Oluşturulan forum yanıtları
- YazarYazılar
-
dilaraKatılımcı
dilaraKatılımcı[size=medium]Hücreler ya tek başına (birhücreliler ya da protistler olarak bilinen bakteriler, protozoa, birhücreli mantarlar ve algler; keza yüksek bitki ve hayvanların sperma ve yumurtaları) ya da çok hücrelilerde olduğu gibi belirli bir görevi yapmak için farklılaşmış hücre grupları (= dokular) halinde bulunur. Tek bir hücre halinde yaşamım sürdüren canlılara l. düzendeki canlılar, belirli görevleri yüklenmek için farklılaşmış hücrelere sahip canlılara da II. düzendeki canlılar denir, ikinci düzendeki canlıların hücreleri organizma dışında ancak doku kültüründe yaşamını sürdürebilir ve çoğalabilir. ilk doku kültürünü Amerikalı Rass Harrison (1907) semender hücreleriyle yapmayı başarmıştır. Çok hücrelilerin hücreleri birbirine hücre arası madde ile bağlanmıştır (kemik ve kıkırdakta olduğu gibi) ya da bu madde aracılığıyla ilişkidedir (kan ve lenfte olduğu gibi).
Bazı organizmalar hücre arası maddeye ve hücre sınırına sahip değildirler. Bununla beraber bir canlı birimi olarak tanımlanırlar, örneğin amiplerden Pelomyxa palustris, güneşsilerden (Heliozoa) Actinosphaerium eichorni, birçok ışınlı (Radiolaria), delikli (Foraminifera), Opalinidae, bazı silliler (Ciliata), Myxosporidae ve bitkilerden Siphonales, keza mantarların hifleri bu durumdadır. Bu organizmalar “Çok Çekirdekliler” yada “Hücresizler” olarak adlandırılır..[/size]
dilaraKatılımcı[size=medium]Hücreler yapılarına göre,prokaryot ve ökaryot hücre olmak üzere ikiye ayrılırlar.
Prokaryotik hücre, tek hücreli canlılarda görülen ve organize bir çekirdeği olmayan (çekirdek zarı olmayan)hücre tipidir. Prokaryotik hücrelerde kalıtım materyali sitoplazma içerisine dağılmış durumdadır.
Ökaryotik hücrelerde organize olmuş (çekirdek zarıyla çevrilmiş) halde kendi kalıtım materyallerini taşıyan çekirdekleri vardır. Kalıtım materyali (DNA) olmayan hücre yaşamını belli bir süre devam ettirse bile, bölünüp yeni bir hücre oluşturamaz. Ökaryotik bir hücre;dıştan içe doğru: hücre zarı,sitoplazma ve çekirdekten oluşur..[/size]
dilaraKatılımcı
[size=medium]:icon12:bu da italya’daki aşıklar:icon12:[/size]
dilaraKatılımcı[size=x-small]siz anatomiyi kafanızda çook büyütüyorsunuz ya..o kadar korkulacak bir ders değil..aslında çok zevkli..
öyle isimlerini ezberleyemiyorum,çok zor,hepsi birbirine karışıoyr derseniz olmazz..o zaman agresif_örümcek’in dediği gibi bırakacaksınız veteriner fakültesini:sleep::sleep:[/size]
dilaraKatılımcı[size=medium]Binanın mimari yapısını, dönemin Avrupa’daki mimarlık akımlarının bir yansıması olarak değerlendiren Katoğlu, Süreyya Paşa’nın anılarında, “Binanın giriş holü ve fuayelerini Paris’teki Şanzelize Tiyatrosu’ndan ilham alıp yaptıklarını, diğer kısımlarında da Avrupa’daki tiyatrolardan esinlendiklerini” anlattığını dile getirdi.
Katoğlu, mimari bakımdan farklı, özen gösterilerek yapılan binadaki resimleri dönemin önemli ressamı Naci Kalmukoğlu’nun, heykelleri ve kabartmaları ise ilk Türk Heykeltraşı İhsan Bey’in (Özsoy) yaptığını açıkladı.
Katoğlu, yapılan çalışmaları anlattı:
“Opera temsili için gerekli teknik donanım ve mekanlar yapıldı. Sanatçı, soyunma, çalışma odaları gibi çeşitli mekanlar binanın genel görünüşüne dokunulmadan, estetik görünümünü, tarihsel durumunu hiç değiştirmeden ilave edildi.
Büyük tavan resimleri, duvarlardaki resimler temizlendi, onarıldı. Bina yeni deprem yönetmeliğine uygun olarak depreme dayanıklı hale getirildi. Yangına karşı önemler alındı. Engelliler için uygun düzenlemeler yapıldı. Sahne hizmetleri için gerekli yük asansörleri ilave edildi.
Aydınlatma ve havalandırma sistemi yeniden yapıldı. Çevre düzenine özen gösteriliyor. Çatı sistemi sağlamlaştırıldı.”
[/size]
dilaraKatılımcı[size=medium]İstanbul Devlet Opera ve Balesi ile İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun binayı kullanma talepleri olduğunu anlatan Öztürk, binayı, Anadolu yakasında hiç opera salonu olmadığı için İstanbul Devlet opera ve Balesi’nin kullanımına sunduklarını kaydetti.
Öztürk, İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin haftanın 3 veya 4 günü 565 kişi kapasiteli Süreyya’da temsil vereceğini belirterek, “Bu da bizim için büyük bir şans. Burada ulusal ve uluslararası müzikaller ve konulu oyunlar da sergilenecek” dedi.
Süreyya Operası’nın üst katında 500 kişilik bir balo salonu da bulunduğunu belirten Öztürk, “Süreyya Sineması, Süreyya Operası olarak Türk sanat hayatına önemli hizmetler verecek” dedi.
Süreyya Operası Sanat Yönetmeni Murat Katoğlu ise eski milletvekili Süreyya Paşa tarafından 1924 yılında yaptırılmaya başlanan binanın, o zamanki adıyla ‘Süreyya Opereti’nin, 7 Mart 1927’de görkemli bir gala ile açıldığını anlattı.
Süreyya Paşa’nın 1946 yılında yazdığı anılarında, “Viyana’da bir operaseyrettim. Hayran kaldım. Keşke biz de de böyle salonlar olsa, böyle oyunlar oynansa diye düşünüp bu binayı yaptırdım” dediğini belirten Katoğlu, binanın opera amaçlı yaptırıldığını, ancak hep sinema salonu olarak kullanıldığını kaydetti.
Katoğlu, 1930’lu yıllarda sesli filmlerin gösterilmesi için gerekli teknik değişiklikler yapılarak sinemaseverlerin ilk kez sesli sinemayla Süreyya Opereti’nde tanıştığını söyledi.[/size]
dilaraKatılımcı[size=small]Harry Potter serisinin yedinci kitabı ‘Harry Potter ve Ölümcül Takdis’, Türkçe adı ‘Harry Potter ve Ölüm Yadigârları’ ile yarın piyasaya çıkıyor.
Bundan önceki altı kitapta ucu açık bırakılan bütün soruların cevapları Ölüm Yadigârları’nda veriliyor. Merak edilen, üzerinde tartışılan ama doğru cevabı bulunamayan bütün konular artık çözüme kavuşuyor:
Dumbledore gerçekten öldü mü? Snape’e güvenmekle hata mı ediyordu? Ölüm Yadigârları ne? R.A.B. kim? Karanlık Lord sihir dünyasını ele geçirecek mi? Harry, Ginny’ye kavuşabilecek mi? Hermione ve Harry “sadece arkadaş” mı? Harry bütün Hortkuluklar’ı bulabilecek mi?
Kitabın başında Harry’yi yine pek sevimsiz teyzesiyle eniştesinin evinde buluyoruz. Zümrüdüanka Yoldaşlığı üyelerinin kendisini almaya gelmesini bekliyor. Yoldaşlık üyeleri Harry’yi Voldemort’tan ve Ölüm Yiyenler’den korumaya çalışıyorlar. Ama tabii asıl macera bundan sonra başlıyor. Harry, Dumbledore’un kendisine bıraktığı görevi tamamlamaya çalışıyor. Bu görevi yerine getirirken yanında sadece en yakın dostları Ron ve Hermione var.
Harry Potter bu kitapta neredeyse önceki altı kitabın toplamından daha fazla tehlikeyle karşı karşıya. Sadece Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen ya da onun sadık takipçileri Ölüm Yiyenler’in yarattığı tehlikelerle değil, en yakın bildiklerine, hatta kendisine olan güvenini kaybetme tehlikesiyle de başa çıkmaya çalışıyor.
Harry, 11 yaşında Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’na kabul edildiğini öğrendiğinde, o bir yaşındayken ölen annesiyle babasının aslında birer cadı ve büyücü olduğunu da öğrenmişti.
O günden bu güne geçen yedi yılda sadece bir büyücü olarak yeteneklerini geliştirmekle kalmadı, sihir dünyasında ne kadar önemli bir yeri olduğunu da gördü – ne de olsa Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen’in Öldüren Lanet’inden kurtulan tek kişiydi, o “Sağ Kalan Çocuk”tu.
Bu durumun omuzlarına ne kadar büyük bir sorumluluk yüklediğini de geçen zaman içerisinde acı tatlı birçok şey yaşayarak anladı Harry. Yedinci yıla gelindiğindeyse yanında ne vaftiz babası Sirius Black, ne de yol göstericisi, hayran olduğu Albus Dumbledore var.
Artık genç bir delikanlı olan Harry, yanında sadece güvenebileceği dostlarıyla, sihir dünyasını içine düştüğü karmaşadan kurtarmaya çalışıyor.
Sevin Okyay Kutlukhan Kutlu’nun çevirdiği kitap Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkıyor.
‘Harry Potter ve Ölümcül Takdis’
Harry Potter’ın yedinci ve son kitabı ‘Harry Potter ve Ölümcül Takdis’, ilk 10 günde 11.5 milyon kopya satmıştı. Kitap, ilk 6 cildiyle birlikte dünya genelinde 350 milyondan fazla satıldı.
J.K. Rowling’in satış rekorları kıran kitabından beyazperdeye uyarlanan serinin ilk filmi ‘Harry Potter ve Felsefe Taşı’, 2001 yılında seyirciyle buluştu.
Seri, 2002’de ‘Harry Potter ve Sırlar Odası’ ile devam etti. Her iki filmin yönetmenliğini de Chris Columbus üstlendi.
Seriden, Alfonso Cuaron’un yönettiği ‘Harry Potter ve Azkaban Tutsağı’ 2004’te, Mike Newell’ın yönetmen koltuğuna oturduğu ‘Harry Potter ve Ateş Kadehi’ ise 2005 yılında izleyiciyle buluştu.
Serinin beşinci filminin Ağustos 2007’de gösterime girmesinin ardından, altıncı halka olan ‘Harry Potter ve Melez Prens’ de 21 Kasım 2008 tarihinde seyirciyle buluşacak.[/size]
dilaraKatılımcı[size=x-large]bu kitabı 4 yıl önce okumuştum.gerçekten çok güzel bir kitap.herkese tavsiye ederim:flowers:
:brawa: :brawa: :brawa:[/size]
dilaraKatılımcı

dilaraKatılımcı


dilaraKatılımcı[size=medium]Takımımız iki günlük aradan sonra, bugün akşam Samandıra Kamp Merkezi’nde yaptığı antrenman ile çalışmalarına başladı. Teknik Direktörümüz Zico yönetiminde, saat 17.00’de başlayan antrenman, 1 saat 20 dakika sürdü. Koşu, koordinasyon ve ısınma hareketleriyla başlayan antrenman, pas çalışması ve ardından taktik ağırlıklı çift kale maçla tamamlandı. Antrenmanı Başkanımız Aziz Yıldırım ile yöneticilerimiz Murat Özaydınlı, Neşet Yalçın ve Ali Yıldırım da izledi. Başkanımız Aziz Yıldırım, antrenman sırasında gazetecilerin yanına gelerek onlarla bir süre şakalaştı. Ali Bilgin, antrenörlerimizden Önder Özen yönetiminde takımdan ayrı çalışırken, Milli takımlarda bulunan oyuncularımız ile Edu, Serdar ve Kezman akşam antrenmanına katılmadı. Takımımız yarın saat 17.00’de yapacağı antrenmanla çalışmalarını sürdürecek.[/size]
dilaraKatılımcı
[size=medium]Takımımızın ligde Sivasspor ile yaptığı maçta dizinden sakatlanan kalecilerimizden Serdar Kulbilge, Bakırköy Acıbadem Hastanesi’nde başarılı bir ameliyat geçirdi. Kalecimizin ön çapraz bağları ve minisküsünde onarma yapılan operasyonu Prof Dr. Ömer Taşer gerçekleştirdi. Serdar’a kaleci antrenörümüz Murat Öztürk ve takım doktorumuz Piyer Arzuman eşlik etti. Başarılı geçen ameliyatın ardından Serdar Kulbilge’nin tedavisi Fenerbahçe Samandıra Kamp Merkezi’nde devam edecek.Kulbilge’nin bugün taburcu olacağı bildirildi.[/size]
dilaraKatılımcı[size=medium]Manisa Belediye Başkanı bunu fair play ruhu ve ülkemizde sporun hak ettiği entelektüel seviyeye ulaşması adına yapmak durumundadır. Tüm idari ya da spor kulübü yöneticisi her kesin sporumuz içerisine düştüğü bu çıkmazı biran önce görmesi ve önlem alması gerekmektedir. Sadece kendi stadyumu değil Türkiye’nin her yerinde küfür ve kötü tezahürata karşı mücadele eden Başkanımız Sayın Aziz Yıldırım ve yönetimimiz bu konudaki hassasiyetini bundan sonra da devam ettirecektir. Başkanımız ve yönetimimizin küfür önlemeye yönelik çabalarının diğer kulüp başkanları ve futbolu idare eden kurumlar nezdinde ki tepkisini ise kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.
[/size]
dilaraKatılımcı[size=medium]BİR TOHUMLAMA İLE HAYVANLARIN HEPSİ GEBE KALABİLİR Mİ?
Yetiştiriciler suni tohumlamayı aşı gibi kabul etmekte, iğne yapma zannetmektedirler. İneklerinin bir tohumlama ile gebe kalmasını istemekte, tohumlandıktan sonra inek dönerse ”ineğim kısır kaldı” diye kabul etmektedirler. İneğin dönmesinin bir çok sebebi vardır. Bunlardan bir tanesi doğa gereği sakat doğma şansı olan yavruların daha baştan gelişimi engellenmekte bu da karşımıza döl tutmama olarak çıkmaktadır. Sakat olmaktansa hiç olmaması daha iyidir. Ayrıca spermalar baştan sona kadar kontrol edilmesine karşın bugünkü yöntemler ile yumurtanın kontrolünün pratik olarak yapılması mümkün değildir. Daha sonra yavrunun tutunup yapışıp büyüyüp geliştiği ortamlar olan yumurta yolu ve rahminin ürettiği sıvılar ve kendi yapılarının özellikleri döl tutmama nedeni olabilmektedir. Bunların dışında ineğin üreme organlarında (yumurtalık ve yumurta yolu ve rahminin hastalıkları da döl tutmama üzerinde etkilidir.[/size]
- YazarYazılar
