Oluşturulan forum yanıtları

15 yazı görüntüleniyor - 1,186 ile 1,200 arası (toplam 1,613)
  • Yazar
    Yazılar
  • şuna cevap olarak: ÇİRKİN KRAL:RONALDİNHO #43590
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    206023613.jpg

    şuna cevap olarak: ÇİRKİN KRAL:RONALDİNHO #43589
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    883303501.jpg

    şuna cevap olarak: ÇİRKİN KRAL:RONALDİNHO #43588
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    991082194.jpg

    şuna cevap olarak: ÇİRKİN KRAL:RONALDİNHO #43587
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    703624377.jpg

    şuna cevap olarak: ÇİRKİN KRAL:RONALDİNHO #43586
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    294761465.jpg

    şuna cevap olarak: ÇİRKİN KRAL:RONALDİNHO #43585
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    372543606.jpg

    şuna cevap olarak: ŞEHİR EFSANELERİ….. #43584
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    High-tech ürünleri çoğunu ya Amerikalılar bulmuştur, ya da Japonlar. Diye, biliriz biz cahil takımı. Aslına bakarsanız adamların bizden yürüttüğü sürü sepet yenilik var. Buz kalıbından jeton yapan güzel insanların aklından şüphesi olan mı var! Mesela fiber optik kabloyu Paşabahçe’de çalışan bi işçinin bulduğundan kaç kişi haberdar?
    Paşabahçe Cam Fabrikası’nın hurda cam deposunda taşımacılık yapan Rıfat, kafayı kısa yoldan zengin olmaya takmış. Hayatını hep avantalar üzerine kurmak istiyomuş. Oturduğu gecekondunun elektriği de kaçakmış ama TEKçiler iki de bir gelip kesiyomuşlar elektriği. Bi gün Rıfat depoda otururken aklına bi fikir gelmiş: “Ulan camdan bi kablo yapıp hattı öyle çeksem bu TEKçilerin ruhu bile duymaz. Heriflerin gözünün önünde paşa paşa kullanırım elektriğimi” diyerek hemen harekete geçmiş.

    Hurda camlardan kabloyu yapmış yapmasına ama arada hava kaldığından bi türlü elektriği iletmeyi başaramamış Rıfat. Epey bi uğraşmış, olmayınca da projeyi rafa kaldırmış. Cam kablodan da kendine tesbih yapmış.

    Aradan bi zaman geçmiş. AT&T firması Paşabahçe’yi Türkiye’de pilot fabrika seçip buraya mühendislerini göndermiş. Gavurlar bi gün depoda çalışırken havada bi ışık huzmesi görmüşler ve dumura uğramış bi şekilde ışık nerden geliyo diye etrafı incelemeye başlamışlar. Bi masanın üstünde de kopuk bi tespih durmaktaymış. Tesbihin bi ucu yere dönük, bi ucu da florasan lambaya bakıyomuş. Üzerindeki taneleri ışık için izole edilen “tesbih kablo” tavandan aldığı ışığı masanın altına iletmekteymiş. E, bunlar koskoca AT&T mühendisi, onlar anlamıycak da kim anlıycak, olayı o an çözmüşler. “Demek ışık böyle de iletibiliyo, o halde bunu geliştirebiliriz” demişler.

    Hemmen tesbihin sahibi Rıfat bulunmuş. Bizimkini aldıkları gibi Amerika’ya uçurmuşlar. Patent işlemlerinden sonra tesbih geliştirilip bugünkü fiber optik olayı bulunmuş. Rıfat şu an epey yaşlıymış ama hala AT&T labaratuvarlarında ar-geci olarak çalışıyomuş.

    şuna cevap olarak: ŞEHİR EFSANELERİ….. #43583
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    Bir lunaparkın gece bekçisi olarak işe başlayan bir vatandaşımız, bir gece çok sıkılmış ve ’Bari oyuncaklara binip eğleneyim diye’ düşünmüş. Hep binmek istediği ama bir türlü fırsat bulup da binemediği zincirli sandalyeleri gözüne kestirmiş. Hani şu sekolin denilen zincirle yukarıdan bağlı olup dönmeye başlayınca merkez-kaç kuvvetiyle dışarı doğru açılan bi oyuncak vardır ya işte ona.

    Vatandaş sandalyeye oturmuş, eline aldığı uzun bir çubukla aletin şalterini açmış. Şalter iner inmez zincir dönmeye başlamış. İçini çocuk gibi bi sevinç kaplamış. Çığlıklar atıp, klasik zincir ayılıkları yapmaya başlamış. Dönmüş, dönmüş, dönmüş…

    Otomatik olarak duracağını sandığı zincir, bir türlü durmuyormuş. Doğal olarak bir süre sonra vücudu isyan etmeye başlamış başı dönüyor, midesi bulanıyormuş. Sonuçta sabaha kadar dönmüş durmuş. Sabah mesaiye gelen lunapark çalışanları cesedini hala dönmekte olan zincirde bulmuşlar. Yapılan otopside, bekçinin beynindeki denge merkezi damarlarının patlaması sonucu beyin kanamasından öldüğü ortaya çıkmış.

    şuna cevap olarak: ŞEHİR EFSANELERİ….. #43582
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    Mezbahadan et taşıyan bir tırın sabahın erken saatlerinde yüklenip bir an önce yola çıkması gerekiyormuş. İşe sabahın kör vakti gelen işçiler, tırı yüklemeye başlamışlar. Alelacele işi bitirmişler. Tırın şoförü arkadaki soğuk hava deposunun kapısı kapatılır kapatılmaz yola çıkmış. Ancak son eti çengele takmaya uğraşan işçinin içeride kaldığını kimse farketmemiş. Uyku sersemi olan işçi de başına gelen korkunç şeyi, ancak tır hareket edince farkedebilmiş. Tır hiç durmadan 8 saat yol alacağından, arkadaşları kaybolduğunu farketmezlerse donarak öleceği kesinmiş.

    Bir süre duvarları yumruklamış ama sesini duyuramayacağını biliyormuş. Bir süre sonra üşümeye başladığından hareketleri yavaşlamış ve bir kenara çöküp ölümü beklemeye başlamış. Oturup kaçınılmaz sonunu beklemeye başlamış ve cebinden çıkardığı kağıt kaleme yazmaya başlamış. 1. saat: çok üşüyorum 2. saat: her yerim uyuşuyor 3. saat: ayaklarımı hissetmiyorum 4. saat: donarak ölmek istemiyorum, kalemi tutucak gücüm kalmadı, ellerim dondu…

    Tır etleri teslim edeceği yere geldiğinde şoförü dondurucunun kapısını açınca içerisinin soğuk olmadığını farketmiş. Sabah yola çıkarken aceleden dondurucuyu çalıştırmadığını hatırlayan şoför, lanetler okurken köşede büzülmüş yatan işçiyi görmüş. Adamın uyuyakaldığını sanan şoför, işçiyi sarstığı halde uyandıramamış.

    Polis olaya el koymuş, şoför tutuklanmış. Bir müddet sonra adli tabip raporunda işçinin ölüm nedeni vücut ısısının hızla düşüşü olduğu açıklanınca temize çıkmış. Meğerse talihsiz işçi psikolojikman ölmüş.

    şuna cevap olarak: ŞEHİR EFSANELERİ….. #43581
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    Gecenin bir yarısı teknelerini limana bağlayaniki balıkçı, Anadol pikaplarına atlayıp evlerinin yolunu tutmuşlar. Yol mezarlık yanından geçiyormuş. Arabayı süren bu mezarlıktan korktuğu için dualar ediyormuş. Diğeri batıl korkuları olmadığından arkadaşıyla dalga geçiyormuş.

    Bu sırada şoför aniden firene asılmış. Çünkü ince bir ağaç enlemesine yola devriliymiş. Şoför ’Ben hayatta inmem’ demiş. Diğeri babayiğit bir adammış, ’Ben tek başıma hallederim’ diyip çıkmış arabadan. Gece karanlığında ince uzun ağaca bakıp: ’Kavak ağacı galiba’ demiş. Yaklaşıp ağacın gövdesine sarılıp da ağacın kabuğunun yumuşak olduğunu ve kımıl kımıl hareket ettiğini hissedince babayiğitlik filan kalmamış taabii aynen tabanları yağlamış.

    Arkadaşını dikkatle izleyen şoför ağacın hareketlendiğini ve yukarı doğru kalktığını görünce, karşısındakinin ağaç değil de ben diyim on, sen de yirmi metre boyunda dev bir yılan olduğunu farketmiş. Yılan başını kazdığı mezardan çıkarınca dehşete düşen şoförün saçları o anda bembeyaz kesilmiş. Allahtan karnını mezarda doyurduğu için canavar ne şoföre ne de arkaşına saldırmamış. Denize doğru akıp gitmiş. İki arkadaş perişan halde köylerine dönmüşler.

    Sonradan köyün yaşlılarından yılanın Marmara denizinde yaşayan ve denize yakın mezarlardaki, yeni gömülen ölüleri yiyerek yaşayan bir canavar olduğunu öğrenmişler. Anlattıklarına göre daha önceleri yılanın çok aç kaldığında balıkçı teknelerine dahi saldırdığı olurmuş. O zamanlarda Yalova ve Kumla’da da ortaya çıkarmış. Marmara Canavarı’yla karşılaşan herkes söz birliği etmişcesine yılanın bir kavak ağacı boyu ve eninde olduğunu söylermiş. Ama yıllardır Marmara Canavarı’nı gören olmamış.

    şuna cevap olarak: ŞEHİR EFSANELERİ….. #43580
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    İngiltere aniden bastıran sisiyle ünlüdür. Yine sisin yoğun olduğu bir gün kadının biri şehirlerarası bir yolda arabasıyla seyahat ediyormuş. Sabahın erken saatleriymiş. Sis yüzünden pür dikkat ve olabildiğince yavaş gidiyormuş. Derken yolun iki tarafında oldukça garip açıyla park etmiş iki araba görmüş. Önce tırsmış. Ama merakına yenik düşmüş ve arabasını biraz ileride güvenli bir yere çekmiş.

    İhtiyatla ilk arabaya yaklaşmış. Her halinde savrularak durduğu belli olan otomobilin görünen bir hasarı yokmuş. Otomobilin etrafında dolaşan kadın şoför mahalinde yan koltuğa doğru yatmış bir adam olduğunu görmüş. Açık pencereden içeri uzanarak, adama seslenmiş. Yanıt alamamış. Bu arada farkında olmadan kapıyı tutunca eline yapışkan bir şey bulaşmış. Alacakaranlıkta eline bulaşan şeyin önce ne olduğunu anlayamamış, ama birden bire jeton düşmüş. Elindeki kanmış.

    Panik içinde arabasına koşmuş. Son sürat en yakın yerleşim yerine gidip, polise durumu anlatmış. İngiliz polisi hemen harekete geçmiş. İki arabanın bulunduğu yere vardıklarında, olağanüstü tedbirler alarak arabalara aynı anda iki ekip halinde yaklaşmışlar. Biraz sonra her iki ekip lideri, polis müdürüne arabalarda kafası kopuk birer ceset olduğunu rapor etmişler.

    Bir süre sonra cesetlere ait iki kafa bulunmuş. Kafaların her ikisi de darmadağan olmuş vaziyetteymiş. Otomobillerde ise hiç bir hasar yokmuş, cesetlerde başka bir darbe de. Kafalar ise kesici bir aletle kesilmemiş, güçlü biri ya da bir şey tarafından sanki bir serçe kafasıymış gibi çekip kopartılmışa benziyormuş. Polisler bu işin içinden bir türlü çıkamamış. Olaya İngiliz gizli polisi MI5 el koymuş.

    MI5’da yeni kurulan seri katil araştırma birimi, olay mahalini didik didik incelemiş. İki gün sonra MI5 karargahına bu esrarengiz olay hakkında bir rapor ulaşmış. Dehşet verici bu olay, aslına basit bir trafik kazasıymış. Raporda olay şöyle anlatılıyormuş. Yoğun sise rağmen hız yapan iki sürücü de bellerine kadar sarkarak yolu daha iyi görmeye çalışıyorlarmış. Karşı yönlerden gelen bu iki otomobildeki sürücüler hızla gelen diğer otomobili çok geç farketmişler. Kafaları birbirine hızla çarpınca, ikisinin de kafası kopmuş.

    şuna cevap olarak: ŞEHİR EFSANELERİ….. #43579
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    Bundan 15 yıl kadar önce, köyün birinde küçük bir kız, kuduz olduğu sanılan bir köpek tarafından ısırılmış. Hükümet tabibi, ilçede başka doktor olmadığından göreve yeni başlayan bir sağlık memurunu, kızı alıp getirmesi için olay mahalline göndermiş. Sağlık memuru köye vardığında, kızın çoktan hakkın rehmetine kavuşmuş olduğunu görünce, hükümet tabibine telefon açıp ’Efendim kız ölmüş ne yapayım?’ diye sormuş. Karşıdan ’Başını kes, gel’ yanıtını almış. Tabibin kızı kastettiğini sanan acemi sağlık memuru, köpeğin başını keseceğine kızın başını kesip hükümet tabibliğine götürmüş.

    Kızın akrabaları olayı öğrenince ortalık karışmış taabi. Çoluk, çocuk, bütün köy hükümet tabibliğinin kapısına dayanmış. Tabib ne yapacağını saşırmış. Sağlık memurunu jandarma korumasına vermiş. Kendisi de atlamış arabaya, köye gidip zavallı kızcağızın kafasını dikmiş. Sağlık memuru başka bir ile tayin edilmiş, köylüden resmi özür filan dilenmiş, olay tatlıya bağlanmış.

    şuna cevap olarak: ŞEHİR EFSANELERİ….. #43578
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    Kaliforniya İtfaiyesi yetkilileri, bi orman yangınından sonra ormanın içinde yanmış bi balık adam cesedi bulmuşlar. Şnorkeli, oksijen tüpü, paletleriyle tam donanımlı bi dalgıçmış bu. Çok şaşırmışlar taabi. Polis olayı araştırmaya başlamış. Adamın kimliğini tespit ettikten sonra yangının olduğu gün ormana 20 kilometre uzaklıkta bi mevkide (denizde taabi) dalış yaptığı anlaşılmış. Dalgıçın ormanın ortasına nasıl geldiğini itfaiye yetkililerinden biri çözmüş.
    Orman yangınlarını söndürmek için helikopterlerle denizden su alınıp alevlerin yoğun olduğu yerlere dökülürmüş. İşte bu talihsiz balık adam da belli ki kendini bi anda helikopterin okyanusa daldırdığı deponun içinde bulmuş ve daha sonra da ne olduğunu anlayamadan metrelerce yükseklikten alevlerin içine düşmüş.

    şuna cevap olarak: ŞEHİR EFSANELERİ….. #43577
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    Kaptan Kusto’yla ekibi Cebelitarık’ta araştırma yapıyomuş. Bi de görmüşler ki boğazda iki akıntı karşı karşıya geliyo biri tatlı, biri tuzlu ama bunlar hiç karışmadan, tatlısı alttan, tuzlusu üstten paşa paşa akıyomuş. Kafayı yemiş adamlar. Ulan nasıl olur, nasıl olur? Koca koca kitapları karıştırmışlar açıklaması yok! Böyle bi’şey litetatüre geçmiş değil.
    Kalipso’da da Müslüman bi tayfa varmış. Faslı mı ne? Unuttum şimdi. “Niye şaşırıyonuz ki, bu Kur’an’da da yazıyo zaten’” demiş. Kusto “Olmaz öyle şey” deyip terslemiş tayfayı. Adam koyu hıristiyan. En fanatiklerinden. Kabullenir hiç böyle bi’şeyi. Yine de içine bi şüphe düşmüş taabi. O Faslı’ya, “Sen de vardır, ver bakalım şu Kur’an’ı da bi bakayım” demiş. O gece sabaha kadar Kur’an okumuş. Güneş doğarken gemi mürettabatı bi sese uyanmış. “Allahu ekber, Allahu ekberrrr” Hepsi güverteye toplanmış, noluya falan? Bakmışlar ki Kusto kaptan köşkünün önünde ezan okuyo. Ezanı bitirince bunlara, “Hepiniz saf tutun, söylediklerimi tekrarlayın” demiş. “Eşhedü Enlaaa…” “Eşhedü Enlaaaa…” İşte o sabah Kusto’yla Kalipso’nun mürettebatı böylece müslüman olmuş

    şuna cevap olarak: ŞEHİR EFSANELERİ….. #43576
    blankMurat KUTAY
    Katılımcı

    Almanya’da hız yapanları saptamak için kullanılan radar sistemlerinde fotoğraf makinesi de varmış. Süratli giden araçların şoför mahallinin fotoğrafını çekebilen sistem sayesinde, fotoğrafın altındaki tarih, yer ve hız detaylarıyla sürücülerin itirazları engelleniyormuş. Aşırı süratten ceza yiyen biri itiraz ederse, Alman polisi hemen altında detayları bulunan fotoğrafı adresine gönderiyormuş.

    Almanya’da adamın biri işinden evine döndüğünde, masanın üzerinde karısına trafik polisinden gelen bir mektup olduğunu görmüş. Ceza makbuzu olduğunu anladığı mektubu, ’Nasılsa ben ödeyeceğim’ diye açmakta mahsur görmemiş. Ancak mektubu açınca dünyası kararmış. Çünkü zarfta, karısının radara yakalandığıyla ilgili belge, karısının itiraz dilekçesi ve polisin fotoğraflı cevabı varmış. Fotoğrafta karısının yanında da, adamın bir süredir zaten şüphelendiği karısının aşığı oturuyormuş.

    Adam anında boşanma davası açmış ve bu fotoğrafı da nafaka vermemek için delil olarak kullanmış. Hakim, Alman yasaları çerçevesinde adamı tek celsede nafakasız karısından boşamış.

15 yazı görüntüleniyor - 1,186 ile 1,200 arası (toplam 1,613)