan doku kisti formları olan takizoit ve bradizoit ile son konakçıda bulunan ookist formudur.
Bulaşma dört şekilde olur:
1. Ookistlerle bulaşma : Kedi dışkısı ile çıkarılan ookistlerin ağız yolu ile alınması sonucu meydana gelir. Ookistler içme sularında ve nemli topraklarda bir yıldan fazla canlı kalabildiklerinden bulaşma potansiyeli çok yüksektir.
2. Bradizoitlerle bulaşma: Kedi, köpek ve insanda görülür. Kistli etlerin iyi pişirilmeden alınması sonucu, bradizoitlerin bağırsaklardan dokulara geçmesiyle oluşur. Özellikle çiğ köfte, sucuk, salam, pastırma gibi besinleri tüketenlerde insidans daha yüksektir.
3. Takizoitlerle bulaşma: Akut toksoplazmozun parazitemi döneminde görülebilir. Kongenital ve laboratuvar çalışmaları sırasında gelişen olgularda bulaşma takizoitlerle olmaktadır.
4. Kongenital bulaşma : Plasenta yoluyla anadan yavruya geçiştir. Koyun, fare ve insanlarda görülür. Hamileliği sırasında ilk kez enfekte olan kadınlarda görülür.
Hastalıktan korunmada;
· Etler çiğ veya az pişmiş olarak yenmemelidir. 66 oC’ de pişirmek veya füme yapmakla, – 20 oC’ de dondurmakla etlerdeki Toksoplazma kistlerinin etkisiz hale getirilebileceği bildirilmektedir.
· Çiğ yumurta ve süt tüketilmemelidir.
· Sahipli kediler pişirilmiş et ve et ürünleri ile beslenmeli, avladıkları fare ve kuşları yemeleri önlenmelidir.
· Kedilerin dışkılama kapları her gün temizlenerek kumu yenilenmeli ve böylece ookistlerin sporlanması önlenmelidir.
· Su ve sebzelerin kedi dışkısı ile kirlenmesi önlenmelidir.
· Hayvan yemlerinin kedi dışkısı ile bulaşması önlenmelidir.
· Bulaşmada artropodların da rol oynayabileceği düşünülerek mücadele edilmelidir.
· Kedi veya kedi dışkısı ile çalışma yapan laboratuar personeli risk altındadır. Bu kişiler laboratuar tezgah ve aletlerinin kontaminasyonundan kaçınmalı, eldiven ve koruyucu elbise kullanmalıdır.
25 Mart 2007: 20:31 yanıtla: zoonoz hastalıklar ( hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklar) #34833
Hakan ARIKatılımcıANTRAX ( ŞARBON)
Antraks, sporlu bir basil olan, Bacillus anthracis tarafından oluşturulan septisemik, akut infeksiyöz zoonoz bir hastalıktır. Enfeksiyon, vucut ısısının yükselmesi, dalağın şişmesi, kanın koyu renk alması ve pıhtılaşmaması deri altı ve subseröz dokularda serohemorajik infiltrasyonların oluşması ile karakterizedir.
Hastalık en fazla sığır, koyun, keçi, manda, deve ve geyiklerde daha az olarakta domuz at ve karnivorlarda gözükür. Genç hayvanlar daha duyarlıdır. Hastalanan hayvanlar, ölümden 1-2 gün önce sütleriyle gaita ve idrarları ile basil çıkarırlar. B. antracis, ölen hayvanların vücudunda spor oluşturmaz. Ancak, hayvana otopsi yapılırsa veya ölen hayvanların ölümünden sonra tabii deliklerden gelen kanın hava ile temasında basiller spor verirler. Etkenin vejatatif formu, diğer sporsuz bakteriler kadar dayanıklıdır. Açılmamış kadavralarda vejatatif formları putrefikasyonun etkisiyle 3-6 günde tahrip olmaktadır. Buna karşın sporları çok dirençlidir. Sporları sularda, toprakta, meralarda uzun süre (50-60 yıl) canlı kalabildiğinden dolayı bu sporlarla bulaşık yerler infeksiyon kaynağı olarak rol oynarlar. Bu nedenla kadavralar açılmadan meralardan ve akarsulardan uzak yerlere iki metre kadar derine gömülmeli ve üzerine sönmemiş kireç dökülmelidir.
Bulaşma:
1. Sindirim sistemi ile: Bulaşık ot, yem gibi gıdaların ağız yolu ile alınması ile olur.
2. Solunum yolu ile: Hayvanlarda nadir görülen bu bulaşma şekli insanlarda sporların, hayvan postu, kıllar, yün ve yapağı ile gerçekleşir.
3. Deri yolu ile: Deride oluşan çeşitli portantrelerden (ısırma, kırpma, sıyrık, çizik v.s.) etkenin girmesiyle olur. İnsanlar ise kontamine et, kan, temas yolu ile hastalığı alırlar.
Semptomlar:
İnkübasyon periyodu, hayvanın türüne, direncine, vücuda giren etkenin miktarına, virülansına ve etkenin giriş yoluna göre değişir.
Hastalık koyun ve keçilerde perakut ve akut bir seyir izleyerek çok kısa zamanda ölümle son bulur. En fazla titreme, sersemlik, solunum güçlüğü, kan işeme ve doğal deliklerden kan gelmesi gibi klinik bulgular görülür. Sığırlarda tablo daha az belirgin olmakla birlikte koyun ve keçilere benzer.Hastalık insanlarda, deri şarbonu, akciğer şarbonu ve ender olarak görülen bağırsak şarbonu olarak üç ayrı şekilde görülür. Deri şarbonu; papül, vesikül ve püstülle karakterize üzerinde siyah bir kabuk bulunan nekrotik ülserler şeklinde görülebileceği gibi, bağ dokusu, boyun, göğüs ve göz kapaklarının deri altı dokusunda ödemler ve bu ödemli alanın üstünde vesikülle karakterize bir şekilde de görülebilmektedir. Akciğer şarbonu; özellikle hayvan yünleri ve kıllarıyla uğraşanların sporları solumasıyla meydana gelmektedir. Ağır bir hemorajik bronko-pnömoni ile karakterizedir. Bağırsak şarbonu; genel durum bozukluğu ve şiddetli bir gastro-enteritis ile karakterizedir. Tanı koymak güç olduğundan dolayı kurtuluşu yok gibidir. Bu klinik formların birisinde etken kana karışıp septisemi yaparsa hastalık öldürücü bir hal alır. Menenjitin de görüldüğü vakalar mevcuttur.
Teşhis:
Klinik olarak teşhisi zordur. Çünkü ani ölüm yapabilen ve yakın semptom gösteren yanıkara, basiller ikterohemoglobinuru, leptospriosis, piroplasmosis, klostridyal infeksiyonlar ile karıştırılabilir.
Laboratuvar Muayeneleri:
Laboratuarlara hasta veya ölen hayvandan 3-4 adet kan frotisi, steril bir pamuğa emdirilmiş kan, hayvan açılmışsa dalak ve diğer iç organlardan parçalar en kısa zamanda laboratuara ulaştırılmalıdır.
Cysticercus bovis :
Olgunları “Taenia solium” insanların ince bağırsaklarında bulunmaktadır. Gelişmesinde arakonak domuzdur fakat larvalar insan, köpek ve kedilerde de görülebilmektedir. Çizgili kaslarda yerleşen Sistiserkus sellulosa adı verilen larvalara akciğer, karaciğer, böbrek ve beyinde de rastlanmaktadır. İnsanlar, larvaları canlı sistiserk taşıyan domuz etlerini çiğ veya az pişmiş olarak yemek suretiyle alırlar. T. solium yumurtaları ile bulaşık yiyecekler ve ortam yoluyla da bulaşma olabilmektedir.
İnsanlarda sistiserkozis genellikle otopsiler sırasında rastgele teşhis edilmektedir.
Cysticercus bovis :
Olgunları “Taenia saginata” insanların ince bağırsaklarında, larvaları ise sığırlarda görülmektedir. Sığırlar T. saginata ile bulaşık insan dışkısını otlarlarla birlikte alarak enfekte olurlar. Sığırların bağırsaklarında serbest kalan onkosferler bağırsak çeperini delerek kan damarlarına veya lenf kanallarına geçer ve dolaşımla çizgili kaslara, özellikle dil, boyun, kalp, omuz ve but kaslarına yerleşerek sistiserk olarak gelişir. İnsanların bu enfeksiyondan korunması beslenme alışkanlıklarına bağlıdır. Pastırmada sistiserkler 14 gün canlı kalabilmektedir. Sığır etlerinin iyi pişirilerek tüketilmesi gerekir. C. bovis 57 oC’ de ölmektedir ancak bu ısının etin ortasına kadar erişmesi gerekir.
DİROFİLİARİASİS
Dirofilaria immitis, köpeklerde kalp kurdu olarak bilinen bir parazittir. İnsanlara enfekte sinekler ile bulaşır. Akciğerde neoplasmalar ve solunum yetmezliği gibi problemlere neden olurlar.
ERLİCHİOSİS
Köpeklerde görülür. Etkeni Erlichia canis’tir. Kahverengi köpek keneleriyle bulaşır.
İnsanlara aynı vektörlerle bulaştırılabilir. Hastalık daha çok ılıman iklimlerde yaygındır.
Köpeklerdeki Bulgular:
Bulgular akut, kronik veya subklinik fazlarda değişiklik gösterir:
Akut fazda; ateş, iştahsızlık, solunum güçlüğü, burun ve göz akıntısı,
Kronik fazda; Kilo kaybı, iştahsızlık, anemi (kansızlık), bazı iç organlarda, karın altında ve gözde (retina) kanama.
Subklinik fazda ise klinik belirti görülmeyebilir. Hızlı saha testleri ile köpeklerde teşhisi mümkündür. Ayrıca, etkeni periferal Leucocyt frotisinde görmek teşhis için yeterlidir.
Tedavisi vardır.
HYDATİDOSİS(Kist hidatik)
(E. granulosus) Hayat siklusunda kesin konak köpekler ve diğer carnivorlardır. Sıcakkanlı omurgalıların çoğu “koyun, keçi, sığır ve insanlar” arakonaktır. Ergin parazit 3-6 mm uzunluğundadır ve köpeklerin ince bağırsağında yaşar. Köpek dışkısı ile atılan yumurtalar arakonak tarafından alındığında bağırsak duvarına penetre olur, daha sonra dolaşım sistemine geçer, başta karaciğer olmak üzere değişik organlara dağılarak kist hidatidleri oluşturur. Bu kistlerin içi sıvı dolu olup çocuk başı büyüklüğüne kadar ulaşabilir. Enfeksiyon kesin konağa hidatid kistli organların yenmesiyle geçer. İnsan enfeksiyonlarında bulaşma en çok köpeklerin dışkıları ve kılları ile olur. Köpeklere enfekte sığır ve koyun artıkları verilmemeli, mezbahalarda teşhis edilen enfekte organlar sahipsiz köpeklerin ulaşamayacağı şekilde usulüne uygun olarak imha edilmeli, sahipli köpeklerin periyodik kontrolleri ve koruyucu ilaçlamaları düzenli olarak yapılmalıdır.
KUDUZ HASTALIĞI
Tüm sıcak kanlı hayvanların beyinlerinde yerleşen ve oradan sinirler yoluyla tükrük bezlerine gelerek salyadan yaraya bulaşan akut seyirli, daima ölümle son bulan bulaşıcı viral bir hastalıktır. Hastalık Köpek, Kedi, Sığır, Koyun, Keçi, At, Eşek gibi evcil, Tilki, Kurt, Çakal, Fare, Sincap, Sansar, Gelincik gibi yabani hayvanlarla insanlarda görülür. Yarasalar virusu taşımalarına rağmen kendileri hastalanmazlar, ısırdıkları hayvan ve insanlara hastalığı bulaştırırlar.
KUDUZ HASTALIĞININ BULAŞMA ŞEKLİBulaşma kuduz bir hayvanın ısırması, tırmalaması veya salyasının yaraya bulaşması ile geçer. Virus, vücuda girdiği yerde bulunan sinirler yoluyla beyine gider, yerleşir ve orada çoğalır. Beyinde çoğalan virus tekrar sinirler yoluyla tükrük bezlerine gelir ve salyaya geçer. Virusun vücuda girmesi ile hastalığın ortaya çıkması arasındaki süreye Kuluçka Dönemi denir. Bu dönem 3-4 gün ile 1 yıl ya da daha fazla sürede değişen bir zaman alabilir. Genel olarak kuluçka süresi İnsanlarda 27-64 gün, köpeklerde 20-60 gün, kedilerde 14-30 gün, sığırlarda 30-60 gündür.
KUDUZ HASTALIĞI BELİRTİLERİKuduz Hastalığına yakalanmış hayvanlar tipik olarak birbirlerine benzer belirtiler gösterirlerse de bu belirtiler bazılarında az bazılarında çok değişik safhalar gösterirler. Genel olarak gözlenen bu safhaların en çok kuduza yakalanan köpeklerdeki durumu şöyledir.
· Sakin devre: Köpeklerin huyu değişir, sahiplerini tanımaz, evden uzaklaşır, kornea refleksi kaybolmuştur., 2-3 gün sürer
· Saldırgan devre: Hayvan huzursuzdur, sağa sola saldırır, ses ve ışıktan rahatsız olur, göz bebekleri genişler bakışlar dikkatlidir, yabancı cisimleri yer, havayı ısırır gibi yapar, sesi kalınlaşır, havlama uluma şeklini alır, salyasını yutamadığı için ağzından bol salya akar, hızlı solunum, bazen hayvan bu devrede ölür.
· Felç devresi: Felç arka ayaklardan başlayarak bütün vücuda yayılır, alt çene düşer, dil gevşemiş ve ağzının bir tarafından dışarı sarkmıştır, yemek yiyemez, su içemez ve dolayısı ile suya ve yemeye karşı bir hırs duyar ve 1-2 gün gün içinde hayvan ölür.
Kuduza yakalanmış hayvanlar 3-14 gün içinde mutlaka ölürler.
TEŞHİS YÖNTEMLERİKuduzdan ölen veya öldürülen hayvanlardan laboratuar teşhisi, Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ nün kabul ettiği 3 metod ile yapılmaktadır.
· Sellers Boyama yöntemiyle
· Floresan Antikor Tekniğiyle
· Deney Hayvanlarına İnokulasyonla
KUDUZ VEYA KUDUZ ŞÜPHELİ BİR HAYVAN TARAFINDAN ISIRILAN BİR İNSANDA YAPILMASI GEREKENLER· Isırık yarasının beyine yakınlığı virüsün beyine ulaşması açısından önemlidir. Yara bölgesi beyine yakın ise en kısa sürede bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Diğer bölge ısırıklarında bu süre 0-36 saat en fazla 72 saat olmalıdır. İnsanlarda bugün komplikasyonsuz HDCV (Human Diploid Cell Vaccine) kuduz aşıları uygulanmaktadır.
· Isırık bölgesi bol sabunlu su veya antiseptik solisyonlar ile temizlenmelidir. Yaraların yıkanması ile bulaşmış olan virüslerin yaklaşık yarısı yara bölgesinden uzaklaştırılmış olur.
ISIRILMALARDA KUDUZ ŞÜPHELİ HAYVAN HAKKINDA YAPILMASI GEREKENLER· Bir insan veya hayvanı ısıran Kuduz Şüpheli Hayvan Veteriner Hekimin denetimi altında 10 gün gözetim altında tutulur.
· Gözetim süresi içinde ölen hayvanın başı, ölümün kuduza bağlı olup olmadığının belirlenmesi için Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na bağlı bölgemizde Bornova Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü Müdürlüğüne gönderilmelidir.
· Gözetim süresi içinde ölmeyen hayvanlar ise serbest bırakılır.
KUDUZLA MÜCADELE1. Direk Mücadele:
· Kedi ve köpekler koruyucu olarak kuduza karşı her yıl aşılanmaları gerekir. Koruyucu Kelev Kuduz Aşısı ile köpekler köpekler 3 aylık, kediler 6 aylık olduktan sonra aşılanır, aşı 1 yıl korur.
· Sahipli köpek nüfusu belirlenmeli ve aşılanmaları sağlanmalı,
· Sahipsiz köpeklerin kontrolü için bakım ve müşahade merkezleri oluşturulmalı, buraları bir anlamda sahiplendirmek için rehabilitasyon merkezleri olmalı. Bu merkezlerde köpekler kısırlaştırılmalı, aşılanmalı, bakımları yapılıp, sahiplendirmek için hazır hale getirilmeli,
· Çevre kontrolü ile başıboş kedi ve köpeklerin besleneceği gıda artıkları ortadan kaldırılmalıdır.
2. İndirek Mücadele:
· Kuduz hastalığı hakkında halk ve çocuklar bilgilendirilmeli
· İnsanların hayvanlara gösterdikleri sevginin yanı sıra, sorumluluklarının da olduğu bilinçlendirilmelidir.
Hakan ARIKatılımcı
Hakan ARIKatılımcı
Hakan ARIKatılımcı
Hakan ARIKatılımcı
Hakan ARIKatılımcı
Hakan ARIKatılımcı
Hakan ARIKatılımcı
- YazarYazılar
