Oluşturulan forum yanıtları
- YazarYazılar
-
dilaraKatılımcı:icon7:
dilaraKatılımcıdistazi
dilaraKatılımcıkarşımdaki kişiye bağlı

alttaki uykusuz..?
dilaraKatılımcıbenim kadar barışık yoktur:happy:
heyy alttaki sakın kimseyi üzme tamam mı..
dilaraKatılımcıkimseler görmesin, kimseler bilmesin benimle yaşasın ölsün bu sevda…
dilaraKatılımcıistanbul marmara üni. ve ankara gazi üni.de de veteriner fakülteleri açılacakmış..?
dilaraKatılımcışu son postu benden almayın küseceğim hee:(

dilaraKatılımcıistanbul ve ankaranın eğitimleri arasında bir fark olduğunu sanmıyorum.
iş bulma imkanı yönünden ise hangi üni.yi bitirdiğin hiç önemli değil,önemli olan kendini hangi alanda geliştirdiğin,ne iş yapacağındır;)
dilaraKatılımcıLassa Ateşi
Lassa Virüsü Kanamalı Ateşi 1 ila 4 hafta süren Batı Afrika’da görülen akut bir hastalıktır. İlk olarak 1950’lerde bilinmesine rağmen hastalığa sebep olan virüs 1969 senesine kadar tanımlanamamıştır. Bu virüs Arenaviridae virüs familyasına ait tek iplikli bir RNA virüsüdür. Lassa Ateşi Gine (Conakry), Liberya, Sierra Leone ve Nijerya’nın bazı bölgelerinde endemik olarak bilinir, ama muhtemelen diğer Batı Afrika ülkelerinde de görülmektedir.
HASTALIĞIN BELİRTİLERİ
İnsanlarda görülen enfeksiyonların % 80’i asemptomatiktir; diğer vakalarda ise virüs vücudun karaciğer, dalak ve böbrekler gibi değişik organlarını etkileyen ciddi bir çoklu sistem hastalığı şeklindedir. Lassa Ateşi’nin kuluçka süresi 6 ile 21 gün arasında değişmektedir. Hastalığın başlaması aşamalı olarak görülür. Ateşle başlar ve genel bir zayıflık ve kırgınlık hali olur. Birkaç gün sonra baş ağrısı, boğaz ağrısı, kas ağrıları, göğüs ağrısı, mide bulantısı, kusma, ishal, öksürük ve karın ile ilgili rahatsızlıklar takip edebilir. Şiddetli vakalarda yüzde şişlik, akciğer boşluğunda sıvı, ağız, burun, vajina ve sindirim sisteminde kanamalar ve düşük tansiyon görülmektedir. İdrarda protein görülebilir. Şok, felç, titreme, dezoryantasyon ve hastalığın ilerleyen aşamalarında koma görülebilir. Sağırlık hastaların % 25‘inde meydana gelmektedir ve 1 ile 3 ay içerisinde bazı işlevler % 50 düzelir. Geçici saç kaybı ve yürüyüş bozuklukları iyileşme esnasında olabilir.
HASTALIK VE ÖLÜM ORANI
Bazı araştırmalar Batı Afrika’da yılda 300 000 ile 500 000 Lassa Ateşi vakasının meydana geldiğini ve bu vakaların 5 bininin ölümle sonuçlandığını belirlemiştir. Genelde ölüm oranı % 1 olup, hastaneye kaldırılanlarda bu oran %15’e kadar yükselmektedir. Ölümle sonuçlanan vakalarda ölüm hastalığın başlangıcından sonra 14 gün içerisinde meydana gelmektedir. Bu hastalık özellikle hamileliğin ilerleyen dönemlerinde tehlikeli olmaktadır, anne ve ya çocuk kaybıyla ya da her ikisinin kaybıyla sonuçlanma olasılığı son üç aylık dönemde % 80’den büyüktür.
HASTALIĞI TAŞIYICI HAYVANLAR
Lassa Ateşi zoonotik bir hastalıktır, yani hastalıklı hayvanlarla temas edilmesi halinde bu hayvanlardan bulaşır. Lassa Virüsünü taşıyıcı hayvan ya da barındığı yer Mastomys türünden bir kemirgendir ve genelde “multimammate rat” (çok memeli sıçan) olarak bilinir.
Lassa virüsünün bulaştığı Mastomysler (sıçan) hasta olmaz, ama virüsü dışkılarıyla (idrar ve dışkı) etrafa saçarlar.
HASTALIK TEHLİKESİNDEKİ İNSANLAR
Lassa Ateşi her yaş grubundan insanda kadın ve erkeklerde görülür. Kırsal bölgelerde genellikle Mastomysin (sıçanların) çokça görüldüğü yerlerde yaşayan ve özellikle de kalabalık ve hijyenin yeterliği olmadığı fakir bölgelerde yaşayan insanlar çok büyük tehlike altındadır. Sağlık bakım hizmeti veren çalışanlar eğer doğru tedbirleri almazlarsa ya da bulaşmayı kontrole yönelik uygulamaları sürdürmezlerse tehlikededirler.
HASTALIĞIN BULAŞMASI
İnsanlar genellikle Lassa Ateşine hastalık taşıyıcı Mastomyslerin (sıçanların) dışkılarıyla temas etmeleri durumunda yakalanırlar. Lassa Ateşi sadece dışkıyla temasla değil insanların arasında hastalıklı insanların kan, idrar, dışkı ya da diğer vücut salgılarıyla doğrudan temasla da geçer. İnsanlar arasında hastalığın havayla bulaştığına dair epidemiyolojik bir kanıt bulunmamaktadır. İnsandan insana hastalık ortak kamusal ve sağlık hizmeti verilen alanda bulaşık tıbbi ekipmanların, örneğin; iğne (şırınga) vb. tekrar kullanılmasıyla yayılabilir. Lassa Ateşinin cinsel yolla bulaştığı da rapor edilmiştir.
HASTALIĞIN TEŞHİSİ
Lassa Ateşinin belirtileri çok farklı ve spesifik olmaması nedeniyle hastalığın klinik teşhisi özellikle de hastalığın ilk aşamasında genelde zor olmaktadır. Lassa Ateşini diğer ateşe sebebiyet veren sıtma, şigelloz, tifo, sarıhumma ve diğer viral kanamalı humma hastalıklarından ayırt etmek zordur.
Kesin teşhis sadece uzmanlaşmış laboratuar ortamında mümkün olmaktadır. Laboratuvardaki numuneler tehlikeli olabilir ve bu nedenle aşırı dikkat gösterilmelidir.
TEDAVİ VE HASTALIKTAN KORUNMA YÖNTEMLERİ
Ribavirin eğer hastalığın erken dönemlerinde verilirse Lassa Ateşine karşı etkili bir antiviral ilaçtır. Ribavirin’in Lassa Ateşini önleyici tedavideki rolü hakkında destekleyici bir kanıt yoktur.
HASTALIKTAN KORUNMA
Lassa Ateşinden korunmak toplumun yaşadığı merkezlerde hijyen koşulların iyileştirilmesi ve böylece kemirgenlerin evlere girmesinin engellenmesiyle olur. Etkili önlemler; tahılların ve diğer gıda maddelerinin kemirgenlere karşı dayanıklı konteynırlarda saklanması, çöplerin evlerden uzak yerlere dökülmesi, evin temiz tutulması ve kedi beslenmesidir. Sıçanların (Mastomyslerin) endemik bölgelerde bolca görülmesinden dolayı bunların çevreden tamamen kaldırılması mümkün olmamaktadır.
HASTALIĞIN BULAŞMASININ KONTROLÜ
Aile bireyleri ve sağlık hizmeti sağlayan çalışanları hastalara bakarken kanla ya da kanlı sıvılarla temastan kaçınmalıdır. Rutin engelleyici hastabakıcı tedbirler büyük olasılıkla çoğu durumlarda Lassa virüsünün bulaşmasını önleyicidir. Bununla birlikte artırılmış güvenlik için Lassa Ateşi olduğu düşünülen şüpheli hastalara maske, eldiven, tıbbi elbise, yüz maskesi gibi koruyucu kıyafetleri içeren spesifik izolasyon tedbirleri altında bakım sağlanmalı ve kullanılan ekipmanların sürekli sterilizasyonu sağlanmalıdır. (bkz. Afrika’da Sağlık Bakım Hizmeti Verilen Yerlerde Viral Hemorajik Ateşi Bulaşmasının Kontrolü Kılavuzu)
DEVAM EDEN GİRİŞİMLER
Lassa Ateşinin görüldüğü birçok ülkede sivil huzursuzluktan dolayı etkili kontrollerin yapılmasına sekte vurulmuştur. Bununla birlikte devam eden barış girişimleri problemle mücadelede yeni olasılıklara yol açmaktadır. Gine, Sierra Leone ve Liberya Sağlık Bakanlıkları, DSÖ, BM Dış Afetler Yardım Bürosu ve diğer ortaklar Mano Irmak Birliği Lassa Ateşi Ağı tesisi için beraber çalışmışlardır. Program bu 3 ülkeyi (Gine, Sierra Leone ve Liberya) ulusal önlem stratejileri geliştirmeleri, Lassa Ateşi ve diğer tehlikeli hastalıklar için laboratuar teşhisini artırmaları için desteklemektedir. Laboratuar teşhisi eğitimi, klinik yönetim ve çevresel kontrol de bu programa dahildir. Ayrıca Avrupa Birliği’nin sponsorluğunu yaptığı Lassa Ateşi hastalarının tedavisinin yapılacağı yeni bir koğuşun hizmete sunulması için yapım çalışmaları devam etmektedir.
ULUSLARARASI HALK SAĞLIĞI UYARILARI
Nadiren, Lassa Ateşinin endemik olarak görüldüğü ülkelerden seyahat eden kişiler hastalığı diğer ülkelere ihraç edebilmektedir. Sıtma, tifo ve diğer tropikal salgınların daha fazla yaygın olmasına rağmen, Lassa Ateşi teşhisi Batı Afrika’dan dönen hastaların ateşli hastalıklarında göz önünde bulundurulmalıdır, özellikle de hastalığın endemik olarak görüldüğü kırsal bölgelerde ve hastanelerde bulunmuş kişilerde. Sağlık bakım hizmeti veren çalışanlar Lassa Ateşi şüphesi bulunan kişilerle ilgili olarak yerel ve ulusal uzmanlarla irtibata geçip danışmalı ve laboratuar tahlillerinin yapılmasını sağlamalıdırlar.
dilaraKatılımcıKuş Gribi (Avian Influenza)
Kuş gribi kuşlarda enfeksiyon hastalığına neden olan A tipi bir influenza virüsüdür. Hastalık yaptığı hayvan grupları kuşlar, domuzlar, atlar, deniz ayısı ve balinalardır. Bunların içerisinde en önemli tür kuşlardır.Çünkü influenza A virüsünün bilinen tüm alt grupları yabanıl kuşlar arasında devir daim eder. Avian influenza virüsü genellikle direk olarak insanları enfekte etmez ve insanlar arasında yayılmaz.
İnfluenza A virüsleri yüzey proteinlerine (hemaglutinin HA, neuraminidase NA) göre alt tiplere ayrılırlar. Bilinen 15 tane H alt tipi vardır. Bu alt gruplardan hepsi kuşlarda bulunurken HA dan sadece 3 tanesi (H1,H2,H3) NA alt grubundan (N1,N2) insanlarda yayılım gösterir.
Avian influenza virüsü genellikle yabanıl kuşları hasta etmez iken evcil kuşları çok hasta eder ve öldürür. Virüs genellikle insanları enfekte etmez ama bunun istisnası olarak 1997 senesinden beri insanlar arasında da görülmüştür. 1997 de Hongkong’ ta 18 H5N1 vakası görülmüş altısı ölmüştür.1999 yılında H9N2 2 hastada, görülmüş ölüm olmamıştır. 2003 yılında Hollanda’ da tavuk çiftliği çalışanlarında 80 H7N7 vakası görülmüş, 1 vaka ölmüştür.
Kuşlarda Kuş Gribi ÖzellikleriEnfekte kuşlar virüsü tükürükte, nasal sekresyonda ve feçeste bulundururlar. Virüsün en çok bulaşma şekli fekal-oral yoldur. Enfekte kuşlar çoğu zaman hiç semptom göstermez veya orta şiddette semptomlara neden olurlar. Bu semptomlar virüsün ve kuşun tipine göre değişiklik gösterirler. Özellikle H5 ve H7 türleri geniş yayılımlı hastalığa neden olabilir ve tavuk, hindi gibi evcil kuşlarda son derece ölümcüldür.
İnsanlarda Kuş Gribi Özellikleri
Kuş Gribi virüsleri genellikle insanları enfekte etmez. Bu nedenle insanda bu virüse karşı oluşmuş bir immün mekanizma ya çok azdır ya da hiç yoktur.
Kuş Gribi virüslerinin insandan insana bulaşma yeteneği az görülür. Ancak bütün influenza virüsleri değişebilir. Kuş Gribi virüsü de bu değişikliği gösterir ise insanları enfekte edebilir ve kolaylıkla insanlar arasında yayılabilir. Kuş Gribi insanda görüldüğünde tipik Grip (İnfluenza) benzeri semptomlar gösterir (ateş, öksürük, boğaz ağrısı ve kas ağrısı). Göz enfeksiyonları, pnömoni, akut solunum yetmezliği gibi şiddetli ve hayatı tehdit eden komplikasyonlar da görülebilir. İnsan influenza virüsüne karşı etkili olduğu gösterilmiş olan antiviral ajanlar Kuş Gribi enfeksiyonlarını önlemede de kullanılabilir. Bazı virüs tipleri bu ilaçlara dirençli olduğunda efektif olarak kullanılamazlar.
Potansiyel İnfluenza PandemisiTüm influenza virüsleri değişebilirler, Avian influenza A virüsünün de değişme ihtimali vardır. Bu değişim gerçekleşirse insanlarda enfeksiyon yapabilir ve insandan insana kolaylıkla yayılabilir. İnsanlarda bu virüse karşı bağışıklık olmadığı düşünülürse bir pandeminin görülme olasılığı vardır.
Kuş Gribinin salgın yapmaya başladığı Aralık ayından (2003) beri insandan insana bulaşma gösterilememiştir. Ancak, influenza A virüslerinin çok çabuk değişebileceği bilindiği için bu ülkeler dikkatlice izlenmektedir.Genel olarak enfeksiyondan korunma yolları
Tüm enfeksiyon hastalıklarında olduğu gibi, bulaşmayı önlemek için yapılması gereken ilk savunma önlemi el hijyenine dikkat etmektir. Bunun için eller sık sık su ve sabun ile yıkanmalı veya alkol bazlı temizleyicilerle temizlenmelidir (eğer eller gözle görünür şekilde kirli değilse).
Yolculardan öksürürken mümkün olduğu kadar ağız ve burunlarını kapatmaları istenmelidir.
Hastayken yolculuk edilmemelidir.Kuş Gribi Vakalarının Görüldüğü Bölgelerde Bulunurken
Canlı hayvan pazarları ve kümes hayvanları çiftliklerinde bulunmayın.
El hijyeninize dikkat edin, sık sık ellerinizi su ve sabunla yıkayın veya alkol bazlı el temizleyicilerini kullanın. Bu şekilde ellerinize bulaşmış olan potansiyel enfekte materyaller uzaklaşacak ve hastalığa yakalanmaktan korunmuş olacaksınız.
İnfluenza virüsleri ısı ile tahrip olurlar. Virüs 60 derecede 30 dakikada ölür. Önlem olarak, tüketiciler kümes hayvanlarını ve yumurtalarını tüketirken tam olarak pişirildiğine emin olmalıdırlar. Bu nedenle yiyeceğiniz gıdaların iyi pişirilip pişirilmediğine dikkat edin.
Eğer solunum şikayetleriniz veya herhangi bir rahatsızlığınız olursa acilen bir sağlık kuruluşuna başvurun.
Kuş Gribi Vakalarının Görüldüğü Bölgelerden DönüşteSağlığınızı 10 gün süreyle izleyin.
Ateş ve solunum şikayetleri ile seyreden bir hastalığınız olursa hemen bir sağlık kuruluşuna başvurun. Hekiminize yakın zaman içerisinde Kuş Gribi görülen bir bölgeye seyahat ettiğinizi mutlaka bildirin.
dilaraKatılımcıKuduz
Etken
Lyssavirüs cinsinden bir rhabdovirüs olan kuduz virüsüBulaşma Yolu
Kuduz hastalığı, birçok evcil ve yabani hayvanı (yarasalar da dahil) etkileyen zoonotik bir hastalıktır. Enfeksiyon; enfekte bir hayvanın insanı ısırmasıyla meydana gelir. Virüs tükürükte bulunur. Kuduz virüsünün ciltten içeriye girdiği her temas çok dikkatli bir şekilde tedavi edilmelidir. Gelişmekte olan ülkelerde hastalık köpekler yoluyla bulaşır. İnsandan insana bulaşma henüz kayıtlara geçmemiştir.Hastalığın Seyri
Kesinlikle ölümcül olan akut viral bir ensefalomiyelittir. Korku duygusu, baş ağrısı, ateş, halsizlik ve ısırık bölgesinin etrafında duyu değişimleri ilk belirtilerdendir. Kolay uyarılabilme, halüsinasyonlar ve hava korkusu sık görülür; bunu bazı vakalarda, yutkunma kasları spazmı yüzünden sudan kokma durumu takip eder. Bu olay, birkaç gün içinde çıldırma, kasılma ve ölüme yol açar. Felç eden kuduz, daha nadir görülen bir türdür ve duyu kaybı, güçsüzlük, ağrı ve felç ile karakterizedir.
Hastalığın Kuluçka Süresi yani virusun vücuda girmesinden ilk hastalık belirtilerinin görülmesine kadar geçen zaman, bu güne kadar yayınlanan literatüre göre 4 gün gibi kısa bir süre ile birkaç yıl gibi çok uzun bir süre arasında değişmektedir. Ancak vakaların %95’inde bu süre bir yıldan daha azdır ve ortalama olarak 20-90 gündür. Kuluçka süresi, ısırık yerinin beyine yakınlığı, ısırığın şiddeti, ısırık yerinin sinir uçlarından zenginliği ve vücuda giren virus miktarı ile ilgilidir. Beyine yakın, özellikle kafadan ve ağır ısırılmalarda Kuluçka Süresi kısalırken kol ve bacaklardan ve hafif ısırıklarda uzamaktadır.
Hayvanların virusu bulaştırıcılık süresi de değişkenlik göstermektedir. Kedi ve köpekler klinik semptomların başlamasından 3 ile 10 gün öncesine kadar virusu bulaştırabilirler. Çok nadir olarak bu süre daha da uzayabilir. Hayvanlarda başlangıç belirtileri olarak davranış değişiklikleri ve özellikle saldırganlık görülürken daha ileri safhalarda felçler, diğer beyin iltihabı bulguları ve ölüm görülür.
İnsanlarda ise başlangıç semptomları genellikle çok tipik değildir ve iştahsızlık, kırgınlık, yorgunluk, ateş görülür. Hastaların yaklaşık % 50 sinde ısırık bölgesinde ağrı ve duyu kaybı görülür ki kuduza özgü ilk belirti budur. Daha sonra huzursuzluk, aşırı korku hali, saldırganlık, uykusuzluk, psikiyatrik bozukluklar ve depresyon ve bunlara eşlik eden öksürük, boğaz ağrısı, titreme, karın ağrısı, bulantı-kusma, ishal görülebilir.
Nörolojik semptomlar ise, hiperaktivite, oryantasyon bozukluğu, hayal görmeler, sara krizleri, tuhaf davranışlar, ense sertliği, hızlı ve sık nefes alıp verme, salya artımı ve felçler olarak ortaya çıkar.
Hiperaktivite atakları karakteristik olarak 1-5 dakika süreyle ve aralıklı olarak meydana gelmekte ve kendisini saldırganlık, kendi kendine ve etrafındakilere vurma, koşma, ısırma şeklinde göstermektedir. Hiperaktif ataklar kendiliğinden ya da görsel ve işitsel bir uyarı sonucu ortaya çıkabilmektedir. Işık gibi görsel uyarıların hiperaktif atakları başlatabilmesi kişilerde fotofobi (ışıktan korkma) gelişmesine neden olmaktadır. Hastaların yaklaşık olarak yarısı ataklar döneminde su içmek istemekte ve su içme teşebbüsü sırasında boğaz kaslarının kasılması nedeniyle kişide tıkanma, boğulma hissi ortaya çıkmaktadır ve bu nedenle hastalarda hidrofobi (sudan korkma) gelişmektedir. Ataklar arasındaki dönemde hasta genellikle kendindedir ve bilinci yerindedir. Nörolojik belirtilerin gelişmesinden 4 -10 gün sonra koma hali gelişir ve koma halinin süresi saatler ya da aylar sürebilir ve sonunda hasta yaşamını kaybeder.Coğrafi Dağılım
Dünyadaki birçok ülkede hayvanlarda kuduz bulunmaktadır. İnsanlarda enfeksiyonun oluştuğu vakaların çoğu gelişmekte olan ülkelerde görülmektedir. Güney doğu Asya’da bir ülkeye giden yolcuların %13’ünün bölgesel hayvanlarla temas içinde olduğu tahmin edilir.Yolcular için Risk
Veteriner çalışanları ve köpeklerin başıboş gezdiği büyük şehir varoşlarının sokaklarında çalışan insanlar çok büyük risk altındadır. Turist tatil köylerine giden turistler düşük risk altındaki grubu oluştururlar. Yine de çocuklar da çok büyük risk altındadır, çünkü çocuklar hayvanlarla daha fazla temas içinde olabilirler ve şüpheli vakaları bildirmeyebilirler. Köpeklerin başıboş olduğu yüksek nüfuslu alanlarda yürüyüş yapmaktan kaçınılmalıdır. Şüpheli teması, özellikle de ısırık ya da tırmıkları takiben, yetkin ve ideal olarak başkentteki bir tıp merkezinden hemen tıbbi yardım istenmelidir. İlk yardım önlemleri hemen başlatılmalıdır.Kuduz Aşısı
İnsanlarda kuduza karşı aşı ile aktif bağışıklamanın iki amacı vardır:
Kuduz bulaşma riskine açık olan kişileri bulaşma olmadan korumak,
Kuduz virüsünün bulaştığı kişilerde, kuduz hastalığının daima ölümle sonuçlanan gelişimine engel olmak.
1) Bulaşma öncesi (Maruziyet öncesi) aşılama
D.S.Ö tarafından rutin olarak risk altında olan kişilere uygulanması önerilmektedir. Bulaşma öncesi aşılamanın önerildiği risk altındaki kişiler şunlardır;Veteriner hekimler,
Enfeksiyon hastalıkları ile ilgili laboratuar personeli,
Kuduz vakalarına bakmakla görevli özel bölümlerde ve kornea nakli yapılan bölümlerde çalışan hastane personeli,
Kuduza hassas evcil hayvanlar ile devamlı teması olanlar,
Doğal bilimler ile uğraşanlar,
Orman işçileri,
Mezbaha ve hayvan derileri ile uğraşan personel,
Genellikle arazide çalışan personel,
Çok sık ava gidenler,
Endemik alanlara (özellikle Asya, Afrika ve Amerika’daki tropikal ve subtropikal ülkeler) sık seyahat eden kişiler.
Bulaşma öncesi aşılama uygulaması için Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiye ettiği aşılama şemasına göre 0, 7, 28. günlerde toplam üç doz aşı uygulanması yeterlidir. Kullanılacak aşıların mutlaka hücre kültürü aşıları olması gerekmektedir. Burada hatırlanması gereken önemli bir nokta, bulaşma öncesi koruyucu aşı uygulamasının, kuduz virüsü ile temas halinde gerekli tedavi amaçlı aşı uygulamasına olan gereksinimi ortadan kaldırmadığıdır. Ancak bu uygulama, virüsle temas halinde anti-kuduz immunoglobülini uygulanması gereksinimini ortadan kaldırmakta ve uygulanacak aşı sayısını azaltmaktadır. Maruziyet öncesi şemaya göre aşılanmış bir kişiye virüsle temas olasılığı halinde 0. ve 3. günlerde uygulanacak 2 doz rapel aşı yeterli olacaktır. Yapılacak bu iki doz rapel serum antikor titresini ilk bir hafta içinde 5 kat arttırmaktadır.
2) Bulaşma (Maruziyet) sonrası aşılama
Aşılama Şeması D.S.Ö nün önerdiği bulaşma sonrası aşılama şemasına göre 0., 3., 7., 14., ve 28. günlerde 5 doz olmak üzere intramuskuler yoldan ve mutlaka deltoid adaleden; bebeklerde ise uyluğun anterolateral kısmından yapılmalıdır. Aşı kesinlikle kalçadan uygulanmamalıdır. Bazı uzmanlar 90. günde de bir rapel doz önerebilmektedir. D.S.Ö aşılamaya başladıktan sonraki 10 gün içinde ısıran hayvanın gözlem altında tutulmasını, eğer hayvan sağ ise ya da öldürülerek laboratuar tetkikleri ile kuduz olmadığı tespit edilirse aşılamanın kesilebileceğini bildirmektedir. Ancak önemle belirttiği bir nokta da önerilerinin genel öneriler olduğu ve ülkelerin şartlarına göre değişiklikler yapılması gerektiğidir. Ülkemiz gibi kuduz hastalığının enzootik olduğu ve hala insan kuduzunun görüldüğü ülkelerde aşılamanın kesilmemesi ve 5 dozluk şemanın mutlaka tamamlanması önerilmektedir. Çünkü, bu gibi ülkelerde kişinin bir kez daha virüsle temas etme olasılığı çok yüksektir ve ikinci temasta gerek kuduz serumu gereksinimi olmaması gerekse 2 doz aşının yeterli olması nedeniyle kişinin tedavi süresi kısalacak, maliyeti azalacak ve kişi psikolojik olarak kuduza yakalanma korkusundan uzak kalacaktır.Önlemler
Kuduzun yaygın olduğu bölgelerde, Yabani hayvanlar ve sürüden ayrılmış evcil hayvanlara (özellikle de köpekler ve kediler) temas etmekten kaçınınız. Kuduz olma ihtimali olan bir hayvan tarafından ısırıldıysanız veya başka bir temastan şüpheleniyorsanız; yarayı dezenfektan veya sabun veya deterjan ve su ile hemen temizleyiniz. Hemen tıbbi yardıma başvurulmalıdır.
Aşılar tamamen belgelenip bilinen kuvvetteki aşıların kullanıldığı ortaya koyulmadıkça, ilgili hayvanın aşı durumu, maruz kalma sonrası tedavinin sınırlandırılması için bir kriter değildir. Bu hayvan evcil bir hayvansa, şüphelenen hayvan 10 gün boyunca gözlem altında tutulmalıdır.
Kuduz Sonrası Tedavi
Kuduzun yaygın olduğu bölgelerde; bir hayvan ısırması, hayvanla diğer bir temas durumu ve hayvanın davranışı ve görünüşü o hayvanın kudurmuş olabileceği fikrini ortaya atabilir. Bu gibi durumlara hemen bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır.
Kuduz enfeksiyonunun oluşmasını önleyen kuduz sonrası tedavi, yaranın ilk yardımla tedavi edilmesiyle başlayan ve kuduz aşısı yapılması ile devam eder. Eğer 3. sınıf bir maruz kalma söz konusu ise anti-kuduz immunoglobülinleri verilir. Aşı yapılması, ve gerekirse immunoglobülin verilmesi, bir doktor tarafından yerine getirilmeli ya da doğrudan denetlenmelidir.İlk Yardım
Enfeksiyon bölgesindeki kuduz virüslerinin kimyasal veya fiziksel yollarla temizlenmesi en etkili koruma yöntemi olduğu için, sabun, deterjan ve su ya da sadece su ile çabuk ve etkin bir şekilde yıkamak şarttır. Yıkadıktan sonra %70’lik etanol, ispirto eriyiği veya sulu iyodin ya da povidon iyodin solüsyonu tatbik ediniz.
dilaraKatılımcıKolera
Etken
01 ve 0139 serogruplarına ait Vibrio cholerae bakterileriBulaşma Yolu
Enfeksiyon, enfekte olmuş kişilerin kusmukları veya dışkılarıyla dolaylı veya dolaysız yoldan kirlenmiş su ve besinlerin tüketilmesi ile meydana gelir. Kolera sadece insanları etkiler, konak bir hayvan ya da böcek vektörü bulunmamaktadır.Hastalığın Seyri
Ciddilik durumu değişen akut bir bağırsak hastalığıdır. Birçok enfeksiyon hastalığa yol açmaz ancak ciddi vakalar hemen tedavi edilmezse ölüme sebep olabilir. Hafif vakalarda, sadece ishal görülür. Daha şiddetli vakalarda, aniden başlayan ve bol miktarda sulu ishal, buna eşlik eden mide bulantısı ve kusma; bunların sonucu olarak da hemen dehidratasyon (vücut sıvılarında azalma) görülür. Tedavi edilmeyen şiddetli vakalar; dehidratasyonun dolaşımı çökertmesine ve birkaç saat içinde ölüme sebep olabilir.Coğrafi Dağılım
Kolera, yeterli sıhhi donanıma ve temiz içme sularına sahip olmayan yoksul ülkelerde ve altyapının tamamen hasara uğradığı savaştan yeni çıkmış ülkelerde görülür. Özellikle Afrika ve Asya’daki, ve daha az olmak üzere Orta ve Güney Amerika’daki gelişmekte olan ülkeler bu hastalıktan etkilenmektedir.Yolcular için Risk
Kolera salgınlarının görüldüğü ülkelere bile gidilse yolcular için riski düşüktür. Ancak afet bölgelerindeki ve mülteci kamplarındaki insani yardım işçileri risk altındadır.Kolera Aşısı
Son zamanlarda bulunan yeni aşılar pek çok yolcu için gerekli değildir: temiz içme suyunun ve yiyeceğin hassasiyetle seçilmesi kolerayı önlemede aşıdan daha önemlidir (bkz. Güvenli Olmayan Yiyecek ve İçeceklerden Sakınmak İçin Önlemler), aşılı yolcu da yiyecek ve su konusunda dikkatli olmalıdır. Aşılama özellikle artan hastalık riski altında bulunanlar, daha çok mülteci bölgelerinde acil bakım ve sağlık çalışanları için söz konusudur. Bazı ülkelerde yolcuların ve mesleki risk grubu altındaki kişilerin kullanması amacıyla, ağızdan alınan kolera aşıları mevcuttur. Ancak kolera aşıları kısa süreli ve eksik koruma sağladığı için pek güvenilmez.
Eğer aşı yaptırılacaksa; ölü aşı ise seyahatten 3 hafta önce 1 hafta arayla 2 doz, canlı aşı ise seyahatten 1 hafta önce tek doz uygulanır. Aşılamadan (canlı aşı) 1 hafta sonra ile 1 hafta önce arasındaki dönem zarfında antibiyotik alınmamalı, sıtma için kullanılan proguanilden kaçınılmalıdır.Önlemler ve İlk Tedavi
Diğer ishalli hastalıklardaki gibidir. Mikrop bulaşmış olma ihtimali bulunan gıda, içecek ve içme sularının tüketmekten kaçınmak için tüm tedbirlerin alınması gerekir. Eğer ilk belirti meydana çıktıktan sonra hastalıklı kişiye hemen sıvı verilirse hastalık tamamen düzeltilebilir. Sadece su kullanılmamalı. Vücudun ihtiyacı olan bu su ve belirli tuz karışımı temiz su ile karıştırılmalı ve çok miktarlarda içilmelidir. Şiddetli ishal durumlarında dehidratasyonla mücadele edebilmek için oral rehidratasyon tuzları taşınmalıdır.
dilaraKatılımcıKızamıkçık (Rubella)
Etken
Togoviridae familyasından bir RNA virüsüdür.Bulaşma
Damlacık yolu ile bulaşır. Bulaştırıcılık en fazla döküntülerin olduğu dönemde görülür.Klinik
Genellikle hafif geçer. 24 saat kadar süren hafif ateş ve yüzde ve boyunda 3-4 gün boyunca devam eden döküntüler görülür. Genellikle bahar ve kış aylarında görülür. Öksürme, hapşırma veya konuşma ile hava yolu ile yayılır. Çocukların çoğu hızla ve tamamen iyileşir. Kızamıkçık geçiren erişkinlerde boynun arka kısmındaki bezlerde şişlik ve eklemlerde ağrı, şişlik veya sertlik (artrit) görülebilir. Kızamıkçık virüsünü aldıktan 12-23 gün sonra hastalığın belirtileri başlar.
Kızamıkçık ile ilgili en büyük tehlike çocuklar veya erişkinler için değil, doğmamış çocuklar içindir. Eğer gebe bir kadın hamileliğinin ilk aylarında kızamıkçık geçirirse, bebek %80 oranında sakat doğacaktır. Bu durum konjenital rubella sendromu olarak adlandırılır. Bu bebeklerde körlük veya sağırlık görülebilir, kalplerinde hasar veya beyinlerinde gelişme gerilikleri olabilir. Bu bebeklerin çoğunun zekası geri olacaktır. Hamile kadınlar kızamıkçık geçirdiğinde düşük görülme oranı da yüksektir.Korunma
Aktif İmmunizasyon: Canlı virüs aşısını 15. Ayda tek dozda uygulanması
Pasif immunizasyon: Nonimmun gebe kadın dışında kullanımı önerilmemektedir.
______________________Kist Hidatik (Echinococcosis)
Etken
Echinococcus granulosus, Echinococcus multilocularis ve Echinococcus vogeli’nin oluşturduğu; sıklıkla karaciğer ve akciğerde yerleşim gösteren paraziter zoonotik bir hastalıktır.Klinik
Hastalığın başlarında kistin küçük olduğu dönemlerde uzun yıllar boyunca asemptomatik seyredebilir. Fakat kist büyüdükçe; bulunduğu bölgeye ve oluşturduğu basıya göre belirtiler ortaya çıkar.
Karaciğer yerleşiminde; sağ hipokondrium ağrısı, bulantı, kusma ve ikter gibi belirti ve bulgular görülür.
Akciğer tutulumunda; solunum sıkıntısı, öksürük, hemoptizi, göğüs ağrısı görülür.
Kafa içi tutulumlarda; baş ağrısı, kafa içi basınç artışı, kusma, şuur kayıpları görülebilir.
Myokard tutulumunda; ritm bozuklukları, iskemi bulguları, myokard nekrozu hatta rüptürü gelişebilir.
Kemik tutulumlarında; spontan kırıklara neden olabilir.
Diğer organ ve sistem tutulumlarında da bu bölgelere ait tablolar ortaya çıkar.
Kistin rüptüre olması durumunda; allerjik reaksiyonlar ortaya çıkar. Akciğerdeki kistin rüptüre olmasıyla ağızdan kist sıvısı gelir, boğulmalara neden olabilir.Tedavi
-Cerrahi
-Perkütan drenaj
-İlaç tedavisi
dilaraKatılımcıKızamık
Kızamık yüksek oranda bulaşıcı bir hastalıktır. Gelişmekte olan ülkelerde sayısı 875 000’e varan ölümlere neden olmaktadır. Hastalık tipik olarak ateş, döküntü ve burun akıntısı ile karakterizedir. Yaygın olarak görülen komplikasyonlar, orta kulak enfeksiyonu ve zatürreedir. Bulaşma esas olarak solunumla çıkan damlacıklar vasıtasıyla olur. Kızamık dünyanın her yerinde görülebilir ve mevsimlik bir modeli vardır. Bulaşma, ılıman iklimlerde kışın sonları ve ilkbaharın başları arasında; tropikal iklimlerde yağmur sezonundan sonra artar. Düşük aşı kapsamı bulunan yerlerde 2 veya 3 yılda bir salgınlar meydana gelir. Kızamığın büyük oranda yok edildiği ülkelerde, diğer ülkelerden gelen vakalar enfeksiyonun önemli ve devamlı kaynağıdır.
Kızamık dünyanın her yerinde görülebilir, ancak sanayileşmiş ülkelerde vakalara daha az rastlanmaktadır. Amerika’da doğuştan gelen bulaşma özelliği neredeyse tamamen durdurulmuştur. Virüs bulaşması pek çok tropikal ülkede hala devam etmektedir.Yolcular için Risk
Gelişmekte olan ülkeleri ziyaret edecek, kızamık riskine karşı tam bağışıklığı olmayan yolcuların aşılanması gerekmektedir.
dilaraKatılımcıKırım-Kongo Kanamalı Ateşi
Giriş
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) ilk olarak 1944 yılında Kırım’da görülmüş ve Kırım Kanamalı Ateşi olarak tanımlanmıştır. Daha sonra 1956 yılında Kongo’da görülen hastalığın, 1969 yılında Kırım Kanamalı Ateşi ile aynı olduğunun farkına varılmış ve hastalık bundan sonra bugünkü bilinen ismiyle anılmaya başlamıştır.
İnsanlarda klinik ve subklinik olarak seyreden ve sayıları gittikçe artan arbovirüsler, artopodların vektörlük yaptığı ve insanlarda sendromlar halinde görülen önemli bir enfeksiyon hastalığı grubunu oluşturmaktadır. İnsanlarda başlıca beyin iltihabı, kısa süren ateşli hastalıklar, kanamalı ateşler, poliartrit ve döküntü ile ön plâna çıkan sendromlar şeklinde görülür.
Kanamalı ateşlerin, biyolojik silah olarak kullanım alanı bulmaları önemlerini daha da artırmaktadır.
Bu sendromlardan kanamalı ateşler grubunda yer alan Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), 2002 ve 2003 yıllarının bahar ve yaz aylarında bazı illerimizde görülmüş ve Sağlık Bakanlığının yapmış olduğu çalışmalar neticesinde hastalığın KKKA olduğu doğrulanmıştır.
KKKA, Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirus soyundan virüslerin meydana getirdiği, şiddetli bir seyir gösteren ve fatalitesi oldukça yüksek (yaklaşık % 30; bu rakam bazı kaynaklarda % 50’ye kadar çıkmaktadır) olan bir hastalıktır. Hastalık hayvanlarda, insanlara nazaran daha yaygın olarak görülmekle beraber asemptomatik seyretmekte olup, zoonoz karakterli bir hastalıktır; sporadik vakalar veya salgınlar şeklinde insanlarda da görülebilmektedir.
Epidemiyoloji ve Bulaşma
Hastalık sıklıkla Afrika, Asya, Orta Doğu ve Doğu Avrupa’da endemiktir. KKKA’nın son yıllarda Kosova, Arnavutluk, İran, Pakistan ve Güney Afrika’dan sporadik vakaları ve epidemileri de bildirilmiştir.
Virüs, bir çok evcil ve yabani hayvanı enfekte etmekte ve hastalık hafif seyretmektedir. Bir çok kuş virüse karşı dirençli iken, virüsün yayılmasında önemli rol oynarlar. Hayvanlardaki hastalık enfekte kenelerin ısırması ile başlamaktadır.
KKKA’nın bulaşmasında Hyalomma soyuna ait keneler daha büyük bir yere sahip olmakla birlikte, 30 kene türünün bu hastalığı bulaştırabileceği bildirilmektedir. Henüz ergin olmamış Hyalomma soyuna ait keneler, küçük omurgalılardan kan emerken virüsleri alır, gelişme evrelerinde muhafaza eder. Keneler, insan veya hayvanlardan kan emerken virüsleri de bulaştırırlar.
Küçük omurgalılar ve özellikle yerde beslenen kuşlar, keneleri enfekte eden en önemli konak grubunu oluşturmaktadır; keneler, biyolojik evrimlerinin değişik safhalarında bu canlılardan kan emerler.
Hyalomma soyuna ait keneler Ülkemizin de içinde bulunduğu çok geniş bir coğrafik alanda yerleşmişlerdir. Ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça uygun bir yapıya sahiptir. Türlere göre değişmekle beraber kenelerin, küçük kemiricilerden, yaban hayvanlarından evcil memeli hayvanlara ve kuşlara kadar geniş bir konakçı spektrumları mevcuttur.
Hastalık daha çok hayvancılıkla uğraşanlarda, mezbaha çalışanlarında ve kırsal alanda yaşayanlarda görülebilmektedir. Enfekte hayvanların kan ve dokuları ile temas sonucu da geçiş olabilmektedir. Ayrıca hastane enfeksiyonları oluşturma riski de bildirilmektedir.
Bugün için etkili bir aşısı bulunmayan KKKA’nın geçirilmesinden sonra iki haftada kaybedilmeyen hastalar, KKKA’ya karşı ömür boyu bağışıklık kazanıyor.
Klinik Tanımlama
Klinik semptomlar karaciğer ve damarların iç yüzünü kaplayan hücrelerin hasarı ile kandaki pıhtılaşma hücrelerindeki düşüşün bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Trombosit adı verilen bu kanama hücreleri kanamayı önleyici görev yapıyor. Ancak kenelerin ısırmasıyla vücuda giren virüs yüzünden trombositlerin sayısı giderek azalıyor ve damarlarda hasar meydana geliyor. Bu da kanamaya sebep oluyor. Diş eti, burun, kulak kanaması gibi dış kanama ya da vücudun birçok yerinde morarmalar oluşarak iç kanama şeklinde de görülebilir.
Ateş, kırıklık, baş ağrısı, halsizlik, aşırı duyarlılık, kollarda, bacaklarda ve sırtta şiddetli ağrı ve belirgin bir iştahsızlıkla başlar. Bazen kusma, karın ağrısı veya ishal olabilir. İlk günlerde yüz ve göğüste döküntüler ve konjonktivalarda kızarıklık dikkati çeker. Gövde, kol ve bacaklarda ekimozlar oluşabilir. Burun kanaması, kanlı kusma, kanlı dışkı ve kanlı idrar sıktır. Bazen vajinal kanama da olabilir. Genellikle hepatit görülür. Ağır olgularda hastalığın 5. gününden itibaren karaciğer, böbrek ve akciğer yetersizlikleri görülebilir. Ateş 5 veya 12. güne kadar çıkar ve yavaş yavaş düşer; iyileşme dönemi uzun sürer.
Ölüm olayları daha çok hastalığın ikinci haftalarında (5-14 gün) görülebilmekte ve bu oran yaklaşık % 30’ları bulabilmektedir. İyileşme hastalığın dokuzuncu veya onuncu günlerinde olmaktadır.
Kuluçka Süresi
Kene tarafından ısırılma ile virüsün alınmasını müteakip kuluçka süresi genellikle 1-3 gündür; bu süre en fazla 9 gün olabilmektedir. Enfekte kan, ifrazat veya diğer dokulara doğrudan temas sonucu bulaşmalarda bu süre 5-6 gün; en fazla ise 13 gün olabilmektedir.
Korunma ve Kontrol
Tüm enfeksiyon hastalıklarında olduğu gibi KKKA’da da korunma ve kontrol önlemlerinin alınması çok önemli ve gereklidir.
Hasta ve hastanın salgıları ile temas sırasında mutlaka genel önlemler (eldiven, önlük, gözlük, maske vb.) alınmalıdır. Genellikle hava yolu ile bulaşmadan bahsedilmemektedir. Ancak, kan ve vücut sıvıları ile temastan kaçınılmalıdır. Bu şekilde bir temasın söz konusu olması halinde, temaslının en az 14 gün kadar ateş ve diğer belirtiler yönünden takip edilmesi gerekmektedir.
Hayvan kanı, dokusu veya hayvana ait diğer vücut sıvıları ile temas sırasında da gerekli korunma önlemleri alınmalıdır.
Kene mücadelesi çok önemli olmakla birlikte oldukça zor görülmektedir. Keneler yumurta dönemleri hariç diğer biyolojik evrelerinde insanlara hücum ederek kan emebilir. Hem mera keneleri hem de mesken keneleri gelişmelerini sürdürebilmek ve nesillerini devam ettirebilmek için konakçılarından kan emmek zorundadırlar; genel olarak da konakçı ayırt etmezler. Coğrafik bölgelere ve türlere göre değişmekle beraber, KKKA’yı bulaştıran Hyalomma soyuna ait keneler genel olarak nisan ve ekim aylarında aktiftirler; bu dönemlerdeki salgınların sebebi de budur. Bu nedenle öncelikle konakçılar kenelerden uzak tutulmalı ve kenelerin kan emmeleri engellenmelidir.
Mümkün olduğu kadar kenelerin bulunduğu alanlardan kaçınılması gerekmektedir. Hayvan barınakları veya kenelerin yaşayabileceği alanlarda bulunulması durumunda, vücut belirli aralıklarla kene yönünden muayene edilmeli; vücuda yapışmamış olanlar dikkatlice toplanıp öldürülmeli, yapışan keneler ise kesinlikle ezilmeden ve kenenin ağız kısmı koparılmadan (bir pensle sağa sola oynatarak, çivi çıkarır gibi) alınmalıdır.
Diğer önemli hususlardan birisi de piknik amaçlı olarak su kenarları ve otlak şeklindeki yerlerde bulunanlar döndüklerinde, mutlaka üzerlerini kene bakımından kontrol etmeli ve kene varsa usulüne uygun olarak vücuttan uzaklaştırmalıdır. Çalı, çırpı ve gür ot bulunan yerlerden uzak durulmalı, bu gibi yerlere çıplak ayakla veya kısa giysilerle girilmemelidir.
Ormanlarda çalışan işçilerin ve ava çıkanların lastik çizme giymeleri veya pantolonlarının paçalarını çorap içine almaları kenelerden koruyucu olabilmektedir.
Hayvan sahipleri hayvanlarını kenelere karşı uygun akarisitlerle ilaçlamalı, hayvan barınakları kenelerin yaşamasına imkân vermeyecek şekilde yapılmalı, çatlaklar ve yarıklar tamir edilerek badana yapılmalıdır. Kene bulunan hayvan barınakları uygun akarisitlerle usulüne göre ilâçlanmalıdır.
Gerek insanları gerekse hayvanları kene ısırmalarından korumak için repellent olarak bilinen böcek kaçıranlar dikkatli bir şekilde kullanılabilir. Repellentler sıvı, losyon, krem, katı yağ veya sprey şeklinde hazırlanan maddeler olup, cilde sürülerek veya elbiselere emdirilerek uygulanabilmektedir. Aynı maddeler hayvanların baş veya bacaklarına da uygulanabilir; ayrıca, bu maddelerin emdirildiği plâstik şeritler, hayvanların kulaklarına veya boynuzlarına takılabilir.
Doğadaki keneyi yok etmemiz mümkün değil. Çünkü, kırsalda yaşayan ve orman bitki örtüsünün içine yerleşebilen bir hayvan. Bir kene 5-7 bin arası yumurta üretiyor, virüsü yumurtalarına geçirebiliyor. Bu nedenle kene nüfusunu en aza indirmemiz gerekiyor.
Kenelerin çevrede çok olması halinde mera, çayır, çalı, çırpı ve gür otların bulunduğu yerler gibi kenelerin yaşamasına müsait alanlarda, diğer canlılara ve çevreye zarar vermeden, böcek ilaçlama uygulamalarına başvurulabilir. Açık alanlara ilaçlamanın uygun görüldüğü durumlarda uçak, helikopter, püskürtme cihazı monte edilmiş araç veya sırtta taşınan pompalar kullanılmalıdır.
Açık alanlarda yapılabilecek kene mücadelesi amacıyla, her bir hektara aktif madde olarak carbaryl ve propoxur hektara 2 kg, deltamethrin ve lambda-cyhalothrin 0,003-0,3 kg, permethrin 0,03-0,3 kg, pirimiphos-methyl ise 0,1-1 kg olarak uygulanabilmektedir.
Son yıllarda, kene popülâsyonunun kontrolünde biyolojik yöntemlerin kullanılmasına ilişkin çalışmalar da yürütülmektedir.
Kene mücadelesi, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile bu Bakanlığın il ve ilçe teşkilâtlarının önerileri ve direktifleri doğrultusunda yapılmalı; problemin, yerel yönetimlerin ve ilgili diğer sektörlerin konuya hassasiyetle yaklaşmaları ve gereken önemi vermeleriyle çözülebileceği de unutulmamalıdır. - YazarYazılar
